<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612</id><updated>2012-01-31T15:39:40.233+02:00</updated><title type='text'>alice in wonderbra</title><subtitle type='html'>eat me. drink me. wear me.</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>308</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-557529012189947067</id><published>2012-01-19T01:54:00.003+02:00</published><updated>2012-01-19T01:54:58.212+02:00</updated><title type='text'>hareketli günlerden bir kuple (no: 5)</title><content type='html'>günler enteresan bir hızla geçiyordu ve ben planlarımın biraz gerisinde kalmıştım. ama her şeyin bağlanacağı günü tutturmuştum sanırsam. aslında bu yarın belli olacak. yarın gideceğim ikea ve koçtaş nakliyeyi cuma günü yaparsa adeta mükemmel bir sonuçla karşılaşacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öncelikle, annem söylediği ve beklendiği üzere hasta oldu. ama bunun tek sorumlusu ben değilim. 15 yıl kadar önce arabalı bir kapkaççı kendisini 10 metre kadar sürüklediğinden beri iskelet sisteminde problemler yaşıyor, doktordan doktora koşuyor. geçen hafta sonu omuz ağrısı ağlatacak boyutlara ulaştı, oysa annem değme acıya gık demeyen bir kişilik. son ilaçları işe yaramamış, durum sandığımızdan daha vahimmiş, bu nedenle yepyeni bir serüven bizi beklemekteymiş. velhasıl kelam, pazartesi başlayan serüvenimiz hala devam ediyor. hatta pazar akşamı annem yerine hastalığı benimle konuşup ağzıma sıçtı biraz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;babamın da morali oldukça bozuk ama bunun da tek sorumlusu ben değilim. üst üste gelen bazı problemler nedeniyle bu aralar depresyona yakın durumlarda. "bana çok mu kızdın?" diye sorduğumda sadece akıllı insanlara kızdığını, yaptığım şeyde ve hatta taşınacağım yerde hiçbir mantık bulamadığını söyledi. ona da gecikmiş açıklamalar yapmak durumunda kaldım ama yoo dostum yoo... adam mantıklı. ve tabii benim mantığımı anlamaması da normal geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bunlar olurken, yani anneme florya'dan nişantaşı'na, nişantaşı'ndan florya'ya ufak istanbul turları attırırken ve yolda ne kadar üzüldüğünü dinlerken, ve kar yağarken, ve doktor randevuları uzadıkça uzarken, ve diğer yanda para kazanmak için yapmam gereken işler varken buzdolabı ve çamaşır makinesini aradan çıkardım. taşınma deneyimli insanlar derler ki, bunları ikinci el falan almayacaksın, ne zaman sorun çıkaracaklarını bilemezsin. haklılar. annem de der ki, bosch alsaydın. o da haklı. ben de akibetimin belirsizliğini ve servis bulma konusundaki tasdikli gerizekalılığımı göz önünde bulundurarak sadece birinci grubu dinledim. ucuzundan ve garantilisinden beyaz eşyamı almış bulundum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu arada emlakçıdan haber geldi, elektriği ve suyu üstüme almam gerekmiyormuş. sadece ona her ay faturanın bir kopyasını versem yeterliymiş. iki işin kendiliğinden hallolmasına sevinerek bugün öğleden sonra igdaş'a yol aldım. beşiktaş'ın bağlı olduğu okmeydanı'na giderken, ecnebilerin "cold feet" dediği, benim de gönül rahatlığıyla "yavşaklık" olarak adlandırabileceğim duruma düştüm. aklımda yani aslındalar geçit töreni yaparken sert bir sesle "saçmalama!" dedim ve kendi kendime şarkı söylemeye başladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;oooook meydanııııı&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;ovalara yayılııııır&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;iiiiinsan bunaaaaa&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;hayvan gibi bayılıııır&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu devlet daireleri artık korktuğum gibi değilmiş. ya da bu aralar bana iyisi denk geliyor. öyle ki, sayın igdaşçı amca "siz isteyin, çiğ tavuk bile yeriz" dedi bugün bana. öyle bir gülüşmeler falan...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;muhtarla işi halledemedik, zira kendisi nüfus işlerinde yetkili değilmiş. önce elektrik, su ya da doğalgazı halledip verilen kağıtla birlikte nüfus müdürlüğüne gidiliyormuş. ikamet taşıma işlemleri orada yapılıyormuş. bu kısmı taşınma sonrasına bıraktım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra yeni bir telefon hattım ve internet bağlantım oldu. pazartesi'den itibaren zaruri ihtiyacım olan adsl kullanıma hazır ve nazır olacak. tabii bunun için ilk olarak türk telekom'un genel müdürlüğüne gidip "o diğer bina nerede ki? ben bilmiyorum öyle bir şey, bu da türk telekom işte?" demem gerekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;boya işini arkadaşlarımla halledemedim, çünkü hepimiz birer kont veya kontes soyundan geliyoruz. aslına bakarsanız soramadım bile. sana gül bahçesi vadetmedim'de başkalarından bir şey isteyemeyen bir akıl hastası vardı, biraz öyle triplerdeyim ben. bunları dert ediyor olmasam temizliği de aradan çıkarırdık oysa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama sonuçta boya bitti. oturma odam gri-beyaz, yatak odam mor-beyaz olacaktı, tersi olmuş. yine de tonlar birbirine yakın (gibi sanki biraz) olduğu için, tabii bir de bütün işe yeniden başlanmasını sinirlerim kaldırmayacağından ses çıkarmadım. bunu sorun saymıyorum. ama "oturma odam turuncu olup enerji vermeli, yatak odam maviliğiyle sakinleştirmeli" gibi bir kafada olanlar boyacıya söylemekle, duvarlara yazmakla falan yetinmesinler; ellerine fırçayı alıp "bu renk olacak!" şeklinde işaretlesinler derim. ampütasyon durumunda "bu kol kesilecek" diye üstüne yazarlar ya, boyacıya böyle anlatmak iyi olabilir. en azından renkleri odanın doğru bölümlerine uygulamış, bu da yeter.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yarın yine hareketlerden hareket beğeneceğim bir gün olacak gibi. sabah annem ve omzu, öğleden sonra gayrettepe'de toplantı, hemen ardından koçtaş, belki arada temizlikçinin eserine bir göz atış (bugün domestos'um ve migros markalı yüzey temizleyicim oldu), sonra sevdiceği kapıp ikea, ve son olarak eve dönüp bütün gün yapılmamış işlere başlama.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu arada, yazı çok uzadı ama annem ağrısı hafifleyince lokum gibi oldu. eski perdeleri vermeyi önermekle kalmadı, tabak çanak işini kolaylaştıracak gibi görünüyor. bugün itibariyle iki tane mor tencerem, mutfak bezlerim ve havlularım var, birlikte aldık. böyle yumuşamasının nedenlerinden biri de benim "ne olacağını bilmiyorum, bakarsın beklediğim gibi çıkmaz, geri dönerim" cümlelerim oldu. ve bunu sadece annemi rahatlatmak için söylemedim. yani olmaz herhalde ama sonuçta ben de gerçekten bilmediğim bir şey yapıyorum. sırf bu yüzden türk telekom'un 24 ay sözleşmeli turuncu telefonunu bile almadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama alabilirim de. bir taşınayım önce. yok cold feet falan. kapı gibi doğalgaz sözleşmesi var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;sonraki yazının konusu:&lt;/b&gt; boş bir evde eşya beklemek, evden eve nakliyatın cilveleri, soğuk hava dalgası göndermesinler diye balkanlar'a uçan tekme atmak istemek.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-557529012189947067?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/557529012189947067/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=557529012189947067&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/557529012189947067'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/557529012189947067'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2012/01/hareketli-gunlerden-bir-kuple-no-5.html' title='hareketli günlerden bir kuple (no: 5)'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-1365861159439678072</id><published>2012-01-12T22:07:00.003+02:00</published><updated>2012-01-13T00:44:52.011+02:00</updated><title type='text'>and... action! (hayal, plan, falan no: 4)</title><content type='html'>perfect day'in biraz umutlu, biraz hüzünlü, böyle keyifli gibi ama hala bokun içindeymişsin gibi bir hali vardır ya. hani debelenmeyi bırakıp bir süre batmaya izin vermek gibi. ben şimdi öyle hissetmiyorum. ama bugün iki mühimsi iş yaptım, perfect day karşıma iki kez çıktı, stres içerikli bir baş ağrısı sahibiyim. kozmos mesaj vermeye çalışıyor olabilir. ne var ki şu anda ne demek istediğini anlamıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;ilk mühimsi iş:&lt;/b&gt; bağcılar sgk'ya gidip isteğe bağlı sigortalı olmak için başvuru yaptım. devlet kurumları gözümü korkuttuğu için aylardır erteliyordum bu işi. açıkçası hayatımı sigortasız sürdürmek de öyle çok rahatsız etmiyordu beni. ama şu genel sağlık sigortası boku bana "haydi yavrum, kaldır kıçını" dedi, ben de ne olacaksa olsun artık ulan düşüncesiyle başvurumu yaptım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;neden bağcılar'da? çünkü bakırköy sgk oraya taşınmış. peki bağcılar nedir? eşşeğin ziti diyebileceğimiz genişçe bir alanmış. biraz google maps, biraz da benzinci tarifiyle kaybolmadan gittim her nasılsa. korktuğum gibi de olmadı. öğleden sonra gitmeme rağmen sıra uzun değildi, en fazla yarım saatte başvurumu yapıp çıktım. bir ay sonra da genel sağlık sigortası için gitmem gerekiyormuş. bu olay için 230 tl civarında aylık ödeme olacağını sanıyordum, 280 tl civarında bir ödemem olacakmış meğersem. bir ay sonra o 230'u da bunun üstüne eklerlerse ne gülerim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;giderken kaybolmamış olmam yeteri kadar şaşırtıcıydı. bu şaşkınlığı üzerimden atabilmek için dönüşte kayboldum. florya'ya ancak bayrampaşa üzerinden dönebilmem bana hala aynı gerzeklikte olduğumu gösterdi, rahatladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;ikinci mühimsi iş:&lt;/b&gt; evi tuttum. fikir aklıma ilk düştüğünden beri, evi tuttuğum zaman şener şen'in "eeaaallleeeeeaaaaaahhhh!!!" bağırışıyla blogu inleteceğimi hayal ediyordum. olabilirdi de. orospu çocuğu emlakçı sevincimi kursağıma tıkana kadar her şey yolundaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ev tutmuş olanlar "komisyon" diye bir şeyin varlığından haberdardır. ben değildim. bugün bizzat emlakçıdan, sgk'da sıra beklerken öğrendim. miktarı söyleyince bir sıfır attım, "bu kadar demek istediniz herhalde?" diye sordum. adam güldü biraz. yıllık kiranın %12'sini aldıklarını söyledi. anlam veremedim. allak bullak olduğum için "ne yaptınız ki ne istiyorsunuz?" diye soramadım bile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kiraya veren ve kiracı adına, bir ev için bir şeyler yapan emlakçılar olabilir. ne bileyim, herhangi bir şey yapıyor olabilirler. evi boyatıp temizlettikten sonra gösterirler mesela. aldıkları komisyonu bir şekilde hak ediyor olabilirler, böyle bir şey mümkün. mesela eski "inci hanım'ın evi"nin emlakçısı bence komisyonu hak edecek bir şeyler yapıyordu. ama bu eşşoğlueşşekler 3-5 fotoğraf çekip emlak sitesine yüklemek, sonra da 20 adım yürüyüp kapıyı açmak dışında hiçbir şey yapmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;birkaç arkadaş pazarlık yapmamı söyledi. ben pazarlık falan yapamıyorum. beceremiyorum işte, öyle dil dökmelere falan katlanamıyorum. mesela trafikte alkollü yakalanıp ya dil dökerek ya da rüşvet vererek ehliyeti kaptırmayanlar var. ben öyle değilim. yıllar önce öyle bir durumda ehliyetimi vermem 2 dakikadan kısa sürmüştü. bunda da öyle oldu. neredeyse gıkımı çıkaramadım. biraz mırmır yaptım, adam birkaç şey söyledi, istediği parayı verdim. öyle bir pazarlık sürecine girecek olsam "sırf burada oturduğun için sana bir kuruş verecek değilim göt!" diyerek taşınmaktan tamamen vazgeçebilirdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu heriflerin en fazla yarım kilo baklavalık iş yapıp bir sürü para alması, böylesi bir beleşçiliğin yanlarına kar kalması allah'ın varolmadığının en açık kanıtlarından biri bence.&amp;nbsp;komisyonu bilgi hanesine yazıp tamamen unutmak istiyorum. bir de boyacı bulmam gerekiyor. çünkü bu aşağılık herifler aldıkları onca paraya rağmen evi biraz düzgün teslim etmek için bile kıllarını kıpırdatmıyor. olur da bu adam yakınımda bir yerde düşüp ölürse ben de kılımı kıpırdatmam artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi biraz sinirden, biraz da yakın gelecekte yaşayacağım uğraştan dolayı eve pek ısınabilmiş değilim. gelecekteki güzel günlerin hayalini kuramıyorum. belki eşya alışverişine çıktığım zaman keyfim tekrar yerine gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;sonraki yazının konusu:&lt;/b&gt; türkali mahallesi muhtarlığına genel bakış; elektrik, su gibi ıvır zıvırı üstüme geçirme işlemleri. ve tabii, boyacı nasıl bulunur, kış ortasında boya kaç günde kurur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;birkaç saat sonra:&lt;/b&gt; yok la çok sevindim. neresini ne renge boyatacağımı düşünmeye başladım yeniden. güzel olacak o ev, küçük mutfağımda üşenmeyip krep yapacağım. tek başıma yaşayacağım evim var olm benim! hemen boyatıp temizletsem de eşya almaya başlasam. :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-1365861159439678072?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/1365861159439678072/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=1365861159439678072&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/1365861159439678072'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/1365861159439678072'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2012/01/and-action-hayal-plan-falan-no-4.html' title='and... action! (hayal, plan, falan no: 4)'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-6196273354189590646</id><published>2012-01-08T20:35:00.002+02:00</published><updated>2012-01-08T20:35:59.483+02:00</updated><title type='text'>hayaline bir, planına iki...</title><content type='html'>bugün gayet iyiydim aslında. birazdan yine iyi olurum ama şimdi sinirliyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dün "inci hanım'ın evi"nden vazgeçtim. hem daire bölününce mutfak iki paket makarna sığdıramayacağım kadar küçülmüş hem de emlakçıya kıl oldum. "son kez gidip göreceğim, her şeyi tamamlanmış olacak, kısa sürede taşınacağım" gibi hayaller kuruyordum. emlakçı da bir tek boyasının kaldığını söylüyordu. o hevesle gittim, baktım mutfağa hiçbir şey takılmamış. banyo da aynı şekilde, duşakabin bile yok ortada. "eee ne bu şimdi?" dedim, her şeyin hazır olduğunu, boya sırasında kirlenmesin diye taktırmadığını söyledi. la salagh, koçtaş'ta da hazır duruyor onlar, gidip yerleşiyor muyum ben? adam böyle söyleyince odalar gözüme daha bir küçük göründü. mutfak da zaten dolapları bile takılmadan üstüme üstüme gelmeye başlamış, vazgeçtim. iyi de oldu, müstakbel komşumla doğalgaz polemiğine girmeyeceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;onun üstüne bir de deli gibi yokuş çıkarıp ciğerlerimi elime verdi, bokum gibi yerler gösterip "burayı gaçırma inci hağım" dedi; insanların neden emlakçılardan nefret ettiğini uygulamalı olarak açıkladı. yine de arıza çıkarmadım, önümüzdeki maçlara bakarız diyerek avundum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gece eve geldiğimde yine sitelere baktım, acayip içime sinen bir yer buldum. tüm güzel özelliklerinin yanı sıra, içinde bir de metallica posteri vardı. hemen evin beni çağırdığına karar verdim, yine plan proje düşünceleriyle uykum kaçtı. bugün emlakçıyı aradım, yarın için sözleştik, ağzım kulaklarımda beklemeye başladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu arada anneme de bir şey olmuş, bugün nasıl olduysa gayet kabullenmiş bir durumdaydı. bir tek "neden beşiktaş?" dedi, "neden başka bir yerde rezidans falan düşünmüyorsun?" açıkladım, hiç karşı çıkmadı. hatta bir ara şimdi oturduğumuz eve taşınırken nasıl hissettiğini falan anlattı. herhalde yazdıklarım birkaç gün rötarlı etki gösterdi. sonuçta her yönden mutlu oldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra sevdiceğimle konuştuk, olan biteni anlattım. o da evi merak etti. linkini göndermek için tekrar hürriyetemlak'a girmiştim ki... yok!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;panikle emlakçıyı aradım. daire cumartesi akşamı verilmiş. elinde başka alternatifler varmış. bokmuş. püsürmüş. şimdi köfte yapıyormuş, elleri yağlıymış. bana haber verecekmiş. köfte boğazında kalsın demeden kapadım. olur da buluşursak cüzdanını aşırmayı düşünüyorum. elindeki evin gittiğini bile fark etmeyecek biriyse, cüzdanının çarpıldığını anladığında çoktan uzaklaşmış olurum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi umutsuzluğa kapılmamı engelleyen ufak tefek şeyler var. hayatımın erkekinin ev bulma macerasını düşünüyorum mesela. kaç ay uğraştı, sonunda çok güzel bir yer buldu. ben de ilk hevesimi ıhlamurdere'nin ortasında, ikincisini çarşı'nın iki dakika uzağında yakaladım. merkeze bu şekilde yaklaşmaya devam edersem, kartal heykeli'nin tepesine kat çıkıp beşiktaş'ın göbeğine yerleşebilirim gibi geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şu iş bittiğinde bütün bu yazıları "taşınmak isteyenler için bir beşer belgesi" başlığıyla toplayacağım, broşür yapıp emlak sitelerine ve slideshare'e koyacağım. her çömez neyle karşılaşabileceğinden haberdar olsun.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-6196273354189590646?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/6196273354189590646/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=6196273354189590646&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/6196273354189590646'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/6196273354189590646'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2012/01/hayaline-bir-planna-iki.html' title='hayaline bir, planına iki...'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-9175631960815546983</id><published>2012-01-07T03:58:00.000+02:00</published><updated>2012-01-07T04:01:05.335+02:00</updated><title type='text'>no fütûr</title><content type='html'>korkunç bir geceydi. gözlerim yaşarana kadar gülmem korkunçluğunu azaltmıyor. alkollü olmam belki biraz daha beter ediyor. ama tanım tek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;masada ikisi evli, biri nişandan dönmüş, biri hayatının sevgilisini bulamamış dört kişi vardı. evli olanların birer doktoru vardı. direkten dönenin ayrılma sürecinde olmuştu. bir zamanlar evlilik hayali kurmuş, şimdi mutlu ya da mutsuz olmayan, içmemek için kendini spora veriyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çok güldük. evlilerden biri zaten hep çok gülerdi, lisedeyken bile. kimse onun bir sorunu olduğunu farketmezdi. şimdi de eşi farketmiyordu mesela. boşanmalarına ramak kalmıştı ama farketmiyordu. çünkü ortada boşanacak bir neden yoktu. aslında bu kızın gülmek için de bir nedene ihtiyacı yoktu. aralarında en enteresan olan da oydu. bilmese de tam bir varoluşçu. tam bir akıl hastası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;en son kim bilir ne zaman gördüm bu insanları. hepsi üniversite arkadaşlarım. gece biterken psikolojik çözümlemeler yapıyordum. tabii hiçbir çıkış yolu sunmadan. yok ki öyle bir şey. benim çıkış yollarım var. benim için geçerli. boşan derim mesela. tatile çık derim. geri dönme derim. öl derim. o uçağın kapısını zorla biraz, senin gibi olanları da kurtar derim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu sadece bir gece. diyorum ya, kim blir kaç yıl sonra gerçekleşen bir gece. dolmuşta kaçışın güzel hallerinden into the wild'ın müziklerini dinlerken onlardan kaçmak istiyordum. benim insanlarım değil onlar. durup dururken aklıma gelmiyorlar. özlemiyorum. ama birkaç saat içinde böbreklerimde toplanıyorlar. çok ilginç bir şey sunarlarsa orada taş oluyorlar. sabah uyanıp işeyince geçmiyorlar. ama bunlar geçer herhalde. çünkü ben ilişkileri hep kötülemişimdir. neredeyse kendimi bildim bileli. koluma "ego" yazdırmadan çok öncesinden beri. derim ki hep, "sizin normal bildiğiniz ilişki, normal saydığınız evlilik, size öğretildiği gibi değil."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yok, bu benim takıntım değil. gecenin konusu buydu. ilişkiler ve sonrasında gelen evlilik. ya da birden gelen evlilik. evliliğin ardından gelen mutsuzluk. yo yoo, öncesinden beri süren mutsuzluk. ilişkilere taşınan, onların iliğini kemiğini kurutan mutsuzluk. kariyerlerinde başarılı olan insanların başkalarıyla başarılı olamamaları. "başarılı olmak da ne demekse?!" değil, mutsuz olmaları. hayatın mutsuz geçirilemeyecek kadar uzun olduğunu idrak edememeleri. hayatta başarılı olamamaları. en azından şimdilik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben ne yapıyorum bu arada?&lt;br /&gt;"o bir gerçek değil, bakış açısı" diyorum.&lt;br /&gt;"hayır efendim, bu sadece senin görüşün, genelleme yapamazsın" diyorum.&lt;br /&gt;"bunu bir eleştiri olarak alma, merak ettiğim için soruyorum" diyorum.&lt;br /&gt;"nasıl oluyor, anlamıyorum" diyorum.&lt;br /&gt;"saçma sapan konuşma" diyorum.&lt;br /&gt;"maslow onu çoktan söyledi" diyorum.&lt;br /&gt;"basitçe anlatmak gerekirse..." diyorum.&lt;br /&gt;"böyle hissetmesinin nedeni x, çünkü durum y, bunu değiştirmek için z gerekir ama o çok zor ve bu konuda yapacak bir şey yok" diyorum.&lt;br /&gt;demesem de "kaçamazsın, saklanamazsın" diye düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aslında yapacak bir şey var. her zaman vardır. ben karamsarım ve bunu gerçekçilik olarak yutturabiliyorum. gerçek saydıklarımı herkesin gerçekleriymiş gibi gösterebiliyorum. inanmamalarını, beni yalanlamalarını istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu gece konuştuğumuz sorunları çok daha gençken çözdüm. belki şanslıydım. belki başka bir şey vardı. "sen hiç psikoloğa gittin mi?" dediler. ben daha o zaman orta okuldaydım. maslow piramidinde yükselecek kadar şanslıydım. ama anlattıklarını yaşadım. onlar anlatırken hissettim. yanlarından ayrıldığımda devam ettim. biraz daha birebir konuşsaydık kaç ay emzirildiklerini bile söyleyebilirdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bunlar sadece birkaç saat, kalabalık bir ortamda oldu. sırf bu yüzden bile korkunç bir geceydi. tüm kahkahalara rağmen. daha fazlası mideme oturacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;diğer yanda 30 yıl var. birebir zamanları var. anlamaktan öte, paylaştığım bölümleri var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yalnız olma isteğimde haksız mıyım ben şimdi?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-9175631960815546983?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/9175631960815546983/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=9175631960815546983&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/9175631960815546983'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/9175631960815546983'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2012/01/no-futur.html' title='no fütûr'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-5855403219005428220</id><published>2012-01-02T16:37:00.002+02:00</published><updated>2012-01-02T16:37:56.889+02:00</updated><title type='text'>hayalden plana geçiş süreci no: 2</title><content type='html'>&lt;b&gt;alternatif başlık:&lt;/b&gt; return of the mother ship&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hayal kurmamın üzerinden 2-3 hafta kadar geçti ama hala bir yere gitmiş değilim. hayır efendim, bunun nedeni üşengeçlik ya da ev bulamamak değil. emlakçıya uyguladığımı sandığım mind trick'le taklaya gelmezsem, tadilat bitiminde kontratı çakıyorum ve bir beşiktaş insanı oluyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bahsi geçen mind trick, hiç kapora falan ödemediğim halde baktığım dairenin o gün bugündür "inci hanım'ın evi" olarak bilinmesi. adama iki kere gidip "tadilat bitince ilk benim haberim olsun, sevdim ben orayı" dememin bunda etkisi olabilir. belki de başka kimse sormuyordur, o da mümkün. bir de iki dairenin doğalgazı ortak kullanması gibi bir durum var. umarım çok sakat bir durum değildir ve &amp;nbsp;müstakbel komşumla papaz olmam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;plan kısmını da az çok tamamladım gibi. kontrat yapıldıktan sonra ev temizlenecek. bunun için bir temizlikçi bulabilirim ya da bulamayabilirim. burada olsa apartman görevlisinden (böylesi kapıcıdan daha karizmatik oluyor) öğrenilir de beşiktaş'ta işlerin nasıl yürüdüğünü bilmiyorum. ama gerek bile olmayabilir, ne de olsa küçük bir ev. giyerim dizleri çıkmış eşofmanımı, alırım en temel kimyasallarımı, girişirim. temizlikle kendimi kaybettiğim sırada buzdolabı, çamaşır makinesi ve ocak da gelir, güzel olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ondan sonra adsl, elektrik gibi zaruri işlemleri halletmek gerekiyor, evde çalışan birinin internetinin olmaması düşünülemez. hafta içi aradan ikea ve koçtaş'ı çıkarmak, ikisinin nakliyesini aynı güne getirmek, yavaştan eşyaları monte etmek var sırada. internet ve uykusuzluk sayesinde eşyaları seçtim ve yerlerini ayarladım bile. perde konusunu nasıl halledeceğim ise şimdilik muallak. belki beşiktaş'ta "perdeci" tabelalı, kör göze parmak şeklinde bir yer görürüm, iişallah yareppim dinimiz amin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;evdeki eşyaları toplamayı da sona bırakıyorum. hem annem aniden delirmesin hem de diğer taraf yerleşmeden burayı dağıtmayayım diye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve tabii şimdi plandaki asıl, hatta biricik problemli kısma geliyoruz: anne faktörü. (nınııııım!) başlarda fırsat buldukça annemi bu fikre alıştırmaya çalışıyordum. ben komiklikler, şakalar, şirinlikler eylerken olay tartışmaya dönüşüyordu. ortada tartışılacak bir şey olmadığı için annem en büyük kozunu oynamakta gecikmiyordu. üzüntüden hasta olacağını söylediğinde gözlerimin dolmasını engelleyemiyorum, yapacak bir şey yok. duygu sömürüsü forever.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tartışarak bir yere varamayacağımızı görünce anneme her şeyi toparladığım bir mail yazdım. 12 yıl önce yazdığım benzer bir mektuptan aslında hiçbir şeyin değişmediğini, bunun 12 yıldır ertelediğim bir karar olduğunu gösteren alıntılar yaptım. biraz daha ciğer kısmına oynayıp "sen de evlenip kendi evinde, kendi düzenini kurduğunda ne kadar da bahtiyar ıttırı vıttırı" gibi şeyler dedim. nedenlerimi anlatırken endişelerini de ortadan kaldırmaya çalıştım. ortak bir nokta bulamayacağımızı bildiğimi, sadece anlamasını istediğimi söyledim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;neyse işte, "beyle beyle" dedim, annemin de "madem öyle işte böyle" diyeceğini düşündüm. hiç de öyle olmadı. baktım hiç yüz vermemeye başladı bana, düpedüz küstü. yine de kısa sürede eski halimize döndük. eski hal derken, annem kas ve kemik ağrılarından daha fazla şikayet etmeye başladı, vicdanımda aduket etkisi yaptı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama geri adım atmak yok! bugün konu açılınca yine "üzme beni, bunu yapacaksan da bir daha seninle konuşmam" dedi, kararımdan vazgeçmediğimi kesin bir dille belirttim. çünkü bu konuda uyarı almıştım. daha işin ağlama kısmı gelmedi mesela, onu da sağ atlatmam gerekecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;konuyla ilgili bundan sonraki yazının "plandan harekete geçiş süreci" olmasını umuyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-5855403219005428220?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/5855403219005428220/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=5855403219005428220&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/5855403219005428220'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/5855403219005428220'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2012/01/hayalden-plana-gecis-sureci-no-2.html' title='hayalden plana geçiş süreci no: 2'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-1573977857492478722</id><published>2011-12-12T21:42:00.000+02:00</published><updated>2011-12-12T21:42:32.819+02:00</updated><title type='text'>hayalden plana geçiş süreci no: 1</title><content type='html'>pazar günü evde otururken içimden taşınmak geldi. ara sıra gelir bana öyle. ama gerek üşengeçlikten, gerek "ailem sülalede bir ilk yaşamaya hazır mı?" düşüncesiyle şimdiye kadar anneciğimin dizinin dibinden ayrılmadım. annemi evde bulmak biraz zor olsa da güpgüzel dizlerinin kafamın altına yerleşmesini bekledim o yokken.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;velhasıl kelam, pazar günü girdi aklıma bu düşünce. girdi mi de çıkmadı. internetlerde baktım, fotoğrafta iyi görünen birkaç yer buldum. kafamda hemen 1+1 bir ev kurdum, duvarlarını beyaz, gri ve mor yaptım, kolonlardan birine batman çizdim, beyaz duvarın bir kısmını asimetrik hareketlerle siyaha boyayıp kara tahta olarak kullandım. hatta ikea alışverişini yaptım, gardırobu kendim aldım, tek başıma kendim yaptım. masamı camın önüne yerleştirdim, çalışmaya başladım falan... çok havaya girdim anlayacağınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra anneme "bugün içimden taşınmak geldi" dedim. "yapma böyle şeyler, bana kalp krizi geçirtme" dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra babama "ya baba, ben şimdi bir yere taşınsam 'ben gitmem o kızın evine!' der misin?" diye sordum. önce taşınmamı, bu durumu sonra düşüneceğini söyledi. sonra bir de "zaten seneye de bu evde olursanız kira vereceksiniz" dedi. (bilmeyenler için not: 30 ve 25 yaşında iki kardeşten bahsediliyor.) akla karpuz kabuğu düşürmenin tüm neşesiyle "iyi fikir," dedim, "aslında bunu 18 yaşındayken düşünmeye başlamalıydın." o zaman aklına gelmemiş, çifter çifter ödeyebileceğimizi söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tam odadan çıkarken "sen daha saçlarını boyayamıyorsun, nasıl taşınacaksın?" diye sordu. (bilmeyenler için ikinci not: saçlarımın yaklaşık yarısı yıllardır beyaz ve ısrarla boyamıyorum) birinin umursamazlıkla, diğerinin giderek yükselen bir istekle ilgili olduğunu söylemeye gerek duymadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tabi tırsıyorum da. yalnız yaşamaktan değil, taşınma telaşından ve ya kirayı ödeyemezsem kuşkusundan. ama ödenir di mi ya? o kadar da işsiz kalmam ve bir yolu bulunup ödenir di mi?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-1573977857492478722?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/1573977857492478722/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=1573977857492478722&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/1573977857492478722'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/1573977857492478722'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/12/hayalden-plana-gecis-sureci-no-1.html' title='hayalden plana geçiş süreci no: 1'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-3845965450142543156</id><published>2011-11-30T20:38:00.001+02:00</published><updated>2012-01-02T16:39:55.108+02:00</updated><title type='text'>iki şey</title><content type='html'>farklı zamanlarda aklıma gelmiş iki şey var, bir süredir yazmak istiyordum. kimsenin hayatını değiştirecek şeyler değil bu arada, kişisel gerzeklikler. cidden gerzeklik ama.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;geçen hafta sanırım, radyoda dinleyicilere "karşı cinsten birine rezil olduğunuz an nedir?" diye sordular. çoğu sarhoşken meydana gelen bir sürü rezilliğim var kuşkusuz, onun dışında okulda milleti ıslatırken kendi döktüğüm suyla kayıp düşmem de var mesela. ama konu bu değil. aklıma ilk gelen anı şuydu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13-14 yaşlarında falandım. okuldan dönerken servis şoförümüz, belki de yol boyunca vik vik eden çocuklardan sıkılıp ağzımızı başka şeyle meşgul etmek için, bazen dondurmacıda dururdu. yine öyle bir gün servis durunca iki erkek çocuk fırlayıp koşmaya başladılar. yine benim yaşlarımda olan birkaç kız bana da "koş!" komutunu vererek peşlerinden bir depar tutturdular. nereye gittiğimizi, neden koştuğumuzu bilmiyorum; takıldım peşlerine. çocuklar önde, biz arkalarında, yallah ilerliyoruz ve ben bir türlü neden onları takip ettiğimizi soramıyorum. çocuklar bir köşeyi döndüler. kızlar yetişip köşede durdular. ben duramadım ve sokağa daldım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;önümde iki velet duvara dönmüş, kikirdeyerek işiyorlar. ardımda birkaç kız köşeden kafalarını uzatmış, kikirdeyerek onlara bakıyor. ben öyle gerzek gibi kaldım mı ortada? çocuklar kafalarını çevirdiler, bana bakıyorlar; ben kim bilir kırmızının hangi tonundayım. söyleyecek bir şey de yok. "amaaaan ben de bir şey sanmıştım" diyerek döndüm gittim. kızlara da bir şey demedim. ama o gün "neden?" sorusunun dilime yerleştiği gündür. ve tabii "karşı cinse rezil olmak" denilince aklıma gelen ilk sahne.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ikinci konu ise afili filintalar'da gördüğüm &lt;a href="http://www.afilifilintalar.com/deneysel-yemek"&gt;deneysel yemek tarifleri kitabı&lt;/a&gt;. yemek isimlerini anneme okurken gülmekten kusacaktım. ve tabii, kendime pay çıkarmak demeyelim ama, bu kitap aklıma gerzekçe huylarımdan biri olan "yaparız yeaaa"yı getirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi efendim, ben teorik olarak pek çok şeyi yapabildiğimi sanıyorum ama pratikte bir kabak dolmasına pirinç ayıklamışlığım yok. herhangi bir çalışmayı yönet deseniz işi şahane yürütürüm. elime bir kerpeten tutuşturup yap deseniz, tıs. amma velakin ki öyle değildir işte. o kerpeten ya da kabakları elime aldığımda bir özgüven geliyor anasını satayım, 10 yıldır mutfakta yaşıyormuşum gibi "yaparız yeaa, teorik olarak zor değil" diyerek girişiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdiye kadar sonucu deneysel yemek kitabındaki tarifler gibi çıkan bir şey olmadı ama (sürme çekme denemesini tenzih ederim. hatta küçükken şekerini koymayı unuttuğum keki de saymayalım. ya aslında bir de hazır profiterol vardı, hamur kısım yumruk büyüklüğüne ulaşıp yine de kabarmayınca tatlıya başka isim vermek zorunda kalmıştım. araba lastiği değiştirmeye çalışırken çırpı kollarımdaki kasların yetersizliği de sayılabilir bir bakıma.) bunu açık kalp ameliyatı konusunda "yaparız yeaa" dememiş olmama bağlıyorum. insan denemeden öğrenemez (ya da öğrendiğinden emin olamaz diyelim) ama gerzekliğin de alemi yok. işi bilene bırakmak bazı durumlarda harikalar yaratmaya çalışmaktan daha faydalı, demedi demeyin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-3845965450142543156?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/3845965450142543156/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=3845965450142543156&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/3845965450142543156'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/3845965450142543156'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/11/iki-sey.html' title='iki şey'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-751694224669577732</id><published>2011-10-28T03:23:00.002+03:00</published><updated>2011-10-28T22:05:43.258+03:00</updated><title type='text'>paralel-apokaliptik</title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Dünyada kaşif olmak kadar ilginç bir meslek yok. Ama diğer gezegenlerdedaha ilginçleri varmış. Ben bunu 2115 yılında öğrendim.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;2107’de artık dünya çok az canlı yaşamı barındırabilecek bir yeredönüşmüştü. Geçmişte, tarih derslerinde öğrendiğimiz kadarıyla insan nüfusunun70 milyarı aştığı dönemler olmuş. Sonra küresel ısınma, doğal yaşamın neredeysetamamen tahrip edilmesi ve buna bağlı olarak, kalan azıcık doğal kaynağa sahipolmak adına çıkan savaşlar sonucunda hepi topu 4 milyar civarında insan kalmış.Buna rağmen kaynaklar insan yaşamı (ve elbette konforu) için yetersizlikgösterince diğer gezegenlerde yaşam başladı. Dünyadaki yaşama uygun ortamlaroluşturmak için zaten çok uzun süredir çalışılıyormuş. Her şey ayarlanınca da2107’de farklı gezegenlere toplu göçler başladı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Ben bütün bu süreçte şanslı olanlardanım. Eski dünyada silah taciriolan bir soydan geliyorum. Anlayacağınız, her zaman çok zengindik. Göçlerbaşladığı zaman evimizde ve topraklarımızda çalışan herkesi “Flora” isminiverdiğimiz tarım gezegenine ve “Minera” ismini verdiğimiz maden gezegeninegönderdik. Ailem diğer tüm zenginler ve bilim insanları gibi vazgeçilmezlersınıfından olanlarla birlikte, insan yaşamına en uygun gezegen olaraktasarlanmış “Sapia”ya taşındı. Dünyada kalanlar ise oradaki kaynaklarıgeliştirme ve diğer gezegenlerde yaşamı destekleme görevini üstlendi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Ben de artık 21 yaşına gelmiştim ve kendi yolumu çizmem gerekiyordu. Yaaldığım eğitime uygun bir şekilde diplomat olacak, ya babamın mesleğinisürdürecek ya da her şeyi geride bırakacaktım. Son seçeneği işaretledim. İkiyılı daha eğitimle geçirdim, sonra da kendimi uzay boşluğuna bıraktım. O günbugündür diğer gezegenleri inceleyen bir kaşifim. Hatta bulduğum minerallerdenbirine benim adım verildi. Şimdi sadece tencere kulbu yapımında kullanılıyorolması biraz gurur kırıcı olsa da Adidasium bana bir madalya, ansiklopedide birmadde ve üç tane gerçek elma kazandırdı. Birini hemen o akşam yedim. Biriniuzayda insan dışında gördüğüm ilk akıllı canlıyla karşılaştığımda. Sonuncusunuda bunlar kadar özel bir an için saklıyorum.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Merak ediyorsunuzdur, hemen açıklayayım; şimdiye kadar gezdiğim 97gezegenin hiçbirinde filmlerde gördüğünüz tipte uzaylılarla karşılaşmadım. Gördüğüm(ve bir elma değerinde olan) ilk akıllı canlılar genellikle dört ayak üstündeyaşıyorlardı. Kolları oldukça uzun ve güçlüydü. Bir yere uzanmak veya tırmanmakiçin arka ayaklarının üstüne kalkıyor, yürürken genellikle ön ayaklarını dakullanıyorlardı. Bilinen herhangi bir dilde konuşmuyorlardı. Genellikle çığlıkya da homurtu olarak tabir edebileceğimiz sesler çıkarıyor ama birbirleriylebir şekilde anlaşıyorlardı. Tabii kullandıkları alfabe de bana çok yabancıydı,hatta daha çok dünyadaki bebeklerin ellerine kalem geçirdikleri zaman duvara çizdiklerianlamsız şekillere benziyordu. Onlarla iletişim kurmak için duvara yazıyazdıkları taşlardan birini alıp canlılardan birinin basit bir çizimini yapmayabaşladım. O sırada bir tanesi arkamdan sinsice yaklaştı. Kafamı çevirip aniden yaratığıyanımda görünce çok korktum. Bayılmışım. Bir patlama sesiyle kendime geldim.Gözlerimi açtığımda hepsi çığlık çığlığa kaçıyordu. Silahımı almışlar.Muhtemelen beni öldürmeye çalışıyorlardı, neyse ki ıskalamışlar. Daha fazlauğraşmak yerine Sapia’daki amirime gezenenin koordinatlarını ve canlılarınvahşi olduğu bilgisini veren bir mesaj gönderdim. Muhtemelen ben gezegendenayrıldıktan sonra gelip hepsini gebertmişlerdir. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Daha sonra karşılaştığım yaşam formlarıyla da iletişim sorunlarıyaşadım. Dünyada kullanılan beş dilin tamamını ve iki ölü dili ana dildüzeyinde bilmeme, bilinen gezegenlerde kullanılan 2 dili de orta düzeydekonuşabilmeme ve tabii ki sözlüğünde pek çok ölü dilin kelimelerini de içerenkonektöre sahip olmama rağmen uzay gerçek bir bilinmez. Mesela gezegenlerdenbirinde canlılar silikon gibi bir maddeden oluşuyor, bazı durumlarda böceklerinüstündeki kitin tabakası gibi katılaşabiliyorlardı. Jel ve katı kıvamlardaykençıkardıkları sesler de birbirinden farklıydı. Tabii onların da diliniöğrenemeden aralarından ayrılmak zorunda kaldım. Birkaç yıl sonra yeni kolonikurulduğu zaman, eğer hala hayattalarsa, bir süre aralarında yaşayıp öğrenmekistiyorum.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Gelelim 2115 yılında karşılaştığım ilginç gezegene. Samanyolu’ndan 700milyon ışık yılı uzaklığındaki Yoreamon galaksisinde keşif gezisi yapıyordum.Gezegen gezegen dolaşıp taş toprak dışında ancak biraz metalle karşılaşmıştım.Miktarlar da Sapia’ya haber vermemi gerektirecek kadar yüksek değildi, sadeceraporda belirtmem yeterli olacaktı. Ayak bastığım sekizinci gezegen isebarındırdığı su miktarıyla bile çişimi getirmeye yetmişti. Sapia’ya“hüleaaağn!” diye bağırmak için konektörü elime aldım ama heyecandan resmenkaskatı kesilmiştim. Sadece gözle görebildiğim alandaki bitkiler bile hayatımboyunca gördüklerimin en az 50 katı kadardı. Etrafta böcekler dışındabirbirinden farklı iki hayvan daha dolaşıyordu ve ikisi de tüylüydü. Bitkilerinbirinden müzikli bir ses geldiğinde üçüncü tüylü hayvanla karşılaştım. Ben öylebakakalmışken uçup uzaklaştı. İnanabiliyor musunuz? Hayvan bir böcekten çokdaha büyüktü ve uçabiliyordu!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Kendimden geçmiş bir halde çevreyi incelerken arkamdan gelen bir sesleirkildim.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;“Birine mi bagdın bilader?”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Karşımda 1.20 boylarında, iki ayağı üstünde duran, tüy yoğunluğugördüğüm hayvanlara oranla çok daha düşük, insana oldukça yakın görünümlü biriduruyordu. Yanyana duran iki gözü, gözlerinin arasından uzanan tombik birburnu, insanlarda olandan biraz daha geniş bir ağzı ve kafasının yanlarındabirer kulağı vardı. Kafası gövdesine boyunla bağlanıyor, kolları gövdenin ikiyanından çıkıyor, bacakları da gövdenin altından çıkıp yere dik uzanıyordu.Tarih kitaplarında buna oldukça yakın olmakla birlikte, daha uzun boylu veorantılı vücut hatlarına sahip eski insanı görmüştüm. Yaratığı biraz daha dikkatliinceleyip beynimi zorlayınca 2015 nükleer savaşından önce doğan tüm insanlarınyaklaşık bu şekilde göründüğünü hatırladım. Aslında yaratık düpedüz eskiinsandı. Dolayısıyla konektör büyük ihtimalle yaratığın hangi dili konuştuğunualgılayıp yarım yamalak da olsa çeviri yapabilecekti. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Konektörü çalıştırırken yaratık ürktü ve birkaç adım geriçekildi. Endişelenmemesi için elimi kaldırdığımda depar atıp gözden kayboldu.Tabii bu biraz da benim hatam olabilir. Ama sırtından çıkan üçüncü bir kolununolmadığını ancak kaçarken görebildim. Herhalde o da sadece iki kolu olan türemensuptu ve eski insanlardan olduğu için benim fiziksel özelliklerime alışıkdeğildi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Yaratık ya da artık insan demeliyim, kaçtıktan sonra söylediği şeyikonektöre tekrarladım. Sanırım birini izlediğimi düşünmüştü. O sırada çevreyiincelediğim için insanın iyi bir gözlemci olduğuna karar verdim. Ayrıca anlamlıcümle kurabiliyordu, demek ki akıllıydı. Kullandığı bilader kelimesi en çok,dünyada kullanılan dillerde yer alan kardeş kelimesine benziyordu. Dolayısıylainsanın dost canlısı olması kuvvetli bir ihtimaldi. Elimdeki verilerle çabucakbir genelleme yaptım ve gezegende yaşaması hayli muhtemel diğer insanlarıbulmak için adamın kaçtığı yönde ilerlemeye başladım. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Gördüklerimi nasıl tanımlayabileceğimi hala bilmiyorum. Pek çok şeyiraporuma görüntülü olarak aktarmak zorunda kaldım çünkü onları anlatacakkelimelerim yoktu. Bir kere, çeşit çeşit bitki ve hayvan vardı etrafta. Özelliklebu alanlarda yaptığım ölçümler, atmosferin insan ciğerinin kaldırabileceğindençok daha fazla oksijen içerdiğini gösterdi. Maskemi çıkaramadığım için havaylailgili bilgim raporda yer alan sayısal verilerden ibaret kaldı. Yapılar dahaçok bizim garajlara benziyordu ama buradaki insanlar onların içinde yaşıyordu.İlkel motorlu taşıtlar kullanıyorlardı. Flora ve Minera’ya gönderilen insanlarkadar güçlü bir kas yapısına sahip oldukları ilk bakışta belli oluyordu. Öncebu insanların da başka bir gezegenin kolonisi olduklarını düşündüm ama sonradanyaptığımız araştırmalarda çevre gezegenlerde ve galaksilerde akıllı yaşamarastlamadık. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Kaçan insandan sonra karşılaştığım ilk insan (birinciye benziyordu amaondan daha ince, göğüs kısmı daha geniş, kafasındaki tüyler daha uzundu) birazürkekti ama kaçmadı. Yerde dört ayak üstünde yürüyen, bir insan yavrusu muyoksa tüysüz bir hayvan mı olduğuna karar veremediğim bir yaratık daha vardı.İnsan onun peşinden gidiyor, ciyaklamaya benzer sesler çıkarıyordu. Yanlarınayaklaştığımda, sanırım koruma içgüdüsüyle, küçük yaratığın önüne geçip aramızdadurdu. Dünyada en çok konuşulan dille “merhaba” dedim. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;“Eneee! Turiz gelmiş la!”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Konektör tam bir tercüme yapamamıştı ama gezegende kullanılan dilindünyanın ölü dillerinden Türkçeye yakın olduğunu çözmeyi başarmıştı. Lehçeyiçözene kadar çat pat da olsa anlaşabilecektik. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;“Lideriniz kim?”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;“Mıhtarı mı diyon?”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;“Onu nasıl bulabilirim?”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;“Ha bu yolu takip ediyon. Gidiyon gidiyon gidiyon gidiyon, şeermerkezinde dört yol ağzına gelende duruyon. Sağa dönüyon, mıhtar orda.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Aslında her şeyi lidere sorabilirdim ama insanın korkmadığını görünceonunla biraz daha konuşmaya karar verdim.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;“Sen insan mısın?”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Anlamamış gibi baktı. Gözlerinin üstündeki iki sıra tüyden birini yaygibi hareket ettirdi. Biraz korkuyordum ama belli etmemeye çalıştım. Herhangibir tepki vermediğimi görünce “hyeeaa?” gibi bir ses çıkardı. Konektör bununolumlu bir cevap olduğunu belirtti. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;“Sen kadın mısın?”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;İnsanın gözlerinin üstündeki tüylerin ikinci sırası da yay gibigerilerek yukarı kalktı. Gözleri yaşarırken alt dudağı da titremeye başladı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;“O orspu Hatça mı söyledi la? Kendisi yedi tane doğurdu yaaa, ben birtaneyi zar zor doğurunca çenesini tutamadı donuuuzz! Elin turizine bileyetiştirilir mi hea? Elin turizine bileğğğ!”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Doğumla ilgili bir şeyler söylediği ve artık yavrusu olduğunu sandığımyaratığı koruduğu için insanın kadın olduğuna karar verdim. Ama bu kadınnedense olduğu yerde tepinip ağlamaya, dizlerini dövmeye, başındaki uzuntüyleri çekiştirmeye başlamıştı. Ne yalan söyleyeyim, hasta olduğu için krizgeçiriyor sandım. Havayla bulaşabilecek hastalıklardan maskem sayesindekorunuyor olsam da saldırıp bir yerimi parçalarsa rahatlıkla mikropkapabilirdim. Bir kaşif olarak bunu söylemekten utanıyorum ama korkup kaçtım. Ozaman bunun duygusal bir tepki olduğunu, insanların hangi durumlarda ağladığınıfalan bilseydim onu rahatlatmaya çalışırdım. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Koşar adım yola devam ettim. Gördüğüm insanlar artınca şehrin merkezinedoğru ilerlediğimi anladım. Burada daha az bitki ve daha çok yapı vardı. Heryapının önünde bir ya da iki insan ayakta duruyor, bir insan da yerdeyatıyordu. Bazı insanlar yolun ortasında durmuş, tuhaf işaretler yaparakdiğerlerini yönlendiriyorlardı. İlkel motorlu taşıtlar yok denecek kadarazalmıştı, insanlar birbirlerinin omuzlarına çıkıp hareket ediyordu. Herkesikili ya da üçlü gruplar halinde hareket ediyordu ve bunlardan birinin elindemutlaka taşıyacak bir şeyler oluyordu. Yollar sadece yürümek ve beklemek içinkullanılıyor gibiydi, ne oluyorsa yapıların içinde oluyordu. Bazı yapıların önügeniş cam levhalarla kaplıydı. Bu levhaların ardında da farklı pozlarda sabitduran insanlar yer alıyordu. Daha küçük cam levhalarla kaplı yapılarda isepişen yemekler, ne işe yaradığını anlamadığım gereçler ve hayvanlar vardı.Böyle bir zenginliğe akıl sır erdiremiyordum. Sapia’daki insanlar burada yarıbitkisel serumlar yerine sürekli gerçek, pişmiş yemekle beslenildiğiniöğrenince akın akın geleceklerdi. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;İnsanlar üçüncü kolumu görmeden de farklı olduğumu anlayabiliyordu.Bazıları yanlarındaki daha kısa boylu olanların gözlerini kapattı, bazılarıgiderek artan bir merakla beni izlemeye başladı. Burada nasıl davranmam ya danasıl selam vermem gerektiğini bilmiyordum. Ben de onları taklit etmeyebaşladım. Konektör “Yazık, özürlü galiba” cümlesinin ne anlama geldiğiniaçıklayınca yanlış bir şey yaptığımı anlayıp yoluma devam ettim. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Liderin, yani bu halkın dilinde mıhtarın yaşadığı yapıyı bulana kadarpeşimden gelenlerin sayısı iyice artmıştı. Yapının önünde dururken ayakta duraniki kişinin yanlara doğru çekildiğini, bir insanın da yerde yatanın üzerinebasarak içeri girdiğini gördüm. Tabii önce beni baştan aşağı süzmeyi de ihmaletmedi. İçeri girince üzerinden bir parça giysi çıkarıp içeride ayakta durankişiye verdi. Ya da daha doğrusu, astı. Böyle üst üste bir şeyler giymekgelenekleriydi herhalde. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Yerde yatan adamın üzerine neden basıldığını anlamamıştım. Belki bir alışkanlıktı,belki zorunluluktu, belki de sadece belirli kişiler basabiliyordu. Yanlış birşey yapmamak için olduğum yerde bekledim. Belki bir kişi daha kapıdan geçerdi. Ozaman ben de (nedense?) adamın üstüne basarak ya da basmayarak içerigirebilirdim.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Kısa süre sonra kapıdaki iki adam tekrar yanlara çekildi ve karşıma 1.60boylarında, kafasının sadece yanlarında kısa tüyler olan ama gözleriyledudaklarının üstünde ve kulaklarının içinde gür tüyler bulunan bir insan çıktı.O da bana önce “birine mi bagdın bilader?” dedi. Cümleyi ikinci kez duyuncabunun bir selamlaşma cümlesi olduğunu düşündüm ve tekrarladım. Bu sefer de“özürlü galiba” cümlesini ikinci kez duydum ve yanlış bir şey yaptığımıanladım. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;“Merhaba. Ben Adidas” diyerek doğru olduğunu sandığım şekilde selamverdim ve kendimi tanıttım. Kalabalıktan biri “Koyyim de yan bas! Ehehehahaha!”diye bağırdı. Ardından herkes daha sonra gülme olduğunu öğrendiğim şekildebağırmaya başladı. Bir şey anlamadığım için sustum. Mıhtar kalabalığa ters tersbakıp “Gel yeenim gel” diyerek içeri girmemi işaret etti. Ama hala adamınüstüne basmam gerekir mi, ya da neden basmam gerekir bilmiyordum. Yerdeki adamabaktım, mıhtara baktım, “Bu adam ne yapıyor burada?” diye sordum. “Paspas opaspas, bas gel” dedi. Bir insanın paspas olarak kullanılması pek aklımayatmadığı için yanlış çeviri olduğunu düşündüm, adamın üstünden atlayıp içerigirdim.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;İçeride durum daha da tuhaftı. Masa yere çömelmiş dört insanın üstündeduruyordu. Sandalyeler ise ellerinin ve dizlerinin üstünde duran bir adam veonun üstünde dik bir şekilde oturan bir kadından meydana geliyordu. Odada dolapyerine, çeşitli yerlerinde raflar taşıyan dört insan vardı. Ellerinde başkaobjeler tutan birkaç insan daha odanın çeşitli yerlerine dizilmişti. Mıhtarikili insan gruplarından birini gösterip “Geç otur şööle” dedi. Ayakta durmamdaha tuhaf görüneceğinden kadının kucağına ilişiverdim. Oturur oturmaz mıhtar“Çayçenmi?” dedi. Konektör buna bir anlam veremedi. Aptal aptal baktığımıgörünce mıhtar daha yavaş tekrarladı; “Çayyy çen miii?”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Konektör çaydan bahsedildiğini tahmin ederek tercüme etmişti. Ve bensadece ismini duyduğum çayın tadını delicesine merak ediyordum. Amametabolizmama nasıl bir etkisinin olacağını bilmediğim için içemezdim, ancakörneklerini Sapia’ya götürüp gerekli testlerden geçtikten sonra deneyebilirdim.İstemeyerek de olsa “Hayır” dedim. Herhalde kelime ağzımdan yanlış birtonlamayla çıkmış, mıhtar “O ne biçim hayır! Doğseydin bi de!” diye ters terscevap verdi. Özür diledim, Sapia’dan gelen bir kaşif olduğumu ve farklıgezegenlerde beslenmemin kötü sonuçlarının olabileceğini kısaca anlattım. Bugezegenin geleneklerini bilmediğim için bazı hatalar yapabileceğimi, beni mazurgörmelerini rica ettim. Mıhtar anlattıklarımla ilgilenmiş gibi görünüyordu,muhakkak beni uzun bir sorguya çekecekti. Ondan önce davranıp bu kadar insanınodada ne yaptığını, kapıdaki insanların ne işe yaradığını, neden insanlarınüzerinde oturduğumuzu sordum.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;“Biz buranın yerlisiyiz bildin mi?”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Cevap bana adamın yerde yatmasını açıklıyormuş gibi gelmedi amadevamının geleceğini anladığım için onaylamakla yetindim. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;“Şindi buranın dopraa çoğ verimli. Yere tükürsen fide verir, o gadaaverimli. Her yerden buraya göçüyolla. Bahtıg burayı doldurcaklaa, bize yerkalmaycah, o vakit ihtiyar heyetini dopladıh. Dedih ne yapah? Biri dedialmayah. Biz dedik hyeeaa. Almadıh bunnarı, onnar da bizlen ticareti kestiler.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Konektörün yapay zekası bu uzun konuşmadan sonra dili iyice çözmüştü.Ben de mıhtarı rahatça anlamaya başlamıştım. İyi ki daha önce anlamamışım,yoksa bizim de Sapia’dan buraya göç edebileceğimizi söyleyip her şeyi baştanbozabilirdim. “Hyeeaa?” diye cevap verdim. Mıhtar bunu duyunca bir sevindi,kalktı yerinden kucakladı beni. Odadakilere “La bu Safya mıdır nedir, ordandeel! Bizden la bu bizden!” diyerek yerine oturdu, daha bir keyifli anlatmayabaşladı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;“Sonna dedik alak bunnarı ama şehre girerken bize para versinner. Ööleufağından bir ücret belirledik, bunnar da gabul ettiler. Beyle yerli olmayannardanboyuna para doplamaa başladıh. Sonna dediler biz burda yaşamak isterik, üç katıfiyata ev sattık bunnara. Dediler tarla isterik, dedik satmayık, her ay kiraylabirlikte mahsulün %25’ini alırık. Yok dediler olmaz ööle, yapmayın bööle falan,heeeç geri adım atmadıh. Bunnar da geldileeer.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Tarım toplumu olmalarına rağmen kurnazlık gibi bir zeka formugeliştirdiklerini anladım. Ayrıca pek de savaşçı sayılmazlardı herhalde. Eskidünyayı düşününce, mesela doğal kaynaklara sahip olan ülkeler hiç böyleyapmamış. Çünkü bizimkiler daha kurnaz davranmış, sonra da gerek silah zoruyla,gerek farklı şekillerde baskı kurarak ellerinde ne var ne yoksa almışlar. Biryandan da göçmenlerin, eski dünyadaki Yahudi ırkı gibi, yerleştikleri ülkenininsanlarını bir ara öldürmeye başlayabileceklerini düşündüm. O da zamanında çokbaşarılı bir asimilasyon, hatta soykırım politikası olmuştu. Mıhtar anlatmayadevam etti, ben de bu gezegendeki göçmenlerden bir bok olmayacağına kararverdim. (Bu terimi de orada öğrendim, şimdi hepimiz kullanıyoruz.)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;“Zamanna bagtıh bunnarın yaşayışları farklı, dinleri farklı, başkabaşka diller konuşiyiler, her bişeyleri farklı yani. Bizim çocuhları da kötüetkileyecegler, garılar zaten onnar gibi olmaya dünden razı... Yassah gardeşimdedik, burda bööle yaşayaman! Ya gidecen nereye gidersen, ya tıpkı biz gibinyaşayacan. Dedik zaten bunnarın varı yoğu bura olmuş, başga yere göçecek parada galmamış, mutlah bize uyacaklar dedik. Olmaz ööle şey diyenner oldu, bizbunnarı bi güzel doğdük. Daha da dinnemeyenleri hapsettik. Daha dadinnemeyenleri öldürdük. Bizim yerlilerden de onnarı savunan zibidiler çıktı,onnara da aynısını yapdıh.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Mıhtar bunları anlatırken ben de raporu düşünüyordum. Şöyle güzel birsavaş stratejisi yazarsam, önce muhalif grupları güçlendirip iç savaş çıkaralımdiye girersem, kesin burayı ele geçirdiğimizde bana toprak verirlerdi. Yanikaşiflik güzel ama her gün gerçek yemek yemenin keyfi de resmen paha biçilmezbe bilader! Ben böyle hayaller kurarken mıhtar devam etti.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;“Bunnarı bööle eyice ezdik, sindirdik ama sinirimiz geçmiyi! Düşüniyikdüşüniyik, nassı bize garşı ayaglanırlar diyik, yine sinirleniyik. Şindiki aklımızossaaa baştan yerlileri de bunnara düşman edecez, topunu silip süpürecezmemleketten. Onun yerine vergileri artırdıg, bunnarı kıt kanaat geçinecegduruma getirdig. Ama yine de git deriz gitmezler. Bir de hırsızlığa dabaşladılar. Biz hepten dellendik. O gadar düşündüg düşündüg, bir şey bulamadıh.Heyetten biri de düşünmekten sıkılmış, dedi ko götüne. Anaaağğğ dedig, doğrula, koyalım götlerine. Yine saldırdıh bunnara. Tuttuumuzu sittik ondan sonna,bizim soydan çoğalttık.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Dinledikçe eski dünyayla aralarındaki bağlantılar daha da netleşiyordu.Görünüşe bakılırsa birkaç yüzyıl sonra gezegenlerini dünya gibi yokedeceklerdi. Buraya yerleşmek için zaman kaybetmeden kapsamlı bir araştırmayapıp elimizi çabuk tutmamız gerekiyordu. Zaten görünen o ki göçmenleri iyiceazaltmış, topraklarını tamamen ellerinden almış, onları eşya olarak kullanmayabaşlamışlardı. Kendi hikayesine dalmışken benim söylediklerimi iyice unutanmıhtar konuşmasına ara verip yeniden “Çayçenmi?” diye sorduğunda uzun yoldangeldiğimi ve yorgun olduğumu, yarın devam etmemizin daha iyi olacağınısöyledim. “Olur mu ööle be Adidas kardeşim? Daha sizin şehrinizi annatacağıdın!”diye itiraz ederken ayağa kalkmıştım bile. Ertesi gün birlikte alışveriş yapmakve gelecekteki ticari ilişkilerimiz hakkında konuşmak için sözleştik. Aldığımdiplomasi eğitimi çok işe yaramıştı. Onlar için hem güçlü bir müttefik hem deiyi bir iş ortağı olacağımıza inandırmıştım mıhtarı. Beni hemen bir oteleyerleştirdiler. Hava iyice karardığında odadaki masadan, gece lambasından vesandalyeden gizlice, otelin penceresinden kaçmayı başardım. Uzay gemime atlayıpyol boyunca yazacağım raporu planladım.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;Sonra da tahmin edeceğiniz gibi gezegeni ele geçirdik. Yerleştiğimizdepazarlığımıza uygun olarak bana toprak verdiler, uzun sayılabilecek bir süreorada yaşadım. Bir süre sonra yeni gezegenimiz NewDerthal’in de tadı kalmadı,zaten büyük bir hızla dünyanın gelişimini ve çöküş sürecini buraya da adapteetmiştik. Ben de daha fazla değer kaybetmeden toprağımı sattım, yeniden keşifyolculuklarına çıkmaya başladım. Henüz buna benzer bir gezegenle karşılaşmışdeğilim ama ölmeden önce mutlaka bir tane daha bulacağım ve ona kendi ismimivereceğim.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-751694224669577732?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/751694224669577732/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=751694224669577732&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/751694224669577732'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/751694224669577732'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/10/post-apokrinktink.html' title='paralel-apokaliptik'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-2823889506979773719</id><published>2011-10-27T15:38:00.002+03:00</published><updated>2011-10-27T15:38:58.983+03:00</updated><title type='text'>yedik onu biz.</title><content type='html'>bu yazının başlığı "duble vergi, duble yol" da olabilirdi. tahmin ettiğiniz gibi konumuz 1999'dan beri toplanan deprem vergilerinin nereye gittiği. bunca yıldır devlet elini cebimize soktuğunda sessizce küfür ediyorduk. van depreminde yaşanan trajedi ve ardından gördüğümüz yetersizlik sonucunda açık açık eleştirmeye başlayabildik. bu konuda bir arkadaşım "halkın 11 yıl boyunca verdiğini sandığı bir şeyi, üç günde birleşip yeniden toplamasına deprem vergisi denir" demiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi ilk şoku atlattığımız için rasyonel beyin yine devreye girmeye başladı, sorular yükseliyor. insanlar sosyal ve asosyal medyalarda bunu sorup duruyorlar. devletin resmi televizyonu trt, daha soru gelirken sağ kanattan defansa yöneliyor ve &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazar&amp;amp;ArticleID=1067618&amp;amp;Yazar=EZG%DD&amp;amp;Date=27.10.2011&amp;amp;CategoryID=97"&gt;nazikçe teşekkür ederek&lt;/a&gt; golü engellemeye çalışıyor. ama kale kabak gibi ortada, kaleci herkesin başka tarafa baktığını teyit etmek için etrafı inceliyor ve beklenen son gerçekleşiyor. haber videosu artık facebook ağlarıyla buluşuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu kadar soru yükselince &lt;a href="http://www.ntvmsnbc.com/id/25292547"&gt;maliye bakanı açıklama yapma gereği duyuyor&lt;/a&gt;. "biz sizin deprem için ödediğiniz vergileri depremle ilgili güçlendirme ve telafi çalışmalarına harcamadık, bunun yerine sağlık, eğitim, duble yollar ve demir yolları için kullandık" diyor. çünkü biz zaten deprem bölgesinde yaşamıyoruz. çünkü biz 12 yıl önce şehirleri dümdüz eden, kurtarma, yardım ve telafi çalışmalarında yetersiz kaldığımız bir depremle karşılaşmadık. 12 yıl önce olan şey ders yerine vergi almamız gereken bir durumdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tabii sonra insanlar başka bir şey de soruyor. diyorlar ki, "deprem vergisini bunlara harcadınız, onun dışında aldığınız vergilerimiz ne oldu peki?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu sorunun üzerinde özellikle duruyorlar; çünkü türkiye'de herkes kusursuz sağlık hizmeti alsa (en azından devletten korkup özel sigorta şirketlerine para yedirmeyecek kadar), eğitim parasız olsa (hatta parasız eğitim isteyenler 18 aydır hapiste yargılanmayı bekliyor olmasa*), memleketin tüm okulları ve her okulun eğitimi aynı kalite standartlarını karşılasa, o çok övünülen duble yollar doğu'da saatlerce çamurda yürüp okula gitmeye çalışan çocukların işine yarasa belki herkes "aferin, helali hoş olsun" diyecek. ama diyemiyoruz. "helal etmiyorum" demenin de bir işe yaramadığını görüyoruz. ve ben merak ediyorum, devlete bu ek vergilerle ilgili dava açsam ne olur acaba?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;konuyla ilgili daha aydınlatıcı bir yazı &lt;a href="http://www.tersyuz.org/makale/360-deprem-vergileri-nerede-balca-celener.html"&gt;şurada&lt;/a&gt; bulunuyor. hangi haracın hangi isim altında kesildiğini merak edenler buyursunlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;* bunlar olurken deniz feneri hırsızlarının 3 ay içeride kalıp "tutuklamaların cezaya dönüştüğü" gerekçesiyle sessiz sedasız serbest bırakıldığını biliyor muydunuz?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir diğer gündem maddemiz olan "yaşarken diktatör, ölünce badem gözlü" addedilmiş kaddafi'ye kısaca değinmek istiyorum. yine facebook'ta kaddafi'nin nasıl bir diktatör olduğunu anlatan bir &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=CVCM2BoPiMc"&gt;video&lt;/a&gt; dolaşıyor. bu videoyu libya halkının nankörlüğünün bir göstergesi olarak yorumlayanlar vardır mutlaka. ben bunu &lt;a href="http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2011/10/111024_libya_sharia.shtml"&gt;sonradan olanları da göz önünde bulundurarak&lt;/a&gt; libya halkının bağırsaklarında birikmiş gaz şeklinde yorumluyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;videoda yer alan, libya halkının bolluk ve bereket içinde yaşadığını anlatan veriler kaddafi'yi daha az diktatör yapmıyor. maddi refaha rağmen bu halkın kendi kararlarını alabilen, demokratik bir toplum olduğunu söyleyemeyiz. ama görüyoruz ki adamlar zaten demokrasi falan istemiyormuş. hatta savunmasız kalmış yaralı bir adamı vahşice linç etmeleri kendilerinin de insaniyet açısından, kendi insanını gözünü kırpmadan öldürebilen kaddafi'den daha üstün olmadıklarını gösteriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o zaman, madem devrimi özgürlük için yapmadınız, kimin gazına geldiniz de böyle ayaklandınız diye sormak sanırım çok yanlış olmaz. madem böyle medeniyetten nasibini almamış bir sürüydünüz, ne diye çobanınızı öldürüp kendinizi kurtlara teslim ettiniz? bu kadar kan boşuna mı aktı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hayır, boşuna akmadı. en azından kanla beslenen petrol ve maden çıkarma şirketlerinin, bankaların, inşaat firmalarının, çeşitli marka zincirlerinin libya'ya giriş vizesi olarak çok işe yaradı. aldıkları gazla diktatörlük sonrası rejim için hiçbir hazırlık yapmayan, ırak ve somali örneklerinden hiç ders almayan halk bu ani geçişin sonuçlarıyla henüz karşılaşmış değil. yargısız infaz ettikleri kaddafi'nin yerine avrupa ve amerika geçtiğinde, "biz bu devrimi neden yapmıştık ki?" diye düşünmek için belki de çok geç olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu doğrudan erdoğan'ı eleştiren bir yazı olmayacaktı ama onun kaddafi kadar bile sevilecek bir yönetici olmadığını söyleyerek bitirebilirim. ileri demokrasiyle alttan alta faşoluğun yolunu yapan, büyüdüğünü belirttiği türk ekonomisinin halka etkisi konusunda "büyük diktatör" kaddafi'nin yanına bile yaklaşamayan başbakan, bu halkın gözünün açılmasından kork. kalan %50 aynı tas, aynı hamam devam etmememiz için elinden geleni yapıyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-2823889506979773719?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/2823889506979773719/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=2823889506979773719&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/2823889506979773719'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/2823889506979773719'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/10/yedik-onu-biz.html' title='yedik onu biz.'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-6363977510290165744</id><published>2011-10-19T21:44:00.000+03:00</published><updated>2011-10-19T21:44:27.875+03:00</updated><title type='text'>iki satır</title><content type='html'>öğlene kadar sadece haberleri okuyup "hala böyle konuşmaya nasıl yüz buluyorlar?" diye düşündüm. öğleden sonra iki satır yazmamı gerektiren iş geldi: x sayfasında yayınlanmak üzere terörü kınayan, fazla suya sabuna dokunmayan bir şey yazabilir miydim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir ya da iki cümle, daha fazlası değil. yazdım, sildim, yeniden yazdım. böyle birkaç dakika geçti. o zamana kadar bana belli bir mesafede durmuş anneler, babalar, kardeşler, çocuklar, eşler ve sevgililer kulağıma fısıldamaya başladılar. ne "vatan sağolsun" dediler, ne de "leşlerinize tüküreceğim orospu çocukları". benim hiç yaşamadığım, hiç yaşamak istemediğim öyle bir acıyı fısıldadılar ki kulağıma, kelimelerin anlamı kalmadı, söylenebilecek her şey gözlerimden akmaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;herkesin bu konuda bir yorumu var. sosyal medya bugün nefret söylemleriyle kaynıyor, insanlar sokaklarda, kadınlar askere alınmak istiyor. pek çok kişinin çözüm önerisi var. ya uzlaşmaya ya da 30 yıldır kazananı olmamış savaşa destek veriyor. bugün herkes çok ama çok konuşuyor, bağırıyor, öfke kusuyor. yarın, iki gün sonra, bir hafta sonra bugün konuşanların çok azı ne dediğini hatırlayacak. 30 yıldır olduğu gibi sözün bittiği yerde kalacağız, kemiğe dayanmış bıçak ileri ya da geri gitmeyecek. bazılarımız unutacak. bazılarımız ancak yeri geldiğinde iki kelam etmeye çalışacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çok boktan bir dünyada yaşıyoruz. çok boktan zamanlar. bu sadece iktidar, muhalefet, türk, kürt, asker, terörist işi değil. bireylerden öte, insanlığı, gezegendeki canlı yaşamı tehdit eden, yok eden bir anlayış çarpıklığı bu. benim insanlığa dair en ufak bir umudum yok, kendi kusmuğumuzda boğulacağız. ama sağduyulu, vicdan sahibi, silahların sadece yok etmeye yaradığının bilincinde olan bir avuç insan belki o korkunç sonu erteleyebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gidenler çok üzücü bir şekilde gitti. bu kez de bulaşmadan, uzaktan izleyecektim. iş kaleme düşünce, azıcık yaklaşmak gerekince, terörü bitirmek için atılması gereken adımları yazmak gelmiyor insanın içinden. iyi ki de hala vatan için ölmeyi normal bir şeymiş gibi kabul edemiyorum. istemesem de, ancak milyonda birini hissetsem de, yakında silinecek olsa da o acıyı paylaşıyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-6363977510290165744?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/6363977510290165744/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=6363977510290165744&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/6363977510290165744'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/6363977510290165744'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/10/iki-satr.html' title='iki satır'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-609186348788881199</id><published>2011-10-16T03:18:00.001+03:00</published><updated>2011-10-16T03:18:58.439+03:00</updated><title type='text'>niye bu lagaluga anlamıyorum ki.</title><content type='html'>abicim, bu zamana kadar düşünemediysen sende kabahat. devletin, aldığın maaşın yarısına vergilerle falan el koyuyorsa, sen de bu şekilde haraç kesilmesinden memnun değilsen, hayat asıl sana kolay. şimdilik hava bedava, su bedavaya yakın (bedava olanı kirli, kullanacaksan da dikkatli ol), daha ne istiyon lan it?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sigaraya paso zam yapılıyor zaten, bir süredir beş buçuktan içiyorsun diye rahat olduğunu sanma. içmezsin, olur biter. hem avrupa'da hep öyle. biz de avrupa'nın ahlakını, demokrasisini falan değil ama işimize gelen yönlerini alıyoruz, bence çoşşaane bir şey. bu kadarcık şeyle de kıçı kırık avrupa'ya yüz verdiğimizi sanma sakın. asıl avrupa birliği bize muhtaç ooooluuuum! osuruğumuzla yıkarız lan orayı istesek, mahvederiz! atara atar, gidere gider. bizde böyle!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;alkol biraz daha alengirli bir durum. %50'nin başbakanı yine insaflı davranmış, az iç demiş. ama az içmeyi kabul ediyorsan cebinden gerekirse ellerini sokarak alırlar o parayı. sen sen ol, sağlığının kıymetini bil, üzüm ye, elma ye, hopla zıpla işte. azıcık bile içmezsen, azıcık bile vergi alamazlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o şahane porsche'n var ya, götüne girsin o senin. ha... yok mu? varsın olmasın. eğer devlete vergi ödemek istemiyorsan, küçük bir araban varsa da binmeyeceksin. biniyorsan da dünyanın en pahalı benzinini kullandığın için şikayet etmeyeceksin. yollar sürekli yapılan düzeltme çalışmaları yüzünden dört mevsim tarla gibiyse, arabanın oynamadık vidası kalmadığı için servis masrafı vergiyi aşıyorsa gıkını çıkarmayacaksın. zaten trafik yapıyorsun .mına koduumun fakiri, araba kullanmak senin neyine? o zammı da porsche'si olan adam düşünecek değil elbet; güpgüzel, zepzengin bir insan o. hem daha üçüncü köprü yapılacak, sus ve ödemeye devam et.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu zamlarla birlikte yine milletin aklına elektrik ve doğalgaz zamları gelmiş. ayıptır. tek odanın ışığını açın, ailece oturup kaynaşın diye bunlar. tabii televizyon karşısında değil, o da elektrik yer. hem öyle bir arada yaşayınca ısınırsınız da, doğalgaz zammından çok etkilenmezsiniz. hatta iyi çocuklar olursanız bir gün şirinleri bile görebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cep telefonu faturandaki vergiler bölümünü her gördüğünde kalp krizi geçiresin geliyorsa, kullanma yavrum. hem yüzyüze konuşmak daha samimi. gidin beyoğlu'nda bir kafeye, zıkkımlanın çayınızı, saatlerce konuşun. onlara da yazık hem, sigara yasağı başladığından beri doğru düzgün iş yapamıyorlar. neden? hep sizin gibi pis tiryakiler yüzünden. vefasız ipneler! sigara içilirken iyiydi de şimdi böyle mi oldunuz? hem içmeyin diyorum şu zıkkımı! cari açığımızı sigarayla kapatamazsak, başka bir yol bulunur. ne bileyim, mahmutpaşa'daki dükkanlara değil de harvey nichols'a yüksek vergi koyulur bu kez. yapılır bir şeyler. devlet düşünür onu da, sana ne? bir de üretimle, ihracatla falan mı kapatmayı düşünecekti? git allaasen. beni de burada ekonomiden çok anlarmışım gibi konuşturuyorsun...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdilik "alın, verin, ekonomiye can verin" gibi reklamlarla takılabilirsin. araba kullanmazsan, sigara içmezsen, alkol almazsan, telefonla falan konuşmazsan, sonra ne bileyim yaptığın işlerden vergi kaçırırsan, daha az yersen, daha çok çalışıp daha az yaşarsan alışveriş yapmak için elinde gani gani para kalır. harcamaya zaman ya da takat kalmayabilir ama onu da mı devlet düşünecek? hem yaşlandığında gerekir onlar, biriktir sen. çünkü devlet sana üç kuruş emekli maaşının yanı sıra ancak kolayca ölmemeni sağlayacak kadar sağlık hizmeti verecek ya... sonra sen bundan korktuğun için onun bunun çocuğu özel sigorta şirketlerine yıllardır prim yatırıyor olacaksın ya... sonra hastalandığında falan o sigorta şirketleri ödeme yapmamak için bin takla atacak ve bir açık bulup ödemeyecekler ya... hah, işte o zaman şimdi biriktirdiğin parayı kullanacaksın. akıllı olacaksın yani. aferin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öyle her güzel icraatta lagaluga yapıyorsunuz ya, yanlışlardasınız annem. %50'nin başbakanı milletin tasvip etmediği hiçbir politikayla ilerlemiyor bir kere. millete ne zaman sorduklarını bilmiyorum ama sormuşlardır mutlaka. en azından %50'ye sorulmuştur, onların başbakanı ne de olsa. halkın geri kalanı seçim dönemleri ve vergi alımları dışında türkiye'den sayılmadığı için bize sorulmasını beklemiyoruz herhalde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bak güzelim, bu ülke artık liderliğe oynuyor, tüm dünyada söz sahibiyiz, ekonomimiz ışık hızıyla büyüyor. dün 70 cent'e muhtaçtık, bugün 300 milyon dolar bağış toplayabiliyoruz. tabii&amp;nbsp;bu size yansımıyor olabilir.&amp;nbsp;bir avrupa'ya falan gittiğinizde (az biraz paranız varsa gidebiliyorsunuz, cazcuz yapacağınıza turları takip edin. fakirseniz de en azından alamancı olma şansınız hala var.) sizin hala medeniyetten nasibinizi almadığınızı düşünüyor olabilirler. hatta dünya meseleleriyle biraz daha ilgili olanlar türkiye'nin demokratik bir ülke olmadığını biliyor, "sizin işiniz de zor kardeş" muhabbeti yapıyor olabilirler. gösterin liderliğinizi abi, tutan mı var? avrupalı dediğin tırsaktır, devlet adamlarından belli. iki atar yaptın mı susar, anca gazetelerine falan yazıp millete şikayet ederler seni. o kadarı da olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu kadar konuştum ama aradığın tüm cevaplar &lt;a href="http://www.ntvmsnbc.com/id/25288973/"&gt;bu haberde&lt;/a&gt; var. okumakla kalma, sakla bu haberi. birkaç yıl sonra, cüccük kadar demokrasinin yerini türkiye'nin dünya liderliğine depar atması aldığında bakarsın, "en çok palazlandığı dönem bu sanıyorduk, dahası varmış" dersin tamam mı annem? yorumlara da bakarsın hem, "%99'u müslüman olan bir ülkede alkol tüketimini bitirmek şart" diyen zihniyete de bir küfür sallarsın istersen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben de bu arada elimden böyle gerzek yazılar yazmak dışında bir şey gelmediği için bir sigara daha yakarım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-609186348788881199?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/609186348788881199/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=609186348788881199&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/609186348788881199'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/609186348788881199'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/10/niye-bu-lagaluga-anlamyorum-ki.html' title='niye bu lagaluga anlamıyorum ki.'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-6615644669790308177</id><published>2011-10-11T19:58:00.001+03:00</published><updated>2011-10-11T19:58:10.000+03:00</updated><title type='text'>kombi o_O</title><content type='html'>lan olm, hakikaten arayıp işlettiniz mi adamı? üç buçuk aya ulaştığımız bugünlerde paramı verdi adam!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-6615644669790308177?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/6615644669790308177/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=6615644669790308177&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/6615644669790308177'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/6615644669790308177'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/10/kombi-oo.html' title='kombi o_O'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-3341440389388114229</id><published>2011-10-07T13:53:00.002+03:00</published><updated>2011-10-07T13:53:58.778+03:00</updated><title type='text'>gerçekler</title><content type='html'>&lt;br /&gt;içeriğinde bir imza olmasa bile birlikte yaşama durumu, insanın gazını kıçında düğümleyen bir olgudur. bir gün sevgiliniz size "evlenirsek bir şeylerin bozulacağından korkuyorum" derse, konunun boşaltım sistemiyle ilgili olabileceğini unutmayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-GLvbylwCRr4/To7Z_1rcc6I/AAAAAAAAA2U/R3i6rFKgjMw/s1600/307629_10150388697251136_674161135_10314598_2259773_n.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="225" src="http://1.bp.blogspot.com/-GLvbylwCRr4/To7Z_1rcc6I/AAAAAAAAA2U/R3i6rFKgjMw/s320/307629_10150388697251136_674161135_10314598_2259773_n.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-3341440389388114229?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/3341440389388114229/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=3341440389388114229&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/3341440389388114229'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/3341440389388114229'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/10/gercekler.html' title='gerçekler'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-GLvbylwCRr4/To7Z_1rcc6I/AAAAAAAAA2U/R3i6rFKgjMw/s72-c/307629_10150388697251136_674161135_10314598_2259773_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-8959495164121715679</id><published>2011-10-07T00:47:00.002+03:00</published><updated>2011-10-07T00:53:47.393+03:00</updated><title type='text'>Green Grass</title><content type='html'>&lt;br /&gt;Kadın rüya görüyordu. Bazen de hayal. Sanrı aşamasına ulaşması için beyninin çok yol alması, rüyalarını ve hayallerini unutması gerekecekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rüyasında kadın bir mezarın başındaydı. Başını eskiden sevgilisinin kalbinin attığı yere yasladı. Kucaklamak için uzanan kolu bir avuç toprağı sardı. Yeşil çimenlerin üzerine uzandı ve onu sevdiği zamanları anımsadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gel, diyordu adam toprağın altından, çekinme, yaklaş. Kadın gözleri dolu dolu - ama ağlamadan - içini çekerek uyandı. Yanında yatan adam hafif hafif horluyordu. Bir süre uyuyan adamı izledi. Sabah yine yalnız uyanacağını fark etti. Tek başına kahvaltı edeceğini, işe gideceğini ve kapıyı anahtarla açarak eve gireceğini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanı küçük şeylerin ele verdiğini düşünürdü. Ağızdan istemsizce çıkan bir kelime, dudaktaki küçük bir seyirme, unutulmuş ufak bir detay. Büyük hataları affetmek daha kolaydı, küçükler ise tam anlamıyla nifak tohumuydu. İsmini tam olarak koyamadığın için tedavisini bulamadığın bir tümör gibi, çok geç olana kadar beyninde büyüyüp dururdu. Asıl küçük şeylere dikkat etmek gerekiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çekmecedeki şırıngayı çıkarırken kadın bunları düşünüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- o -&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Polis kadının terkedildiğinden emindi. İfade verirken bile o kadar çok konuşmuş, kayıp eşini o kadar çok kötülemişti ki, polis onunla bir ömür geçirmenin kabus gibi olacağını düşünüp ürperdi. İşin kötüsü, bu kabustan uyanmanın tek yolu uyumaktı, tabii kadının en azından uyurken çenesini kapadığı varsayılırsa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görünüşe bakılırsa, adam düşman sahibi olamayacak kadar sıradan biriydi. Başarılı bir borsacıydı. Dünyanın tepe taklak olduğu dönemler dışında hiçbir müşterisine para kaybettirmemiş, kriz durumlarında da zararı makul düzeylerde tutmayı başarmıştı. Güzel bir arabası, güzel bir banka hesabı ve en azından paketi güzel olan bir eşi vardı. Sigara kullanmıyor, düzenli spor yapıyor, mezun olduğu okulların pilav günlerine katılmayı ihmal etmiyor, eve iş getirmek yerine ara sıra ofiste sabahlıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın Uzak Doğu borsalarından bahsederken polis de adamın geceleri kim bilir nereyi ofis olarak kullandığını düşündü. Dudağının kenarı istemsizce, sadece 1 milisaniyeliğine kıpırdadı. Kadının bu kadar küçük bir hareketi gözden kaçırmaması ise dakikalarca süren bir "siz erkekler" seansının başlangıcı oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kayıp ihbarı alındıktan sonra aramaya başlamak için 24 saatin geçmesi gerekiyordu. Adam kendini alkole boğduktan sonra aptallık edip evine dönmüş olabilirdi. Polis buna pek ihtimal vermiyordu ama adam o kadınla sadece güzelliği için evlenecek kadar aptalsa, her şeyin yoluna gireceğini düşünecek kadar Polyanna ruhlu da olabilirdi. Polis, pişman olacağını bile bile teyit etmek için kadını aradı. 5 gün sürmüş gibi gelen 5 dakikalık hakaret fırtınasının ardından soruşturmayı başlattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslına bakılırsa, adamı ortadan kaldırmak isteyebilecek tek kişi eşi olabilirmiş gibi görünüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- o -&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın uyku tutmadığında yatakta dönüp durmak yerine kendini yormaya çalışanlardandı. Sabaha karşı uyanmışsa bahçeyle ilgilenir, gece yarısıysa bütün mutfak dolaplarını aşağı indirirdi. Sırf uykusu kaçtığı için sık sık birbirinden lezzetli yemekler yapar, hepsini yiyemediği için her hafta sokak hayvanlarına ziyafet çekerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gece banyo temizliğiyle başlamaya karar verdi. Küveti ve fayansları hastanelerin steril odaları kadar hijyenik hale getirdiğinde henüz yeteri kadar yorulmamıştı. Mutfağa geçip içinden bir kez bile dana eti geçmemiş kıyma makinesinde etleri hazırlamaya başladı. Uyuyakalmazsa yüzlerce köfte hazırlayacaktı. Kalın, baharatsız, %100 et köfteler. Sokak hayvanlarının bayram etmesi için onları kızartmasına bile gerek kalmayacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün eti kıyma makinesinden geçirdikten sonra saate baktı. Neredeyse 4.30 olmuştu ama hala uykusu yoktu. Bahçenin mutfak penceresinden görünen kısmı hala zifiri karanlıktı ama yakında diğer taraftan güneş doğmaya başlayacaktı. Mutfak penceresi, büyük ağacın gölgesi nedeniyle bunu bir süre daha farketmeyecekti. Bahçede biri büyük, diğerleri henüz fidandan ağaca yol alan büyüklüklerde altı ağacı vardı. Büyük ağaç dışında hepsini kendisi dikmişti. Hepsini sevgiyle sulamış, gübrelemiş, ölü dallarını kimseden yardım almadan kesmişti. Ağaçlar onun hem çocuğu, hem sırdaşı hem de sevgilisiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Henüz uykusu gelmediğine göre bugün sırdaşlarına bir yenisini ekleyecekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- o -&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Polis adamın gidebileceği her yeri inceliyor, tüm tanıdıklarıyla teker teker görüşüyordu. İş yeri ve spor salonu incelemelerinde şüphe uyandıracak hiçbir şeyle karşılaşmadılar. Araştırmalar adamın telefonunu sadece eşinden azar işitmek ve işle ilgili görüşmeler yapmak için kullandığını gösteriyordu. Ayrı bir hattı bulunmuyordu, ofisinin hiçbir yerinde şüpheli notlar yoktu, randevu defteri kullanmıyordu, e-postaları özel yaşamıyla ilgili en ufak bir bilgi vermiyordu. Adamın görünürdeki sicili bebek poposu kadar pürüzsüz, başkalarıyla paylaştığı sırlar yok denecek kadar hiçti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Polis böyle tipleri iyi bildiğini düşündü. Kusursuz erkek profili içinde robot gibi yaşıyor, 35 yaş civarında, ölüm korkusu ilk yoklamalarına başladığı sıralarda, kendilerine ne biçim bir hayatları olduğunu sorup ya çocuk yapıyor ya da evden kaçıyorlardı. Örneklerini görmüştü. Gördüğü örnekler çocuk yapanlarla, evden kaçanlar ise Rus edebiyatıyla sınırlıydı. Aklı Rus edebiyatına kaymışken, adamın bir Rus'la kaçmış olabileceğini düşünüp gülümsedi. Ufacık gülümsemesi, adamın eşinin aklına gelmesiyle birlikte yerini sıkıntılı bir somurtmaya bıraktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şeyin bu kadar normal olması anlamsızdı. Adamın ortadan kaybolması için bir neden gerekiyordu. Eşi yeterliden de büyük bir nedendi ama polis kadına gidip "bu kadar şirret olmazsanız en azından bundan sonraki evliliğinizde bir şansınız olabilir" diyemezdi. Kimsenin öldürmeye bile tenezzül etmeyeceği bu adam bir yerlerde ipucu bırakmış olmalıydı. Tek sorun, bu kadar steril bir ortamda ipucunun halı püskülü gibi görünebilecek olmasıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ofisteki araştırma ikinci kez aynı sonuçsuzlukla devam ederken adamın arabasının bulunduğu haberi geldi. Hayır, kendisi arabada değildi; hayır, anahtar da yoktu; hayır, boğuşma izine rastlanmamıştı; hayır, kendisinin ve eşinin parmak izleri dışında bir iz bulunmuyordu. Araba Levent’te bir alışveriş merkezinin otoparkındaydı. Kamera kayıtlarına göre adam eczaneye uğrayıp vitamin aldıktan sonra alışveriş merkezinden çıkmıştı. Metro kameralarında görünmüyordu ve taksiciler fotoğraftaki adamı hatırlamıyordu. Dolmuş şoförleri ise soru karşısında önce kahkaha atmış, ısrar edince, karşılarında polisin olduğunu unutturan bir refleksle levyeye uzanmışlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İş yerinde ve sıkça gittiği diğer yerlerde Levent civarında oturan kişilerin listesi çıkarıldı. Bu kişilerle yapılan görüşmeler, adamın nerede olabileceği konusunda bilgi vermese de eve dönmediği gecelerde nerede olmadığını ortaya koymuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii eşini her fırsatta aldatıyor olması şüpheleri kadın üzerine yoğunlaştırmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- o -&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın her şeyden haberdardı. Müthiş bir gözlemciydi, yüzleri okumasını iyi bilirdi. Bir yüzüğün ne zaman çıkarıldığını, bir kokunun kimden kaldığını, "canım" kelimesindeki tonlama farklarını şıp diye anlayabiliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Polisin soruşturması yavaş yavaş ilerliyordu, şimdilik her şey yolunda gidiyordu. Adamın, hiç iz bırakmasa da ne mal olduğunu çözmeyi başarmışlardı. Nasıl iz bırakmadığı onlar için hala muammaydı ama kadın bunu da biliyordu. Adam telefon numaralarını ve adresleri büyük, dopdolu, karalanmış kağıtlara yazıp ezberler, ofisten çıkarken mutlaka tüm kağıtları parçalama makinesinden geçirirdi. Birlikte olacağı kadınları genellikle aramazdı, çok gerekiyorsa telefon kulübelerini kullanırdı. Arabasını ilgisiz bir yere park ettikten sonra ara sokaklarda uzun uzun yürür, kameralara yakalanmamaya özen gösterir, alakasız bir yerden taksiye binerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pek sık yalan söylemezdi, kadınlar berbat bir evliliğinin olduğunu bildikleri için onu yataklarına kabul ederlerdi. Eğer ortaya çıkarsa, karısının onu uyurken öldüreceğini söylerdi. Bu yüzden hiçbir kadını arabasına almaz, hiçbiriyle birlikte görünmez, kadınların evine girdiği anda soyunup giysilerini paketlerdi. Sabah mutlaka kendi şampuanıyla duş alır, üzerinde kendisininki dışında hiçbir kokunun kalmamasına özen gösterirdi. Kuşlar ve çocuklar da dahil olmak üzere evcil hayvan besleyen hiçbir kadınla ilişkisi olmamıştı. Prezervatiflerini kadınlara aldırır, işler yolunda gitmeyecek gibi olursa yavru köpek bakışlarıyla yaşadığı stresi anlatır, kapıdan son kez çıkarken teşekkür eder ama son bir öpücük vermezdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın, adamın başına gelen her şeyi hakettiğini düşünüyordu. Onu hiç sevmemişti. Birlikteliklerinin tek amacı plana uygun olmasıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saat geç olmuştu. Polisle yüzyüze görüşmeler birkaç gün daha sürecekti. Daha fazla kalamayacağını söyledikten sonra evine döndü. Son sevgilisi bahçesinde su, gübre ve sevgi beklemekteydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- o -&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüzyüze görüşmelere devam ettikçe polisin adama olan tiksintisi artıyordu. Tek gecelik ilişkilere karşı değildi, iki tarafın da birbirini kullanmasıyla sorunu yoktu. Evli olmasaydı her gecesini başka bir kadınla geçireceğini düşünüyor, eşini sevdiği için ona sadık olduğuna kendini inandırmaya çalışıyordu. Elbette asıl sorun tipinin, mesleğinin ve ekonomik durumunun bunu imkansız kılmasıydı ama testesteron içerikli hayaller gerçeğe çok az yer bırakıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adama duyduğu tiksintinin ise hayalleriyle pek ilgisi yoktu, onun gibi olmak istemiyordu. Bu adam flörtün başında karizmatik, ortasında müteşekkir, sonunda ise resmen acınası oluyordu. Tabii kadınların algısı çok farklıydı. Onlar adama bu zor günlerinde destek olmaya çalışırken, ne olduğunu anlamadan aralarında bir elektriklenme oluyor ve her ikisi de çok yanlış olduğunu bildikleri halde, suçluluktan ne yapacaklarını şaşırıp kendilerini yatakta buluyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adam herhalde oyunculukta da başarılıydı ve ağzı iyi laf yapıyordu. Kadınlar ise bu numaralara akıl almaz bir şekilde kanıyor, adama en ufak bir sorumluluk yüklemiyor, hatta onu koruyorlardı. Tanıştıklarında burnundan kıl aldırmayan adam nasıl oluyordu da üç gün sonra sırdaş kesiliyor, eşiyle yaşadığı problemleri ilk kez birine anlatıyor, bir hafta içinde ise acı içinde kıvranan bir kedicikten Energizer tavşanına dönüşüyordu? Polis asıl kadınları anlamıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesai biteli çok olumuştu ve kalan son üç kadın evlerine dönmüştü. Polis bu işi olabildiğince çabuk bitirmek istiyordu ve yarını beklemeyecekti. Kadınları evlerinde ziyaret etmeye karar verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- o -&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın hazırladığı köfteleri Sarıyer’in neredeyse bütün sokaklarına dağıtmış, bir tane bile aç hayvan bırakmamıştı. Evine dönüp bahçesini suladıktan sonra geceliğini giydi ve kitabını eline aldı. En geç bir saat sonra göz kapakları ağırlaşacak, birkaç saat sonra uyanmak üzere duvarlara tutunarak, yarı kapalı gözlerle yatağına gidecekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Polis kapıda olmasaydı tam olarak bunu yapacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geceliğinin, daha doğrusu incecik kombinezonunun üstüne sabahlık giymemişti. Polis rahatsız ettiğini, daha uygun bir zamanda gelebileceğini söylediği halde onu oturma odasına davet etti. Bir süre adam hakkında konuştular. Sonra biraz da kitaplar hakkında. Ve biraz da bahçe ve ağaçlar hakkında. Kadın polisin yüzünü inceliyordu, gözleri sık sık dudaklarına takılıyordu. Hayat hakkında konuştular. Sonra adamın eşi ve bekar olmanın güzellikleri hakkında. Ve yalnızlık hakkında. Kadın polisin elmacık kemiğindeki olmayan lekeyi sildi. Yanağındaki elini yavaşça çenesine doğru indirdi. Gözleri polisin dudaklarından pantolonuna kaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Polis kadının evine basit bir sorgu için gitmişti oysa. Karşısına kombinezonla çıkacağını, kokusuyla başını döndüreceğini, sohbetiyle soruşturmayı unutturacağını, çayına afrodizyak sıvılar damlatacağını tahmin etmemişti. Soruşturmanın sağlıklı yürümesi açısından birkaç kez gitmeye yeltendiyse de kadının ilk temasından itibaren temel içgüdü etkisine girmişti. Bu gece onun için beklediğinden de yorucu geçecekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Enerjisini en çok sömürecek kısım koltuktan kalkmak, kadının kendisine tekrar dokunmasına izin vermeden evden çıkmak ve kasıklarındaki zonklamaya rağmen gözünü yoldan ayırmayıp eve gitmek olacaktı. Kurduğu tüm hayallere rağmen hiçbir kadının - polis fetişisti olsa bile - ilk görüşte kucağına atlamayacağını biliyordu. Anlam veremediği küçük detaylar nedeniyle, adamın kayboluşunun kadınla ilgili olduğuna inanıyor ama beynindeki bütün kan alt katlara indiği için sonuca varamıyordu. Soruşturmaya başka zaman devam edecekti. Öncelikle evine gidip eşiyle sevişmesi gerekiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın polisin ardından kapıyı kapatırken, onu öldürmek zorunda kalmadığı için memnundu. O gece birlikte olsalardı polisin eşi için üzülecekti, çünkü polis konuşma süresince evliliğindeki tatminsizliği ima bile etmemişti. Aklından geçen tüm senaryolara rağmen, diğerleri gibi avcı değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bahçeye çıkıp öfkeli bir fısıltıyla eski sevgililerine "örnek alın biraz," dedi, "bu halinizle bile polenlerinizi etrafa yaymadan duramıyorsunuz." Adamın kemiklerinin üzerine diktiği fidana yaklaştı. Yapraklarını okşarken, eşinin tüm çirkefliğine rağmen şimdi çok üzgün olduğunu, onu aldatarak değil ama ortadan kaybolarak intikamını aldığını anlattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra büyük ağacın altındaki yeşil çimenlere uzandı. Başını eskiden eşinin kalbinin attığı yere yasladı. Kucaklamak için uzanan kolu bir avuç toprağı sardı. "Her şey seninle başladı" derken, onu sevdiği zamanları anımsadı.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-8959495164121715679?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/8959495164121715679/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=8959495164121715679&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/8959495164121715679'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/8959495164121715679'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/10/green-grass.html' title='Green Grass'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-6768617691803595265</id><published>2011-10-04T14:40:00.000+03:00</published><updated>2011-10-11T19:58:53.117+03:00</updated><title type='text'>kombi!*?&amp;!^*</title><content type='html'>bu sabah 8.30 civarında sinirden köpürerek uyandım. ilgili bir rüya mı görmüştüm yoksa sinirlerim bambaşka bir şeye mi bu tepkiyi veriyordu bilmiyordum, &lt;b&gt;tekler ısıtma-soğutma&lt;/b&gt; isimli kombi servisini havaya uçuracak kadar delirmiştim. tabii bu aşamaya nasıl geldiğimi anlatmam gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3 ay önce kombi bozuldu. sevdiğimiz yaz sporlarından biri soğuk suya girip çıkmak olsa da bunu duşta yapmamayı tercih ediyoruz, bu nedenle servis çağırmam gerekti. gözüme kombiyle ilgili herhangi bir belge çarpmadığı için google'dan vaillant florya servisi gibi bir şey aradım. çünkü salağım ve adamların vaillant.com.tr'de ikamet edebilecekleri bir türlü aklıma gelmiyor. çünkü kombi servisini tesisatçı gibi bir şey sanıyorum ve vaillant'ın kurumsal bir yer olduğu da aklıma gelmiyor. çünkü dediğim gibi, bazen cidden salak olabiliyorum. ilk çıkan siteye tıklayıp sayfanın yarısı büyüklüğünde vaillant logosunu ve çağrı merkezi numarasını görünce de ancak "vay anam, görgüsüzlere bak! logoyu büyütelim anlayışında son nokta!" diyebildim, başka da bir şeyden şüphelenmedim. sonuçta herhangi bir üçüncü partiyle ilgili bilgi de yok ortada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;arayıp servisi çağırdım. özel servis olduklarını ve 35 tl ücret alacaklarını söylediler, kabul ettim, ertesi gün gelmelerini beklemeye başladım. akşam da kardeşim hali hazırda bozuk olan kombiyle oynamış, su damlatır hale getirmeyi başarmış. ama ben hala rahatım çünkü ertesi gün adamlar gelip tüm sorunlarımızı hünerli dokunuşlarıyla çözecekler diye umuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;geldiler, bir şeyler yaptılar, yaklaşık 200 tl tutarında bir fatura çıkardılar önüme. aklımdan "n'aaptınız olm siz?!" diye geçirdiysem de baktım sıcak su akıyor, paralarını verip teşekkür ettim. akşam babama durumu anlattığımda "bizim servis sözleşmemiz vardı, para almamaları gerekiyordu" dedi, bambaşka bir dosyada duran belgeleri falan gösterdi. sağlık olsun dedim, bir dahaki sefere bunları çağıracağımı öğrenmiş ve biraz para kaybetmiş oldum. akılsız başımın dersini alması dert değil, ne de olsa kombi çalışıyor ya...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama nah çalışıyor. su yine soğuk, alet yine aynı hatayı veriyor ve ulan yavşaklar, su ayarıyla biraz oynadığımda ben de beş dakikalık düzelme sağlıyordum kombide.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;adamları tekrar çağırmayı düşündüysem de ailem benden erken davranmış, anlaşmalı olduğumuz yetkili servisi çağırmış. (yetkili servis ve özel servis arasındaki farkı da böylece öğrenmiş oldum, birincilik telini hak ettim bence.) adamlar gelip fazla uğraşmadan sorunu çözdüler, hatta bununla da kalmayıp "iyi de bu adamlar parça falan değiştirmemiş ki, bu bizim orijinal parçamız, siz tabure falan getirmek için yanlarından ayrıldığınızda silip aynen takmışlar" şeklinde göz yaşartıcı bir bilgi de verdiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;elimde üzerinde vaillant yerine tekler ısıtma-soğutma yazan faturayla adamları aradım. bana fatura ettikleri hiçbir şeyi yapmadıklarını, bu yüzden paramı geri istediğimi söyledim. adam "ama o kadar uğraştık, gördünüz" dedi. nezaketimi kaybetmeden, sabırla açıklamaya çalıştım. bizim kapıcıyı çağırsam o da sizin kadar uğraşacak ve tamir edemeyince bu kadar para almayacaktı dedim. adam sonunda işi vicdanıma bıraktı, ben de telefonu kapadıktan sonra kötü adam gülüşü yapmamaya gayret ederek paranın hesabıma yatırılmasını bekledim. tabii bu arada 35 liralık servis ücretini istemiyorum, sadece yapmadıkları şeylerin parasını ödemelerini rica ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;önce haftalık, sonra günlük, en sonunda da 15 dakikada bir aramalarım sonucunda mıncık beyinlilere ulaştım, iki kez banka hesap numaramı verdim, iki kez "bugün öğleden sonra ödemeniz yapılacak" sözü aldım ama sıçtığımın 153 lirası hala hesabıma yatırılmadı. iki buçuk ay sonra patron olduğunu sandığım şadan diye birinin numarasını verdiler (burada arayıp işletmek isteyenler içinnumara yazıyordu ama ödemeyi alınca sildim) ama adama ulaşmam pek mümkün olmadı. daha doğrusu, genellikle telefona cevap vermemekle birlikte, olur da açarsa ya cenazede, ya toplantıda ya da hastanede oluyor şerefsiz. ben de "amaaan boşver" diyebilecekken sadece iş inada bindiği için arayıp duruyorum. bugün de böyle öfkeyle uyanınca en azından yazıp kafamı boşaltmaya karar verdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;elimdeki bütün numaralarını pornografik dergilere "şişme kadınlarda inanılmaz indirim! hemen arayın!" şeklinde ilan olarak mı versem diye düşünüyorum ama onları da arayan var mıdır bilemiyorum ki. o kadar ilan verdikten sonra sadece üç kişinin arayıp "he pardon, yanlış numara" deme ihtimali de var. bir de zaten arasalar benim nereden haberim olacak, içim nasıl rahatlayacak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bunlar bir yana, gidip adamların yüzüne tükürme şansım olsa daha iyi hissederdim sanırım. alnına koduğumun yavşakları.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-6768617691803595265?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/6768617691803595265/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=6768617691803595265&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/6768617691803595265'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/6768617691803595265'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/10/kombi.html' title='kombi!*?&amp;!^*'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-8113248024428596162</id><published>2011-09-26T00:35:00.000+03:00</published><updated>2011-09-26T00:35:06.578+03:00</updated><title type='text'>yavrulamalar</title><content type='html'>bir hafta önce yeni bebeğimiz oldu bizim. kendisi bir kedi. simsiyah gibi ama beyaz bikinisi var. bazen yemek istiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-1g35B9ogyXA/Tn-b7qX9KEI/AAAAAAAAA2Q/2wX9yNIbftE/s1600/Photo_E7867451-15E8-387C-A143-9589157EFE01.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://4.bp.blogspot.com/-1g35B9ogyXA/Tn-b7qX9KEI/AAAAAAAAA2Q/2wX9yNIbftE/s320/Photo_E7867451-15E8-387C-A143-9589157EFE01.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;ilk iki gün kapu bol bol tısladı. bu salak da çok korkaktı, sürekli dolapların altına saklanıyordu. sonra alıştılar birbirlerine. kapu'nun kuyruğu miniğin en sevdiği oyuncak oldu. kapu da onu feci şekilde korumaya başladı. bazen bize bile diş gösteriyor.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;anneler yavrularının fotoğraflarını hemen facebook'ta paylaşıyor ya, ben de öyle hisseder miyim diye düşünüp bunu yazdım. hala annesel durumları anlamıyormuşum, buna karar verdim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-8113248024428596162?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/8113248024428596162/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=8113248024428596162&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/8113248024428596162'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/8113248024428596162'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/09/yavrulamalar.html' title='yavrulamalar'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-1g35B9ogyXA/Tn-b7qX9KEI/AAAAAAAAA2Q/2wX9yNIbftE/s72-c/Photo_E7867451-15E8-387C-A143-9589157EFE01.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-3844197579533452745</id><published>2011-09-24T13:41:00.000+03:00</published><updated>2011-09-24T13:41:03.823+03:00</updated><title type='text'>ve inci televizyonu keşfetti.</title><content type='html'>birkaç gündür babaannem bizde misafir. genellikle evlilik ve benim beslenmem üzerine konuşuyoruz. kahvaltı ettim mi, hala evlenmiyor muyum, gün içinde yemek yedim mi, neden evlenmiyorum? kurban bayramını da atlattıktan sonra evlilik muhabbetini bir süre hayatımdan çıkarmış olacağım. şimdilik babaannemi evliliğin mantıksızlığına ikna etmeye çalışıyorum. benim evlenmemin saçmalığını kendi sözleriyle de kabul etmiş durumda ama gerekliliğine inancını henüz sarsamadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dün gece ailem evde değildi. babaannemi yalnız bırakmak istemedim. birlikte gerçekleştirebileceğimiz en zararsız aktivite televizyon izlemek olacaktı, nitekim, adını feriha koydum isimli gudik diziyi izledik. kardeşim eve geldiğinde dizinin ismi put the feriha on the table'a varan bir çeşitliliğe ulaşmıştı. ama konu hala aynıydı ve ben her nasılsa bir bölüm izleyerek dizinin geçmişini, mevcut durumunu ve geleceğini çözmüştüm bile. kafamda samimiyet üzerine yorumlar yapar, feriha'yı farklı senaryolara yerleştirirken reklamlar başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;oh bebek... ben görmeyeli mavi jeans'in reklamcıları yine kendilerini aşmış, kıvanç tatlıtuğ antipatikliğini ikiye katlamıştı. reklamda marangozluğun vahşi cazibesinden, bir hapşırığın doğurduğu çılgın hislenmelere kadar her şey vardı. ve ben, birkaç yıldır reklam yazarlığı yapan ben, inci vardar, hiçbir zaman bu kadar yaratıcı olamayacağımı bir kez daha fark edip kıvanç tatlıtuğ'u levyeyle dövmek istedim. dövmek ve dönüp arkama bile bakmamak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama dün geceden aklımda sadece feriha ve mavi jeans reklamı kaldığına göre tamam dedim, bu işler böyle yürüyor. bu reklam mavi'nin gözümdeki imajına "ay çok leşosunuz" dışında bir katkı sağlamamış olabilir, yıllarca hatırlanacak bir yaratıcılık barındırmıyor olabilir, alışveriş alışkanlıklarını bile değiştirmeyebilir. ama amacı birilerinin bu reklam hakkında konuşmasıysa (ki sosyal medya çıktı çıkalı ne kadar satış olduğuna değil, reklamdan ne kadar bahsedildiğine, facebook sayfasını kaç kişinin beğendiğine falan bakıyorlar) mission accomplished diyebilirim. gün olur birkaç zirzop "çok yaşa" yerine "çok sev" demeye de başlar, belki mavi jeans'le bağlantısını bile kuramaz ama olsun. o reklamın yazarı memlekete yeni bir değer kazandırdığını düşünüp önemli hissedecek, bu bile yeter.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra reklamlar bitti. feriha manitaya yalan söylemeye, feriha'nın abisi gerzekliğe, feriha'nın abisinin sevgilisi içten pazarlıklılığa, feriha'nın sevgilisine aşık olan kızlar komplo kurmaya, feriha'nın sevgilisine aşık olan bipolar kızın üvey annesi yellozluk yapmaya, feriha'nın annesi yemek yapıp bozuk atmaya, feriha'nın sevgilisi dünyadan habersiz yaşamaya devam etti. ta ki en büyük yalan ortaya çıkıp dananın kuyruğu elimizde kalana kadar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-3844197579533452745?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/3844197579533452745/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=3844197579533452745&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/3844197579533452745'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/3844197579533452745'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/09/ve-inci-televizyonu-kesfetti.html' title='ve inci televizyonu keşfetti.'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-9113485366301235898</id><published>2011-09-22T02:17:00.000+03:00</published><updated>2011-09-22T02:45:37.467+03:00</updated><title type='text'>ananız babanız yok mu olm sizin?</title><content type='html'>gerim gerim gerilmeyi seven, korku filmlerinden hazzeden bir insanım. çünkü "halka" gibi bilinçaltımı oyan, verdiği rahatsızlıkla altıma sıçırtan, "evil" kategorisine soktuğum bir şey olmadığı sürece çok korkmuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bugün de &lt;a href="http://www.kalemsuare.com/"&gt;kalemsuare&lt;/a&gt;'de fransız (nam-ı diğer filansız) filmleriyle ilgili bir yazı okudum. demişler ki, &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0465203/"&gt;ils&lt;/a&gt; (them) &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0482606/"&gt;the strangers&lt;/a&gt;'ı döver. gece karanlıkta izleyecekseniz altınıza bez bağlayın. hemen gaza gelip indirdim. (korku filmlerine olan sevgim, korsan filmlere olan bağlılığımın yanında hiç kalır.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(külliyen spoiler, haberiniz olsun.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi bu film cinayetle başlayıp hemmen geriyor. sonra bükreş'te fransızca örtmanı olan güzel kadın ve evinin yazarı olan sevdiceğiyle tanışıyoruz. güzel bir çift. allah bozmasın diyoruz. tabii gerilim filmi olduğu için allah'ın konumuzla pek alakası yok. bildiğiniz üzere allah germez, çarpar. ama şimdi o konuya dalmanın alemi yok. neyse işte bunlar yatıyorlar, sonra davşan uykulu kadın uyanıp "hşş bey, evde bişi var ve korkarım kedi değil" diyor. sonra ışıkların sönmesi, telefon hattının kesilmesi, ev içinde gerilimli arayışlar, koşuşturmacalar, yaralanmalar ve netameli kaynana zırıltısı sesleri derkeeeen... bunlar evden çıkıyorlar bir şekilde. adam bacağından yaralı olduğu için "sen git yardım çağır, ben böyle seni yavaşlatıyorum" diyor ve saklanıyor. ama o da nesi? pisikopat kağtiller kadını yakalamasın mı? bağırta bağırta bir yerlere kaçırmasın mı? adam da o yaralı haliyle bunların peşinden koşmasın mı? haldır huldur hatunu bulmaya çalışırken çocuklardan birini beline odunla vura vura öldürmesin mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;evet cin fikirli okur, "çocuklardan biri" dediğimi hemen fark ettin. mutlu çifti gecenin bir yarısı terörize eden orspu çocukları (ana bacı yok!) gerçekten tinerci piçlermiş meğersem. bunların birkaç tanesi bir araya gelince cidden sıçan sürüsü kadar korkutucu oluyorlar, bilirsin. ama bu filmdeki çocuklar beni pek tırstırmadı. sokakta ekip halinde görsem daha fazla korkarım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;korkmamı engelleyen etkenlerden biri de varyap meridian oldu. bu aralar iş gereği boğazıma kadar inşaatlara ve konut projelerine battığım için kafamın bir köşesinde nil karaibrahimgil beş yaşındaki korku filmi çocuğu sesiyle şu şarkıyı söylüyordu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;orda bişiy var&lt;br /&gt;çok acayip bişiy var&lt;br /&gt;korkunçlu gibi bişiy vaaar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;evet ya, işin içinde fırat etkisi de var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;oysa the strangers öyle miydi? fragmanında bile "seni ses efektlerimle döverim" diye bağıran bu filmin asıl "hay alnına koyayım ya!" diye tırstıran yönü psikopat katillerin maskeli olmasıydı. michael myers'tan alışmış olmam gereken maskeler beni hala ürkütür. yani, slipknot'tan da tedirgin oluyorum, öyle bir şey. filmde bile karşıma çıkınca cüzdanı verip kaçasım gelmişti. bir de liv tyler vardı filmde, korkuyordu. başka da bir şey hatırlamıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;son olarak, karanlıkta aniden karşınıza çıkabilecek korkunçluklarla ilgili bilgi vermek istiyorum. yıllar önce, evde elektriklerin kesildiği bir gece kapının arkasına saklanıp kardeşimi korkuttum. kardeşim akıllı bir tavırla korktuğu için hemen saldırıya geçip beni görmediği halde tekmeli yumruklu girişti. çünkü çocuğun genlerinde en başarılı savunmanın saldırı olduğu bilinci var, aferin ona. ama bu girişimi onu kesmemiş olacak ki, intikam aldı. o karanlıkta önünden geçtiğim dolabın içinden derin bir sesle "bukowski" diyerek çıktı. aklım gitti ulan! gerzek gibi donup kaldım. ilk şoku atlatana kadar altımı ıslatmak bile aklıma gelmedi, o kadar kasıldım. sonra geçti tabii, odanın hijyenini bozmadan bir macerayı daha atlattık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yani demek istiyorum ki, siz siz olun, kendinizi korkunca saldırmaya alıştırın. karşınıza değil maskeli katil, recep ivedik çıksa o korkuyla indirirsiniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-9113485366301235898?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/9113485366301235898/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=9113485366301235898&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/9113485366301235898'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/9113485366301235898'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/09/ananz-babanz-yok-mu-olm-sizin.html' title='ananız babanız yok mu olm sizin?'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-3156513827393445591</id><published>2011-09-21T18:00:00.003+03:00</published><updated>2011-09-21T18:05:02.301+03:00</updated><title type='text'>sürme</title><content type='html'>insanın dikkatini toplayamadığı için sıkılması tehlikeli sonuçlar doğurabiliyor. bugün öyle bir haldeydim, az önce aklımı başıma getirdim. şu yazı bittikten sonra gönül rahatlığıyla kitabıma dönüp insan gibi okuyabileceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama az önce gözümü çıkarıyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kitaba konsantre olamadım bir türlü. yakın zamanda american gods'ı tekrar okudum ve yine büyük keyif aldım. ardından bir de bilimkurgu çakayım dedim, do androids dream of electric sheep'e yeniden başladım. halihazırda bildiğim bir şeyler okursam daha kolay ilerleyeceğimi düşünüyordum, çünkü yeni kitaplar nedense uykumu getiriyor bu aralar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;her neyse. kafamı yine toparlayamıyordum. ben okumaya devam ederken 2-3 yeni hikaye parçacığı aklımın bir yerinden giriyor, ilgi bekliyor ama kısa sürede yerini başka şeylere bırakıyordu. bunlardan biri de siyah ojeydi. (nedense?) yıllardır oje falan sürmüyorum. eskiden siyah ojelerim vardı ama ya kullanılmamaktan bozuldular ya da birilerine verdim. yine de belki bir tane kalmıştır diyerek -yine yıllardır kullanılmayan ve muhtemelen artık miadını doldurmuş ve kanserojenleşme ihtimali yüksek ve atılması gereken- makyaj malzemelerimin durduğu kutuya yöneldim. oje falan yoktu tabii, son temizlikte gitmişti hepsi. onun yerine, aslı'nın birkaç yıl önce verdiği ve hiç kullanamadığım sürmeler vardı. onları görünce şeytan dürttü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kaptım birini, ayna karşısına geçtim. şahsen, sürmenin nasıl kullanıldığını sadece teorik olarak biliyorum. işin kötüsü, teorik bilgim bile yarım yamalak. toz halindeki malzemenin sulandırılması falan gerekir mi, göz kalemi gibi içe mi sürülür yoksa sadece göz kapağının üstüne, kirpiklerin olduğu yere mi çekilir, hiçbir fikrim yok. ben bunu sulandırmadan, göz kalemi gibi kullanayım dedim. yapılacak işlem basit gibi. çubuğu şişeye daldırıyorsun, normalde göz kalemiyle boyanan yere yerleştiriyorsun ve çekiyorsun. ama kazın ayağı öyle değilmiş tabii.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çubuğu şişeye sokmaya çalışırken tozları etrafa dağıtarak başladım işe ama bu akıllanmama yetmedi. yeteri kadar toza bulandıktan sonra çubuğu iki göz kapağımın arasına sokup çektim, ne var ki düz bir hat oluşturmak yerine tüm tozlar başlangıç noktasında birikti ve siyah çizgi olması gereken bölümler yine bembeyaz kaldı. siyah ve çirkin bir başlangıç noktasını izleyen beyaz alt göz kapağı çizgisi... rezalet! ama yılmadım. çubuğun ucuyla onu yaymayı başardım. bok gibi görünmesini engelleyemesem de yeteri kadar yayıldı. aynı yöntemi diğer gözümde denerken deeee...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;göze bir şey sürmeye çalışırken malzeme dağılırsa, yanlış durumlarla karşılaşırsanız ani hareketler yapmayın. ufak bir kayma kullanmaya çalıştığınız aletin gözünüze girmesine neden olabilir. bende oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kısa süreli olsa da acıdı ve daha da kötüsü, orta boylu bir panik yarattı. çünkü neden? çünkü ben gözüme bir şey girmesinden çok korkarım. hatırlarım, kuzenimin düğününe insan gibi gitmem için bir makyöz gözüme bir şey sürmeye çalışmıştı da kuaförden koşarak kaçayazmıştım. yani kaçmamıştım tabii ama kadını da gözlerime yaklaştırmamıştım, kendi zamazingolarımı usturuplu ellerimle kendim sürmüştüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;velhasıl kelam, daha fazla samara gibi görünmemek için yüzümü güzzeeelce yıkadım ama bu anımı da anlatmadan geçemedim. siz siz olun, sıkıldığınız zaman tehlikesinden haberdar olduğunuz konulara el atmayın. çıkın bir tur atın, komikli video falan izleyin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-3156513827393445591?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/3156513827393445591/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=3156513827393445591&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/3156513827393445591'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/3156513827393445591'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/09/surme.html' title='sürme'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-4553617357700431213</id><published>2011-09-14T01:02:00.002+03:00</published><updated>2011-09-14T01:02:56.244+03:00</updated><title type='text'>leaks</title><content type='html'>wikileaks'le başlayan, genelkurmay'a ve şimdi de mit'e uzanan gizli kayıtların ortaya çıkması şeffaflık açısından iyi oldu. eskiden sadece güvensizdik, şimdi gönül rahatlığıyla "vay şerefsizler" veya "e normal yani" diyebiliyoruz. iki kayıt gördük de dünyayı mı değiştireceğiz anasını satayım diye düşünüyorum bir yandan ama bir yerde de halkların devletlere karşı eli güçleniyor, bir tavır alacaksa karar vermesi kolaylaşıyor. iyi bu işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir tek siyasilerin seks videolarını doğru bulmuyorum. cinsel performans siyasi duruşu etkilememeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yalnız çok tuhaf bir şey. adamlar gizlilikle eşanlamlıyken nasıl oluyor da bunca belge ve bilgi sızıyor; ajanlığın kitabını yazanlar nasıl böyle tufaya geliyor anlamıyorum. bunun da mı altını kazımak gerek şimdi? gizliden daha gizli bir şeyler mi var ortada?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;daha ne kadar paranoyaklaşabiliriz?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-4553617357700431213?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/4553617357700431213/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=4553617357700431213&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/4553617357700431213'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/4553617357700431213'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/09/leaks.html' title='leaks'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-3005355413123814808</id><published>2011-09-07T23:29:00.002+03:00</published><updated>2011-09-08T14:44:47.908+03:00</updated><title type='text'>bravo ersin karabulut</title><content type='html'>ersin karabulut aklımdan geçen şeyleri benden yüz kat daha güzel &lt;a href="http://www.yesilgazete.org/blog/2011/09/07/sen-cok-degistin-ersin-karabulut/"&gt;yazmış&lt;/a&gt;. alkışlıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Sen Çok Değiştin&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Selam. normalde böyle şeyler yazıp çizmeye de utanırım ama bu hafta içimden seninle konuşmak geldi. bi ihtimal kulağına gelirse diye. “bu ne lan duyarlı mısın nesin” diye dalga geçenler olucaktır, ama naapalım, bu hafta böyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;geçen gün gidip can yücel’in mezarını kırıp yıkmışsın. kendisinin toplasan iki üç şiirini yarım yamalak biliyorum, öyle manyak bir okuru olmadım hiç yani. ölüm yıldönümünde mezarına şarap döktüklerini duyunca aklıma sen geldin. ulan dedim bizimki uyuz olacak bu olaya. ama gidip mezarı kıracağını da düşünmemiştim. gerçek bi ayıya dönüşmüşsün, ne diyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;peki acaba dönüşmedin de eskiden de böyle miydin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bak ben mesela eskiden izlediğimiz filmlerin daha güzel, eskiden içtiğimiz suyun daha lezzetli, bakkal amcanın daha iyi kalpli olduğuna inanmamı, o yıllarda çocuk oluşuma bağlıyorum. yaşamın aslında kötüleşmediğini, aynı kaldığını, sadece büyüdükçe benim için zorlaştığını düşünmek istiyorum. bi yandan mantıklı olan da bu zaten. ama böyle düşünmeme rağmen, bazen yine de emin olamıyorum. sanki bakkal amca hakkaten de ben küçükken daha “iyiydi”. otobüsteki amcalar teyzeler daha yumuşaktı böyle. sen de daha sakindin. belki çok saçmadır ama elimde değil, öyle gibi geliyo.&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;geçenlerde voleybolcu bir kıza otobüse şortla bindiği için önce bağırıp sonra da yumruk atmışsın. gerçekten bak, sen eskiden böyle bu kadar sinirli değildin. iyi hatırlıyorum. yumruk attığında sesini çıkartmayan amcalar teyzeler de böyle değildi. sana bi şey oldu. mezar yıkıyosun lan, bi düşüm bak, çok acayip bi şey bu. adamlar dev gibi insanlık anıtına ucube deyip sonra da kafasını kestirdiler. koca heykeli yıktırttılar. onlardan mı cesaret alıyosun, olay bu mu yani?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o heykeli yapan da aha senin kırdığın mezarı yapan kişiymiş zaten. yoksa sen de heykeli yıktıranla aynı kişi olmayasın?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;zaten her işi yapıyosun, her an her yerdesin. bi kaç sene önce karaköy iskelesinde kız arkadaşımı uğurlarken de ordaydın. vedalaşıyoduk, sarılmıştık böyle, vapurun iskeleye yanaşmasını bekliyoduk. “dışarı çıkın nerde ne yapıyosanız yapın” diye bi ses duyduk, bi baktık o jeton kabinleri var ya ordan bize bakıyosun. önce bize seslendiğini anlamadık. şimdi tam hatırlamıyorum ama “lan yürüyün burda o işler yapılmaz! yürü!” gibi bi cümle daha kurdun. ben o zamanlar henüz senden bu kadar korkmadığım için “ne diyo lan bu lavuk” diye bi kabarıcak gibi oldum da hadi neyse diye indik iskeleden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;geçenlerde de duydum ki otobüs şöförü olmuşsun, sürdüğün otobüste bir çift öpüştü diye benzer şeyler söyleyip aşağı indirmişsin çocukları. lan oğlum bi şey sorucam, sen insanların birbirine sarılmasına öpmesine neden bu kadar kızıyosun? açık konuş, o sırada arzuluyo musun yoksa o kızları? günahını almıyım ama kıskançsın sanırım hafiften. tamam bak mesela bi yerde sap sap otururken yanımda bi çift öpüşünce ben de bi kıskanıyorum, bi yutkunuyorum böyle gulp diye. ama çok bakmıyorum, öpsün yani çocuk kızı ne güzel işte. benim rahatsız olmam o anki saplığımla ilgili çünkü. seninki de bana öyle gibi geldi. o kızı o çocuğa yedirmek istemiyosun. o ahlaksız diye bağırdığın kız sana gelse, azcık gülümsese, iki tatlı söz söylese heyecanlanıp boncuk boncuk terler, bayan mayan eheh meheh diyerek tavlamaya çalışırsın gibime geliyo. neyse dediğim gibi günahını almıyım, öyle olur gibi geldi bi an.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;geçenlerde kızarkadaşımla vapura bindiğimizde de arkamızda oturuyodun. kolumu kızın omzuna attım, gülüşüyoruz ediyoruz, ama sessiz sakiniz, rahatsız etmiyoruz kimseyi. çıt çıkartmıyoruz, öpüşme filan da yok zaten. bi baktım arkadan bizi kesiyosun. hemen anladım, kolumun yerini beğenmedin. kızla fazla samimi buldun beni. korktum lan bakışlarından. çünkü biliyorum, gelip bi şey söylesen, ne biliyim “ramazanda utanmıyo musunuz sarmaş dolaş oturmaya?” desen, etrafımızdaki insanlar da artık çok sesini çıkartmıycak. bi çoğu da seni haklı bulucak. cevap versem “uzatma” diycekler. kavga çıksa, ağzını burnunu bi güzel kırsam ben suçlu olucam. karakolluk olsak zaten bitmişim. her şekilde haklısın yani.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yanlış anlama, sadece ramazanla öpüşmeyle bilmemneyle ilgili şeyler söylemiyorum. ben genel olarak senin tavırlarının değişmesine üzülüyorum. sevgisiz bi insana dönüştün sen. herhangi bir şeyi sevmeyi zayıflık gibi görür oldun sanırım. sürekli laf söylüyosun her şeye. senin için her şey bok gibi. bazen internet gazetelerinde haber altındaki yorumlarını okuyorum. adam bi şeyden övgüyle bahsetmişse anında “popülist ibne, ayak yapıyo” diyosun. biri bi film mi çekmiş, “olmamış” deyiveriyosun. sana yaranmak mümkün değil. hiç bi şeyi sevmiyosun. başka insanları hiç sevmiyosun. sokakta karşıma çıktığında kötü kötü bakıyosun. sana selam vermeye korkuyorum. karşılaştığımızda günaydın derim ben sana normalde. ama yüzüne baktığımda her an “ne bakıyosun lan” diycek gibi davranıyosun. çekiniyorum, kaçırıyorum gözlerimi. beni yendiğimi hissettiğin için sen bundan da hoşnut oluyosun.&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;geçenlerde yuutub’da eski siyasilerin bi tartışmasını izledim. demireli, mesut yılmaz, ecevit, inönü, erbakan filan hepsi bir masada oturuyolar ve biri konuşurken diğerinin çıtı çıkmıyo. bu adamların ülkeyi yönettiği yılları övücek değilim şimdi tabii. ama ne biçim saygılılarmış lan. hiç bağırıp çağırmıyolar. en fazla iğneleyici konuşuyolar. şimdiki adamları aynı masaya oturtmayı başarsalar da biri silahını çekicek gibi bakar, biri kollarını sıvayıp dövücekmiş gibi yapar, hatta “yok öyle lagaluga”, “lölö yapma” filan derler. acaba sen de bu adamları göre göre mi böyle oldun? bu devirde öyle olmak daha mı doğru, daha mı geçerli geliyo? “artık böyle… yerse” filan mı diyosun? daha mı iyi hissediyosun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yıllar evvel mısır’a gitmiş bir tanıdığımız “mısır’da yalan söylemek normal bi şey. kimse utanmıyo yalancı durumuna düşmekten” demişti de aklım çıkmıştı, inanamamıştım. hani iki gün avrupa gezmiş insanlar hemen başlarlar ya “abi almanya’da insanlar çok nazik, gülümseyerek selam veriyolar, burda herkes ayı gibi” diye memleketi kötülemeye. ben yakına kadar “yav olur mu öyle şey, kötü bir millet olur mu? biri ne kadar kötüyse diğerleri de o kadar kötüdür ya da iyidir” diye düşünürdüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdiyse kusuruma bakma ama, senin ciddi ciddi kötüleştiğine inanmaya başladım. hani bu topraklarda yetişenler bambaşka hoşgörülü oluyodu lan, yıllarca öyle bilmedik mi? nooldu da bu kadar sinirli bi insana dönüştün peki? sana uygun gelmeyen hiç bi şeye tahammül etmek istemiyosun. isterse ülke ekonomisi süper olsun, dev alışveriş merkezleri açılsın, duble yollarda istediğin kadar bas git arabanla, sen böyle olduktan sonra neye yatıycak? cebinde parası olan sinirli insanlar mı olalım hep birlikte yani? koca heykel niye yıkıldı lan? kusura bakma aklım hep ona gidiyo. nasıl bi mantıkla gaza gelindi de yıkıldı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bak o olayın olduğu günlerde bi taksiciyle muhabbet ediyoruz, “yıkılsın kardeşim!” dedi. böyle bi cevap karşısında aslında susmak lazım ama ağzımı tutamadım,”ya niye yıkılsın abi? heykelin kendisi güzel de olmayabilir, ama ifade ettiği bişey var, bi de dikilmiş işte oraya. neden şimdi ucube diyip yıkıyolar? normal mi bu sence?” dedim. mantıklı bi cevap bekledim, hani “şu yüzden yıkılsın” desin ki diyalog ilerlesin diye. adam sadece “yıkılsın yaa boşver yıkılsın!” dedi zevk alır gibi. sanki heykeller toplaşıp küçükken bununla dalga geçmiş de şimdi intikan alıyo gibi. bu tavır sana da garip gelmiyo mu? o taksici de sen miydin lan yoksa? sen de her işi yapmışsın mna koyiyim, otobüs şöförü müsün taksi şöförü müsün belli değil. arada vapura da biniyosun filan, ilginç adamsın. (kötü espri gücümle seni pis döverim)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yakına kadar “bu sadece bi dönem. bu adam da değişicek. sadece kötü günler geçiriyo, ondan sevmiyo beni” diyodum ama sen galiba artık eskiye dönmiyceksin. hayatında yurtdışında yaşamaya özenmemiş olan bana bile “eyvah ya, bizim dergilere de bi şeyler olucak, bu işi yaptırmıycaklar bana. kız arkadaşımın omzuna da kolumu atamıycak mıyım artık? başka ülkeye mi gitmek lazım? gitsek naapıcaz, ne bok yiycez” dedirttin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çünkü sen ilerde etek giydiği için otobüste kızıma yumruk atıcaksın gibi geliyo bana. oysa kızımla ben, senin kızına hayatta karışmazdık. yemin ediyorum karışmazdık. herkesin istediği gibi giyindiği, istediği gibi yaşayabileceği bir memlekette yaşamaya hazır ve istekli olurduk. işin kötüsü, sen bunları okuduğunda azıcık düşünmek yerine “beğenmeyen defolsun gitsin lan!” diyosun, biliyorum ben seni. zaten burda yaşamamı istemiyo gibisin. vapurdan dışardaki süper boğaz manzarasını izlemek yerine beni ve kızarkadaşımı kontrol ediyosun, ordan belli. aynı şekilde bunları yazdığım için neler hissettiğimi, beni ciddi ciddi endişelendirdiğini anlamak yerine “tribünlere oynuyosun” diyceksin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bütün bunlara rağmen, çok umutlu olmasam da, belki, bi ihtimal, bu günler de geçer. çünkü birbirimizi anlamıyo olabiliriz cidden. ama tek ricam, sinirli olma. ne biliyim mezar kırma, heykel kırma, yumruk atma diyorum, çok bi şey de değil yani. kurban olıyım “burdan gitmek lazım” geyiği yapanlarla dalga geçen beni bile bu otobüslerden bu vapurlardan bu sokaklardan soğutma işte. elin fransızına bonjur diyemem ben, sana selamünaleyküm derim, bin kat da tercih ederim. hem ben bişeyci ya da başka bişeyci de değilim. çocukken aynı mahallelerde oynardık, yabancı değilim tanıyosun beni. bakarsın bi gün karşılıklı otururuz, iki çay söyleriz, anlatırsın derdini. yemin ederim ne dersen dinlerim. dersin ki “bak kardeşim ben sana dargınım çünkü şöyle şöyle yapmıştın”. ben de sana derdimi anlatırım, gülüşürüz ederiz. işte o günün gelebileceğini umarak, sana mezarını kırıp yıktığın can yücel’in meşhur bi şiirini hediye ediyim hadi. tamamını da bilmiyodum internetten baktım idare et.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;en uzak mesafe ne afrika’dır,&lt;br /&gt;ne çin,&lt;br /&gt;ne hindistan,&lt;br /&gt;ne seyyareler,&lt;br /&gt;ne de yıldızlar geceleri ışıldayan.&lt;br /&gt;en uzak mesafe iki kafa arasındaki mesafedir,&lt;br /&gt;birbirini anlamayan.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-3005355413123814808?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/3005355413123814808/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=3005355413123814808&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/3005355413123814808'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/3005355413123814808'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/09/bravo-ersin-karabulut.html' title='bravo ersin karabulut'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-900947613400275556</id><published>2011-09-07T17:27:00.002+03:00</published><updated>2011-09-07T23:37:28.247+03:00</updated><title type='text'>geçmiş zaman olur ki</title><content type='html'>geçen gün aslı'yla konuşurken, konu nereden açıldı hatırlamıyorum, okul yıllığına yazdığım bir yazıdan bahsettim. sonra merak edip tam olarak ne yazdığıma baktım, anlatırken fazla yanılma payı bırakmamışım. şöyleydi: &lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;i&gt;"yazmayacağım demiştim ama... sürpriiiiz! düşündüm, düşündüm, ne yazabilirim sana... hala da bilmiyorum. bıraktım öyle, devamı geliyor. orta 1'de oldukça yakın olduğumuzu hatırlıyorum da nasıl yakın olduğumuz gelmiyor aklıma. tek hatırladığım kütüphane merdivenlerinde oturup geyik yapmamız. sanırım hoş günlerdi! sıra iyi dileklerde. umarım hayatın iyi geçer ve istediklerini elde edersin. kendine iyi bak..."&lt;/i&gt;&lt;/blockquote&gt;bunu sınıf arkadaşıma yazmıştım. rezalet. (ama hala "ohaaaa! hayvaaan!" diyerek gülmemi engelleyemiyorum.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öğrencilere karşı ne kadar uyuzsam, bazı öğretmenlerle de o kadar iyi anlaşırdım. hiç görüşmesem de hala sevgiyle andığım kişiler var aralarında. bunlardan biri avustralyalı ingilizce öğretmenimdi. yıllığa bakarken bir de facebook'ta aramaya karar verdim. oradaydı. beni hatırladı, hatta hatırlamakla kalmadı, "very young" olduğum zamanlardaki bazı kişilik özelliklerime değindi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve bugün, avustralya'da yaşıyor olmasına rağmen, türkiye'de ileri demokrasinin dur durak bilmeden gelişiyor olmasından endişeli. gelir düzeyi görece yükselirken, ileri demokrasi adına özgürlüklerin kısıtlanmasından; komşularla sıfır problem politikasının adım başı savaş tehdidiyle tökezlemesinden; hala düşüncelerini açıklamaya cesaret edebilen insanların yaşayabileceği olası zorluklardan benim kadar endişe duyuyor. dikkatli olmamı, eleştirilerimin bir gün başıma dert olabileceğini söylüyor. ben de kayda değer bir şey yazmadığımı, benden bir cacık olmayacağını söylüyorum. gerçekten olmuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tüm konuşmalarımızdan sonra bugün, insanları barış ve hoşgörü için dünya çapında bir devrim yapmaya davet etmiş. davete cevap verdim:&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;i&gt;‎"'you can not buy the revolution. you can not make the revolution. you can only be the revolution.' &lt;/i&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;i&gt;we all know nothing changes overnight and even a march of millions never ends up as expected. so we might as well live and let our voices be heard whenever possible. we can't change the thought patterns of the adults but at least we can educate the new generations to be sceptic about what they are taught.&lt;/i&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;i&gt;actually i believe in self, and i think organized people are doomed to fail in democratic communities, since they all have different thoughts on collective actions. with no leaders or communities, only with our own actions we can stand as an example. i know it's only survival but someone needs to survive in order to prove that a different view of life is possible."&lt;/i&gt;&lt;/blockquote&gt;lisede yazdıklarımla alakası olmayan cümleler. ama hala bir arpa boyu yol alabilmiş değilim. bir de araya o kadar çok şey girdi ki, yazmaya iki saat önce başlamıştım sanırım, şu anda bunları neden yazdığımı hatırlamıyorum. hatırlayınca belki bir şeyler eklerim. ingilizce bildiğimi söylemiş miydim? öpt kib bye.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-900947613400275556?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/900947613400275556/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=900947613400275556&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/900947613400275556'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/900947613400275556'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/09/gecmis-zaman-olur-ki.html' title='geçmiş zaman olur ki'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-4178370019609098802</id><published>2011-09-02T01:28:00.002+03:00</published><updated>2011-09-02T01:44:25.250+03:00</updated><title type='text'>gece kahvesi</title><content type='html'>belki kahve isteğimi bastırır diye bir sigara içtim. çok işe yaramadı. biraz uykum var ama okumak, düşünmek ve yazmak istiyorum. kahve içme isteğim de bu yüzden kabardı. ama elimde kahveyle okurken muhtemelen göz kapaklarım ağırlaşacak, esnemekten çenem düşecek duruma gelecek ve uyuyacağım. sonra dört civarında durup dururken uyanacağım ama yataktan kalkmaya üşeneceğim. zaten ışığı açsam gözlerimi rahatsız edecek. hiçbir şey yapmadan yine uyumayı bekleyeceğim. bir süre sonra başaracağım da. sonra bölünmüş uykum nedeniyle öğlene kadar kendime gelmekte zorlanacağım. geceyi kurtarmaya çalışırken günüm piç olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;belki de en doğrusu ilk esnemenin ardından, daha fazla geciktirmeden uyumak. belki sabah aynı istekle uyanırım ve beklenen kahveyi erkenden içerim. çalışırım. ara verdiğim işi yaparım. haftaya buna zamanım olmayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ana kuzusu bir erkeğin nasıl olacağını düşünüyorum şimdi. evlenince nasıl biri olur? eşine nasıl davranır? her fırsatta annesinden bahsedecek olsa, o fırsatları nasıl yaratır? evlenmedi diyelim, kız arkadaşıyla ilişkisi nasıl olur? kız arkadaşı olur mu? yoksa annesi düzenini kursun diye onu hemen evlendirir mi? gelinine nasıl davranır? düğünde sorun çıkarır mı? hatta çocuk bir şekilde kuralı bozdu diyelim, düğüne katılır mı? sonra ne olur?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;düşünüyorum düşünüyorum, hiç ana kuzusu olarak büyütülmüş yetişkin erkek görmedim ben. iki tane çocuk versiyonuyla karşılaştım. önce gerizekalı olduklarını düşündüm. gelecekleri hakkındaysa gerçekçi bir fikir yürütemiyorum. biraz daha düşünsem bir yaşam öyküsü az çok oluşur gibi geliyor. öyle bir karakter olmalı ki, oedipus kompleksinden kurtulamamalı. kompleksini annesi beslemeli ve adamın yakasını bırakmamalı. norman bates gibi psikopatlaşmasına gerek yok, toplum tarafından daha kabul edilebilir ölçülerde kalmalı. annesine benzeyen bir kız arkadaşı olmalı ama aralarındaki farklar ona batmalı. peki kız bu durumda ne yapmalı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;esnedim az önce. belki de düşünmeyi sabaha bırakmalı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-4178370019609098802?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/4178370019609098802/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=4178370019609098802&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/4178370019609098802'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/4178370019609098802'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/09/gece-kahvesi.html' title='gece kahvesi'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-4470747584092294300</id><published>2011-08-24T11:46:00.003+03:00</published><updated>2011-08-24T12:05:32.100+03:00</updated><title type='text'>ben demiştim zatencilik</title><content type='html'>sürekli atarlanması bir yana, başbakanın en çok bu tavrına kılım galiba. ne zaman "meclise zite zite gelecekler, diğerleri de geldi" minvalinde bir açıklamasını okusam sinirlerim tepeme çıkıyor. çocukken de hiç sevmezdim bu tavırları. büyük millet meclisi küçülüp çocukların inatlaştığı oyun bahçesi kıvamına gelmiş, işe bak. biz de yönetimi bunların eline bırakıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama gidere gider yapmak akp yandaşını memnun ediyor mu? ediyor. bdp'nin inadı "sağlam duruş" ilüzyonu yaratıyor mu? yaratıyor. iyi madem. ciddiyetten zerre kadar nasibinizi almadan oynayın oyunlarınızı. biriniz "gebertecez ulan hepinizi" demeye devam edin, diğeriniz "barışı getiririz ama önce şeker de yiyebilelim" martavalını sürdürün. başka da hiiiç bir şey yapmayın. orduda da dağda da adam bol nasıl olsa. daha kim bilir kaç yıl ekmek yenir bu işten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aferin çocuklar. siyaset budur. durmak yok, aynen devam.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-4470747584092294300?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/4470747584092294300/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=4470747584092294300&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/4470747584092294300'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/4470747584092294300'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/08/ben-demistim-zatencilik.html' title='ben demiştim zatencilik'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-6001281968000269279</id><published>2011-07-28T18:12:00.002+03:00</published><updated>2011-07-28T19:29:41.568+03:00</updated><title type='text'>genellemeler... genellemeler...</title><content type='html'>bu aralar funda danışman ve rojin canan akın tarafından derlenen "bildiğin gibi değil" isimli kitabı okuyorum. belki duymuşsunuzdur, 80'lerde güneydoğu'da çocuk olan ve bugün de aynı bölgelerde yaşayan gençlerin anlattıkları var kitapta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bilirsiniz, belgeseller ne kadar korkunç gerçeklerden bahsederlerse bahsetsinler, güzel yazılmış bir roman ya da schindler'in listesi gibi bir film kadar iç parçalayamazlar. bildiğin gibi değil de böyle bir kitap. yer yer dehşete düşürecek çirkinlikte gerçekler anlatılıyor, moral bozuyor ama öyle soğuk ki yüzüne çarptığı tokat, hissedip de ağlayamıyorsun. en azından bendeki etkisi bu şekilde. siz okusanız parçalanır mısınız bilemem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi benim yaşlarımda olan insanlar nasıl meydanlarda toplanıp dövüldüklerini, ailelerinin ve akrabalarının nasıl öldürüldüğünü, köylerini terketmeye ve kamplarda yaşamaya zorlandıklarını, eğitimsizliklerini, hangi şartlar altında dağa çıkmaya karar verip neden gitmediklerini anlatıyorlar. aşiretlerden, fakirlikten, bunların üstüne binen devlet-pkk-hizbullah savaşlarından bahsediyorlar. benim hiç yaşamadığım, über travmatik durumlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;milliyetçi bir anne ve kardeşe sahip olmama rağmen benim hiç kürt antipatim olmadı. ölen kişi ister dağdaki gerilla olsun, ister ordudaki türk, ister sokaktaki ermeni, ister hopa'daki eylemci; hepsine mesafem aynı. bazılarının isimlerini gazetede okuduğum için biliyorum, bazılarından o kadar bile haberim yok. nihayetinde yakınım olmadıkları için hepsi gözümde "insan" sınıfındalar, başka bir özellik yükleyemiyorum. öldüklerinde üzüntüm basit bir "tüh" olarak kalıyor, bir istatistikle ne kadar empati kurulabilirse o kadar. yaşayanlara mesafem de aynı. ilk öfkeyle burada aman efendim başörtüsüne izin verilmemiş, vay efendim sınava yine katakulli sokmuş diye yazıyorum ama etkisi kendi başıma gelmiş gibi unutulmaz ve affedilmez değil. ben bu tutku eksikliğimi normal ya da anormal olarak adlandıramıyorum, belki aranızda bu cümlelere, özellikle şehitler konusunda, "insan mısın ulan sen?!" tepkisini verenler vardır. amacım kesinlikle "büyütüyorsunuz" demek değil, sadece ben çok küçük yaşıyorum. hissizlik bir seçim değil, ne yapayım?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama hak hukuk konusunda kafam karışık işte. dağdaki gerillanın nasıl bir travma sonucu oraya çıktığını, neden kana susamış bir şekilde saldırdığını öğrenince "sen bu seçimi yaptığın için %100 haksızsın ve ölmeyi hak ediyorsun" diyemiyorsun. en azından ben diyemiyorum. mesela türk askerinin de o bölgeye istemeden gittiğini, öldürmeye zorlandığını, aslında suçsuz olduğunu düşünürdüm. ama türk ordusunda da kana susamış, kürt öldürmeye can atan kafatasçılar yok mu? 80'lerde gerillayı paramparça etmek için panzerin arkasına bağlayıp saatlerce sürükleyen caniler yok mu? bunların hiçbirini görmedim. ya duydum, ya okudum. ama bu bile hayli kafa karışıklığına neden oluyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;belirtmem gereken bir konu var: pkk'yı ve yöntemlerini savunmuyorum, savunamam. insanların ve toplumların haklarını aramasını doğal ve gerekli görsem de iş teröre gelince kafa karışıklığım gidiyor, çizgimi çekiyorum. (başka türlüsü olabilir miydi diye düşününce aklıma amerikan zencileri geliyor. çok yanlış bir benzetme de olabilir, emin değilim, ama insan yerine koyulmayan ve sistematik olarak katledilen kölelerin artık toplumun büyük çoğunluğu tarafından kabul edilmesi, eşit şartlarda yaşaması bu iş terörsüz de halledilebilirdi izlenimi yaratıyor.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aldığım haberlere göre ece temelkuran'ın da kafası karışıkmış, hilal kaplan eski ve yeni yazıları arasında bir &lt;a href="http://yenisafak.com.tr/Gundem/?t=26.07.2011&amp;c=1&amp;i=331901"&gt;karşılaştırma yapmış&lt;/a&gt;. yaptığı alıntıları onun gibi yorumlayamadım, bunun tek nedeni de ece temelkuran sevgim değil. aynı şekilde yorumlayamadım çünkü ece temelkuran'ın genelleme yapmak yerine daha küçük gruplardan bahsettiğini düşündüm. link'ini de verdim ama ufaktan burada da incelemek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;"Zalimler ellerimi kelepçeye vurdular, aşiretime haber verin. 'Zalimler' dediği JİTEM oluyor yani." Oysa, geceleri yollarda BMW cipler geçiyor, dağların ortasında kat kat yükselen Akmerkez yavrusu alışveriş merkezleri önünden. Rakıyla bileylense de öfke, "ticaret" devam ediyor. Ham uyuşturucunun şişe geçirilip içilenine "dilyak", mangala konulanına "okka" deniyor. Hizbullah, iki-üç ay önce, düğünlerde kadınlı erkekli, halay çekilmesin diye birilerine işkence ediyor."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani "Zalimler" diye JİTEM'e diyorlar, OYSA bu Kürtler BMW ciplere bile biniyorlar, AVM'lerde dolanıyorlar; üstelik uyuşturucu müptelalığı, irtica baskısı, ne arasan var. Daha çok Batı'da oturan Milliyet okurunun "JİTEM oysa" paragrafından çıkarabileceği sonucun "Bunları anca JİTEM paklar"dan öte olduğunu düşünen varsa beri gelebilir."&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;genelleme yaparak bakarsak, bölgede yaşayan bütün kürtleri anca jitem paklar, ölsün ibineler diye düşünürsek ece temelkuran'ın yanlış bir şey söylediğini kabul etmek gerekir. bahsi geçen topluluğu küçültüp uyuşturucu ticaretiyle zengin olan, aşireti tarafından el üstünde tutulan, hizbullah'a destek olan ve yaşadığı yerde kendi insanını ezen bir hale getirirsek... istanbul'daki arkası sağlam, dinci (dinini sosyal statü için değil, din olarak yaşayan müslümanlar alınmasın lütfen), yasa dışı işlerle zengin olan örneklerini birebir olmasa da biliriz. yok mu bunlar doğu'da da?  istanbul'da bu tip adamların olduğunu bildiğimiz halde bütün bir türk milletini zan altında bırakmaya çalışmıyorsak, neden bu yazıdan ece temelkuran'ın "bütün kürtler şerefsizdir" dediği anlamını çıkaralım ki? belki de ece temelkuran'ın kafası karışık değildir, hilal kaplan onun anlatmak istediği gibi anlamamıştır. belki de ben fazla iyimserim, bu da bir ihtimal.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yazıdaki diğer örnekleri de inceleyip daha fazla uzatmak istemiyorum. kafa karışıklığımı yazmak istedim sadece, taraf tutamadığımı, empati kuramadığımı, belki biraz da bazı konularda genelleme yapmanın yanlışlığını. çözüm önerisi elbette yok. ne taraf ne de tamamen tarafsız olabildiğim konularda "eeaaa bence silahlar bırakılsın, barış çok güzel bir şey, mesela eğitim şart yani" gibi sığ sığ konuşmalar yapıp kendimden utanmak istemiyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-6001281968000269279?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/6001281968000269279/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=6001281968000269279&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/6001281968000269279'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/6001281968000269279'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/07/genellemeler-genellemeler.html' title='genellemeler... genellemeler...'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-69486761937413412</id><published>2011-07-26T21:46:00.002+03:00</published><updated>2011-07-26T22:01:18.584+03:00</updated><title type='text'>modern sanat</title><content type='html'>bugün bir blog buldum, şimdilik gördüğüm kadarıyla ilgi çekici bazı yazılar ve sanatla ilgili yorumlara yer veriyor. bu sanat yorumlarından biri ai weiwei'nin tate modern'da sergilenen ve açılıştan sonraki gün minik ve pahalı hediyelik eşyalara dönüştürülmek üzere müze tarafından satın alınan &lt;a href="http://tayfunserttas.blogspot.com/2011/04/ai-weiwei-ve-sunflower-seeds-uzerine.html"&gt;enstalasyonuyla&lt;/a&gt; ilgili.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;enstalasyon porselenden üretilmiş ve yere serilmiş milyonlarca ay çekirdeğinden oluşuyor. açılışta insanlar bunların üzerinde yürümüş, sanattan bir avuç alıp ceplerine doldurmuşlar, üzerine uzanmışlar falan. hoş bir ortam yani. ama bunun neresinin sanat olduğunu anlamadım ben. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çoğu zaman modern sanat bana hiçbir şey ifade etmiyor. bazen ne anlatmaya çalıştığını merak ediyorum. bu yere serilmiş porselen ayçekirdekleri mesela. ai weiwei niye böyle bir şey yapmış ki? biz buna sadece insan yapımı olduğu için mi sanat demişiz? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yoksa hepsi şu &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=lePB2NilFEo"&gt;videodan&lt;/a&gt; mı ibaret?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-69486761937413412?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/69486761937413412/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=69486761937413412&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/69486761937413412'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/69486761937413412'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/07/modern-sanat.html' title='modern sanat'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-7672116423858102260</id><published>2011-07-20T21:21:00.001+03:00</published><updated>2011-07-20T21:22:48.324+03:00</updated><title type='text'>duygu pezevengi</title><content type='html'>bugün kendimi biraz eşek gibi hissediyorum. serap ikidir aklıma karpuz kabuğu düşürüyor. &lt;a href="http://serapcakir.com/2011/07/20/buyuk-kadinla-kucuk-adam/"&gt;bir hikaye&lt;/a&gt;ye başlamış, karşısına dal dal dizilen düşüncelerde bir oraya bir buraya atlamış (bazen serap'ı serçeye benzetirim ben, konuşması da öyle bıcır bıcır), bambaşka bir yere ulaşmış. beni tetikleyen de bir paragrafını ayırdığı "duygu pezevengi" oldu. tanımını &lt;a href="http://serapcakir.com/"&gt;onun blogu&lt;/a&gt;nda okursunuz, ben işin hikaye kısmına geçeyim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1982'de bir konferans için ege'ye gittim. istanbul'dan da sıkılmıştım o dönem, binalar üstüme üstüme gelmeye başlamıştı. konferans arasına bir de tatil sıkıştırmak çok işime gelecekti. arabayla gittiğim için izmir senin, manisa benim dolaştım. istanbul'a dönmek üzere son kez gaza bastığımda burhaniye tabelasını gördüm. yakın bir arkadaşım çok bahsetmişti buradan. çocukluğunun geçtiği, ara sıra da annesini görmek için gittiği bir ilçecikmiş. ben hiç görmemiştim. yolu biraz daha uzatmakta sakınca görmedim, zaten evde bekleyenim de yok. kırdım direksiyonu, bir gece de orada kalmaya karar verdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi burhaniye'nin zeytininden, denizinden, kumundan bahsetmeyeceğim. isterseniz gider kendiniz görürsünüz. bunun yerine size, öylesine uğradığım burhaniye'de üç yıl kalışımın hikayesini anlatacağım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dedim ya, istanbul beni iyice boğmuş, alıp başımı kaçasım var; işte burhaniye tam böyle kaçmalık bir yermiş. henüz güneydeki tatil beldelerine dönüşmemiş, daha çok yazlıkçıların konakladığı, kafa dinlemeye müsait bir mekan. şimdi gitsem öyle kolay olmaz ama otelde şıp diye oda buldum. eşyalarımı yerleştirip duşumu aldıktan sonra da çıkıp etrafı kolaçan etmeye başladım. hem yemek yiyecek güzel bir yer bulurum hem de istanbul'a götürmek için zeytin alırım diye düşünüyorum. baktım sadece bir sigaram kalmış, unutmadan onu da aradan çıkarayım diye gördüğüm ilk bakkala girdim. işte o bakkal, sami efendi, benim burhaniye macerasını başlatan kişi oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sami'nin tipini görseniz "bu mu gitmeni engelleyen adam?" dersiniz. ağzını açmadığı sürece hiçbir özelliği yok. 55-60 yaşlarında, griye çalan saçları tepeden seyrelmiş, oradaki herkes gibi bronzlaşmış, zayıfça, bıyıklı bir adam. öyle gözlerinde cin fikirli bir parlaklık da yok, neredeyse ilgisiz. ben içeri keten takım elbiseyle girince de şöyle bir baktı, sigaraya uzandı. içtiğim markayı ben söylemeden tezgaha koyunca şaşırdım. gözlüğümü çıkarıp afallamış bakışlarımı yüzüne dikecekken, elini elimde buruşturduğum pakete uzatıp "onu da çöpe atayım istersen" dedi. dikkatine hayran kaldığımı belirtirken, askerde komandoluk yaptığını, her şeye dikkat etme huyunun oradan geldiğini söyledi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çok muhabbetçi bir adam sayılmam ama sami dikkatimi çekmişti. belki bir şekilde muhabbeti ilerletiriz diye akşam yemeği için bir yer önermesini istedim. soruma soruyla karşılık verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"buralı olmadığın belli de... nereden geliyorsun?"&lt;br /&gt;"istanbul'dan. dönüş yolunda tabelayı gördüm, bir gece de burada kalayım dedim."&lt;br /&gt;"iyi yapmışsın. büyük şehirlerde yaşayanlar için burası tam kafa dinleme yeri. hele istanbul... peeeeh! çok fena oralar. binalar insanın üstüne üstüne geliyor."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yola çıkarken aklımdan geçen cümleyi sami'den duyunca kardeş bir ruh bulmuş gibi sevindim. "çok kaldınız mı istanbul'da?" soruma dudağını büküp elini "ohoooo" der gibi sallayarak cevap verdi. sonra elini tezgaha vurup akşamın planını anlatmaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"bak şimdi... adın neydi?"&lt;br /&gt;"murat."&lt;br /&gt;"ben de sami. bak şimdi murat, ben sana güzel lokanta söylerim. ama sen orada güzel muhabbet bulamazsın. biz bu akşam 3-5 arkadaş sahilin orada mangal yapacağız. istersen misafirimiz ol, gecen boşa gitmesin."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;arkadaşlar bana soğuk nevale derler hep ama ne yalan söyleyeyim, çok sevindim. bir gece kalacağım zaten, onu da güzel bir ortamda geçirmek istiyorum. hemen kabul ettim. "o zaman," dedim, "bir de rakı sar sen, akşam gelirken getireyim." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sami'nin suratı ekşidi. yok efendim misafire de saygı yapamayacak mıymış, biz istanbullular her şeye sazan gibi atlarmışız böyle zaten... vermedi rakıyı. onun yerine nerede buluşacaklarını tarif edip selametle sepetledi beni. ben de akşama kadar dolaştım, otele dönüp biraz kitap okudum, yol yorgunu da olunca içim geçmiş, uyumuşum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;uyandığımda saat sekizi geçiyordu. apar topar üstümü değiştirip koştura koştura sami'nin tarif ettiği yere gittim. mangal yakılmış, rakı açılmış, gaz lambasıyla aydınlatılan küçük bir masanın etrafına birbirine benzeyen dört adam yerleşmiş. beni öyle koştururken görünce sami gülmeye başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"yavaş ol yavaş! balıklar kaçmıyor!"&lt;br /&gt;"ya kusura bakmayın, uyuyakalmışım. siz başladınız mı?"&lt;br /&gt;"daha mangalı yeni yaktık. bir dublelik gecikmen var ama, dolduralım da yetiş hemen."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sami balıkları mangala atarken beni masadakilerle tanıştırdı. ahmet burhaniye'nin şampiyon balıkçısıymış, bir açıldı mı beş kilo yakalamadan dönmezmiş. salih dünyanın en rahat kunduralarını yaparmış, ayağıma bir kez giysem istanbul'un en iyi ayakkabısı tahta takunya gibi gelirmiş. hasan zeytinciymiş, dedesinden kalan toprağı ekip biçiyormuş ve dünyanın on altı ülkesine zeytinyağı gönderiyormuş. aralarında bir sami dünyanın en iyi bir şeyi olamamış, o da bakkalında kendi yağında kavruluyormuş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;masadakiler bu lafı duyunca gülüp "tabii tabii" dediler, sami'nin omzuna dostça vurdular. ben de biraz kendimden bahsettikten sonra sami yine sazı eline aldı, bütün gece anlattıkça anlattı. yugoslav göçmeniymiş sami, yıllar önce türkiye'ye gelip sırayla edirne'de, istanbul'da ve çanakkale'de yaşamış. her on yılda bir güneye doğru inerken onun da yolu burhaniye'ye düşmüş, inşallah hayatını burada tamamlayacakmış. ama bosna'da savaş çıkınca içi memleketini yüzüstü bırakmaya el vermemiş, gidip birkaç ay orada çarpışmış. gösteremeyeceği bir yerinde savaş yarası da varmış, bir şarapnel parçasıyla gazi olmuş. istanbul çok bunaltmış onu, yıllarca ohri'nin güzelliğini düşünüp avunmuş, sonra daha güneyde, küçük kasabalarda yer bakmış kendine. burada bir arsası varmış, o zamanın fiyatıyla resmen şansa bulmuş. parayı denkleştirmek için bir ara yasadışı işlere bulaşmış, sonra paçayı zor kurtarmış. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sami anlatırken masadaki herkes sanki ilk kez anlatıyormuş gibi dinliyordu. sohbet neredeyse sabaha kadar sürdü. kaç duble içtiğimi hatırlamıyorum, sami'nin anlattıklarını hatırladığım için de kendimi şanslı sayıyorum. sonra ertesi gün ne başımı kaldırabildim, ne midemi toparlayabildim. alkole çok alışık değilim ben. bazen yazarlarla tanışmak, yayın evleriyle bağlantı kurmak için kokteyllere katılmam gerekiyor. onlarda bile dört kadehin üstüne çıksam yamulup kalıyorum. bu adamlar öyle mi? karşılarında nefis deniz manzarası, her yerde zeytin ağaçlarının mis gibi kokusu, güneşin bin bir renge girip usul usul batışı derken kim bilir kaç mangal başında kaç şişe devirmişler. ben de onların gazına gelip kökledim, böyle oldum. sonuçta o gün araba kullanacak duruma gelemedim, bütün günü otelde geçirdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ertesi gün hemen yola çıkmayayım dedim. buranın pazartesi pazarı ünlüymüş, gidip öteberi aldım. sahilde güneşlenip denize girdim. o kadar rahattım ki, yeniden yola koyulmak için neden bulamıyorum. akşama doğru kalktım, sigara almak için otele dönmeden sami'ye uğradım. daha önce gitmem gerekirdi ama o gece benim sigaradan iki paket getirmiş. birini cebime sıkıştırdı, diğerini masada yarıladım. akşamdan kalma olduğum gün de sigarayı ağzıma süremedim. neyse. bakkala girdiğimde sami'nin bir müşterisi vardı. 30 yaşlarında bir kadın. dertleşiyor gibi görünüyorlar ama konuşan sami, kadın sadece kafasını sallıyor. beklerken sami'nin anlattıklarına kulak misafiri oldum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"her yerin hassaslaşır, hem de nasıl ağrır," diyor sami, "böyle kasıklara kasıklara vurur ağrısı, insanın kendini duvarlara çarpası gelir. ama öyle bir ağrı ki, ayağa kalkamıyorsun resmen! bir de baş ağrısı yapıyor bazen, o da çok beter. deve bağırtan derler ya, öyle bir şey! sende yoksa şanslısın, ilaç işlemiyor!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;anlatırken de suratı şekilden şekle giriyor, o ağrıyı sanki o anda çekiyor gibi. kasıldı, iki büklüm oldu, tezgaha vurdu da vurdu. sırf empatiden ağlamak geldi içimden. kadın da karnını tuta tuta kafasını salladı, poşetini alıp çıktı bakkaldan. giderken göz göze geldik. "geçmiş olsun" dedim, ters ters bakıp aceleyle uzaklaştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"geçmiş olsun ya, n'olmuş?"&lt;br /&gt;"muayyen sancısı tutmuş, onu anlatıyor."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;benim yine şaşkınlıktan ağzım açık kaldı. sami inanılmazdı! öyle bir anlatıyordu ki, sanki her ay çocuk doğuruyor mübarek. bakın, yazar olduğum halde ben başımdan geçmemiş - ve asla geçmeyecek - bir şeyi bu kadar yaşayarak anlatamam. ihtimal dahilinde olmasına rağmen prostatı bu kadar iyi anlatamam yahu! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"ya sami, görmesem inandıracaksın! sen anlatıyordun yahu, kadıncağız tek kelime etmedi. hem sen nereden biliyorsun muayyen sancısını?"&lt;br /&gt;"bilirim ben, bilirim" dedi, uzatmama izin vermeden, kıvrak bir hamleyle konuyu değiştirdi. "e, sen geçen gün istanbul'a dönüyordun, n'oldu?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tatili biraz daha uzatmaya karar verdiğimi ama bir daha o kadar içmeyeceğimi anlattım. o akşam için yine sözleştik. bu kez rakıyı benim almama izin verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;akşam erkenden çıktım. biraz dolaştığım halde mekana ilk gidenlerden biri oldum. mekan dediğim ahmet'in eviymiş. derme çatma bir baraka. sami'nin söylediğine göre çok büyük, müthiş bir evi daha varmış ahmet'in, buraya sadece demlenmeye geliyorlarmış. kapıyı çalacakken ahmet'in ilerideki iskeleye oturmuş balık tuttuğunu gördüm. elinde oltası, yanında kovası, öylece bekliyor. iskeleden öyle büyük balıkların çıkmasına ihtimal vermediysem de arada çıtır çıtır yutulacak bir şeyler tutuyordur diye düşündüm. yanına vardığımda kovaya baktım, bomboş. "bu akşam aç kalacağız galiba" diyerek yanına oturdum. büyük bir ciddiyetle "yok yok," dedi, "balıkları salih getirecek."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"salih de mi balıkçı?"&lt;br /&gt;"yoo, ayakkabı yapıyor o, unuttun mu? ne biçim içmişsin o gece! adımı hatırladığına şükür!"&lt;br /&gt;"ondan değil de... ne bileyim yahu! şampiyon balıkçısın ya, hep sen tutuyorsundur diye düşündüm."&lt;br /&gt;"yok bee... ne şampiyonu..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hazır konuşmaya başlamışken o gün bakkalda olanları anlattım. ahmet hiç şaşırmış gibi görünmüyordu. "biraz daha kalırsan sen de şaşırmazsın" dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;meğer dünyanın en iyi bilmem neleri olan bu adamların hiçbiri anlatıldığı gibi değilmiş. asıl sami dünyanın en iyi yalancısıymış. hayatı boyunca burhaniye'den dışarı adım atmamış bu adam çocukken gıkını çıkarmaz, herkesi ve her şeyi incelermiş. biraz büyüyünce bakkalda, babasının yanında çalışmaya başlamış. yıllarca bakkala giren çıkanı, kaldırımda yanından geçeni, eve misafirliğe geleni dinleyip durmuş. babası ölüp bakkal ona kalınca da çenesi bir açılmış, susturabilene aşk olsun."şimdi birazcık susup dinlese malzeme topladığını anlarız," dedi ahmet, "bir cümleden roman yazacak kafa var adamda."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hayallerim yıkıldı desem yalan olur. bunun yerine sami'ye bir kez daha kıskançlıkla karışık bir saygı duydum. diyorum ya, ben yazarım, bu kadar incelemeyi de böyle inandırıcı anlatmayı da beceremem. o anda karar verdim, burhaniye'de kalıp sami'den uydurma sanatını öğrenecektim. işin büyüsünü bozmamak için de hiç çaktırmadım. ne de olsa sami dinleyen birini buldukça anlatacaktı, ben de sürekli onun rakısını tazeleyip öğrenecektim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;böyle üç yıl geçti. sami'den yaşanmamış aşkların nasıl acıttığını, kazanılmamış paraların nerelerde harcandığını, avlanmamış aslanların nasıl korkuttuğunu, evlenilmemiş kadınların dırdırını, doğmamış kızların yanaklarını pembeleştiren sırlarını öğrendim. ahmet'ten balıkçılık, salih'ten kunduracılık, hasan'dan zeytincilik de cabası oldu. bu arada yazmaya devam ettim. istanbul'a bir kez adım atsam dönmeyeceğimi bildiğimden kitaplarımın ilk bölümlerini yayınevlerine gönderdim, kabul edenlerle de bol bol mektuplaştım. üç yıla iki buçuk kitap sığdırdım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;burhaniye'de kalışımın hikayesi bu. dönüşümün hikayesi ise çok sıkıcı, çok basit. sami bir gece evde kalp krizi geçirip öldü. bakkalın kapalı olduğunu görünce, sami'nin gecikmesi konusunda, onun anlatmaya tenezzül etmeyeceği yavanlıkta senaryolar düşündük. iki saat daha ortalıkta görünmeyince merak ettik, evine gittik. kapı açılmadı, polise gittik. kapıyı kırınca yerde yattığını gördük, doktora gittik. doktor ölüm raporunu yazdı, cenazeye gittik. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;artık cenaze de bitince burhaniye'de kalmak için bir neden bulamadım. o gün bugündür istanbul'dayım. hala da sami kadar iyi uyduramıyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-7672116423858102260?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/7672116423858102260/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=7672116423858102260&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/7672116423858102260'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/7672116423858102260'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/07/duygu-pezevengi.html' title='duygu pezevengi'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-4989649911646467945</id><published>2011-07-18T00:09:00.004+03:00</published><updated>2011-07-18T01:24:13.483+03:00</updated><title type='text'>bilgi üzerine birkaç not</title><content type='html'>bir şeylere ne zaman ve ne şekilde tepki vereceğimizin başkaları tarafından belirlendiği, ne kadar "protest" takılsak da sürü gibi güdüldüğümüz en son ne zaman dikkatinizi çekti?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bilinmeyen bir durum değil bu, muhtemelen herkes özgür iradesinin bilinmeyen güçler tarafından sekteye uğratıldığının farkında. benim bu yazıyı yazmama da üç diyalog neden oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu diyaloglarda yer alan arkadaşları x, y ve z isimleriyle ele alalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2-3 hafta önce yaz mevsiminin geleneksel atraksiyonlarından mangal şenlikleri çerçevesinde buluştuk. yeteri kadar rakı içilince askerlik anılarını anlatmaya başladılar. x, askerliğini hatırlamadığım bir tarihte (yaş itibariyle 5 ila 8 yıl önce olsa gerek), doğu'da bir yerlerde yapmış. zor bir askerlik geçirmiş, muhtemelen pek çok kişinin yaşadığından daha zor. bir kayanın arkasına siper aldığında, çevresinde vızır vızır kurşunlar uçuşurken, bir anlığına düşünmüş: "nasıl ya?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çünkü "istanbul'dan bakınca hiç de öyle görünmüyordu," diyor, "gazeteler ve televizyon terörden bahsetmiyordu, bittiği söylenmişti. türkiye'de bize anlatılmayan bir iç savaşın yaşandığını askerlikte öğrendim."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bunları dinlerken, yerinde öğrenmem gerekmediği için şanslı olduğumu düşünüyordum. görünen o ki, o zamanlar neler yaşandığını hiçbir şekilde öğrenememişim. kendimi hala şanslı sayıyorum. bugün şehitler için türkiye'nin pek çok şehrinde yürüyüşler düzenlendi. olan bitenin yeri, zamanı, verilen tepkinin şekli ve şiddeti önceden tasarlanmış olabilir mi? tam şu anda sadece pkk'ya değil, kürtler'e de tavır almamızı isteyen birileri olabilir mi? mesela inşaat işçilerine pkk mensubu değil, sadece &lt;a href="http://www.ntvmsnbc.com/id/25232919/"&gt;kürt oldukları için saldırmanın&lt;/a&gt; psikopatlık değil, sadece milliyetçilik olduğunu düşünmemizi isteyen, bu aralar istanbul'da durup dururken bir kürt öldürülse bunu normal karşılamamız için zemin hazırlayan birileri olabilir mi? neden olmasın? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;geçelim konu 2'ye. dün y'nin de içinde bulunduğu minik bir toplulukla heybeli'ye gittik. vapurda y ile biraz havadan sudan, biraz da demokratik özerklikten konuşuyorduk. y tanıştığımızdan beri hippi zihniyetinde bir insandı. dün "onlar demekten nefret ediyorum ama elimde değil. sonra da böyle düşünebildiğim için kendimden nefret ediyorum" dedi. ben son yıllarda içinde bulunduğumuz ayrımcılığın bir şekilde çok daha fazla keskinleştiğini, kürt ya da türbanlı olmanın her nasılsa küfür* sayılmaya başlandığını söylerken devam etti;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"benim ailemde herkes kapalıdır, şimdiye kadar da bununla hiç sorunum olmamıştı. bunun içinde büyüdüm sonuçta, garipsenecek bir şey değil. ama öyle bir duruma geldik ki, türbanlı birini gördüğüm anda tepki duyuyorum artık; yani aileme falan değil ama tanımadıklarıma... kürtlere karşı da aynı şekilde ön yargılıyım, ki beni bilirsin, hayatım boyunca bana ırkçılık kadar uzak bir şey olmadı. biliyorsun, seçimlerden önce hepimiz ne kadar gaza geldik. bizi neyle beslerlerse çevremize onu yayıyoruz." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;seçim öncesi ve sonrasında facebook'ta paylaşılanları, ekşi sözlük'te yazılanları, hatta gazeteleri karşılaştırdığımızda buna hak vermemek elde değil. ama seçim dönemlerinde olur öyle. eskiden propaganda kulaktan kulağa yapılıyordu, şimdi binary sistem içinde hallediyoruz. ama o zamanlar insanlar farklı partilere oy verdikleri için birbirine küfür ediyor muydu; bizzat içinde bulunmadığım için bilemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;geldik z'ye... z facebook'ta "burada attığımız hiç bir politik mesaj, hiç bir bilinçlendirme hareketi, asıl ulaşması gereken yere gitmiyor" yazmış. bunun bilinciyle oflayıp puflayan biri olarak hemen dertleşme ve kıçından çözüm üretme pozisyonuma geçtim, sohbete bahane oldu. seçimlerden önce sosyal medyada bir tane bile akp yanlısı mesaj görmediğini, bu nedenle sonuçları çok şaşırtıcı bulduğunu söyledi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ekşi sözlük ve haber yorumlarını takip etmesem ben de aynı yanılgıya düşerdim. bu blogda bile adsız dışında anti-demokrasi savunuculuğu yapan kimse olmadı şimdiye kadar. blogun az okunması bunda önemli bir etken ama asıl kayda değer durum, sosyal çevremizin bizim gibi insanlardan oluşuyor olması. gerek internette, gerekse gerçek yaşamda diyalog kuracağımız kişileri kendi görüşlerimize yakın olanlar arasından seçiyoruz. azınlık olduğumuz halde, birlikte bir güç oluşturduğumuzu sanıyoruz. yanlış ama. karşımızda bizden çok daha büyük, belki hayatında bir kez bile internete girmemiş, belki de internette bizim dönüp bakmaya tenezzül etmediğimiz sayfalarda cirit atan milyonlar var. internette paylaştıklarımız ise birileri istediği için ortaya çıkan, oltayı yutanları gaza getiren, küçük topluluklar içinde yayılan bilgiden (ya da dezenformasyondan) ibaret. yeri, zamanı ve türü bize değil, kitle yönetim yöntemlerine bağlı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yani neymiş? yani bir bilginin yayılması planlanmamışsa bundan benim de haberim olmazmış, haber aldığımda yapacağım yorumlar bile tehdit oluşturmayacak kadar kontrol altındaymış. orijinal bir şey yapacak kadar bile lider kanı taşımıyorum anasını satayım. böyle boşu boşuna yazdığım şeyleri bile okuyanlara teşekkürü borç bilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yanaklarınızı sevgiyle mıncırıyor, gözlerinizden öpüyorum sevgili okur kitlesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* x'in anlattığı bir şey daha var, trajikomik yöremizden geliyor. x uçakta, arka sıralarda bir yerde bir patırtı kopuyor. yaşlı, sakallı bir amcanın telefonu çalıyor. yanındaki kadın müdahale ediyor ama amca hiç umursamadan telefonunu açmaya çalışıyor. kadın "öldürecek misin bizi adam" diyerek telefonu adamın elinden almaya çalışıyor ama nafile. amca telefonu saklıyor, kapatmamakta ısrar ediyor, ara sıra da kadına dönüp "alamazsın işte oh" falan diyor. hostes çağırılıyor ama amcanın dinleyeceği yok. bir de laf arasında hacı olduğu öğreniliyor. hacı amcanın savunucuları birer ikişer artarken telefon hostes aracılığıyla kapattırılıyor. sonracığıma, sağ sağlim iniyorlar uçaktan. hava alanı 2 oda 1 salondan hallice boyutlarda. dolayısıyla uçaktan direkt alana iniliyor. orada bir arbede daha yaşanıyor zira hacı amca müdahale eden kadına sözlü olarak sataşmış yine. kadın da bunun altında kalmamış, hatta başka yolcular da olaya karışmış. kadın uçakta cep telefonu kullanımının tehlikelerini anlatmaya çalışadursun, çevredekiler hacı amcayı ateşli bir biçimde savunmakta. kadıncağızın yanındakilerin olay çıkmadan müdahale etmeye niyetleri yok. x de işlerin kızıştığını görünce kadına destek olmak için araya girecek ama enteresan bir vaziyetle karşılaşıyor. yolcular arasında gençten bir adam kadının üzerine "çağdaş mısın lan sen?!" diye bağırarak yürüyor. birileri adamı tutup kontrol altına alırken x mavi ekran veriyor. "çağdaş kelimesinin küfür olarak kullanımına ilk kez şahit oldum ve karışmamın çok saçma olacağını fark ettim" diye anlatıyordu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-4989649911646467945?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/4989649911646467945/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=4989649911646467945&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/4989649911646467945'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/4989649911646467945'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/07/bilgi-uzerine-birkac-not.html' title='bilgi üzerine birkaç not'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-8771608892796460426</id><published>2011-07-14T19:35:00.003+03:00</published><updated>2011-07-15T14:39:33.926+03:00</updated><title type='text'>Ah bu şarkıların gözü kör olsun</title><content type='html'>Bugün en mutlu günüm olacaktı sözde. Birkaç saat önce imzayı basıp evlenmiş olacaktım. Şimdi yatağımda, artık eşim olan sevgilimle pozisyondan pozisyona koşuyor olacaktım. Yarın balayı için Venedik'e uçacaktık, gondollarda şarap içip romansa gark olacaktık. Bu akşamdan sonra, evlenene kadar yaşadığımız stresin zerresi yanımıza uğramayacaktı, ailelerimizi bile bir daha bir araya getirmeyecektik. Ama ben ne yapıyorum şimdi? Dizlerinden ve omuzlarından yırtılmış gelinliğimle yatağımdan tavanı seyrediyorum, Gadget kollarım olsa da şöyle uzunundan bir yumruk atıp bu odayı yerle yeksan etsem diyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Damat olacak damızlığa mı sinirleneyim, arkadaşım olacak angusa mı, arkadaşımın sevgilisi olacak sarıkıza mı? Yoksa “evlen evlen” diye tutturan büyük baş sürüsüne mi? Bende de bir eşeklik var tabii, suçsuz değilim. Sevgilime karşı o güzel eşek gözlerimi açsaydım, aileme karşı o bet eşek sesimi çıkarsaydım... haydi hiçbiri olmadı, en azından düğün sırasında eşek kulaklarımı kullansaydım şimdi evliydim, şu anki halimden bir nebze daha mutluydum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgilimin, daha doğrusu eski sevgilimin adı Caner. Bir yıldır beraberdik. Ara sıra tartışsak da genellikle iyi anlaşıyorduk. Şimdi düşününce o tartışmalardan geleceğe dair bir sürü ipucu çıkarıyorum ama o zaman bilemedim işte, taviz üstüne taviz verdim. En basiti, akşam dışarı çıkacağız diye şıkır şıkır giyinince bunun bir asabı bozuluyordu. Ya aklına bir şey geliyordu ve planı iptal ediyorduk ya da gittiğimiz yerde somurtup hiç yoktan kavga çıkarıyordu. Ben de biraz kıskançlığın her ilişkide olduğunu düşünüp alttan alıyordum. Gel gör ki bu mandanınki kıskançlık değil, paranoyanın önde gideniymiş. Ben de öğrene öğrene düğün gecesi öğrendim, iyi mi? Eşek kafa işte...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya yıllardır can ciğer kuzu sarması olduğumuz Meriç'e ne demeli? Üniversitede tanıştık biz bununla. Ben o zamanki arkadaşlarımla dersten kaçınca Meriç benim için not tutardı, bir derdim olduğunda gidip onun omzunda ağlardım. Gel zaman git zaman samimiyetimiz iyice arttı, içtiğimiz su ayrı gitmemeye başladı. Ama hep arkadaşız bu arada, hatta birbirimize sevgili ayarlıyoruz. Eh, durum böyleyken ben nereden bileyim her şeyin reklamdaki gibi olduğunu, arkadaşımın bana göz koyduğunu? Bir de gidip saf saf anlatıyorum ailemin evlilik konusunda nasıl baskı kurduğunu, Caner'in anlamsız ısrarını. Meriç gerzeği de ne biçim aşıksa bana sürekli cesaret veriyor, evlenmenin faziletlerinden bahsediyor. Yani ufacık bir tedirginlik görsem anlayacağım, arkadaşlığımızı gözden geçireceğim. Ama yok! Manyak mıdır nedir, içinden geçen her şeyi düğüne saklamış. Düğünde çalacak şarkı listesini hazırlamasını isteyerek ben de hain planların zeminini hazırlamışım. Bilemedim işte, ne yapayım? Hiç açık vermedi ki terbiyesizin evladı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi siz de tüm bunlardan düğünün romantik komedi tadında geçtiğini düşünüyorsunuz, değil mi? Hiç de öyle olmadı efendim! Filmi çekilse romantik trajedi diye bir şey çıkardı ortaya, öyle bir anlamsızlık silsilesi yaşadık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düğün gününe kadar strese stres demedik tabii ama olur öyle dedim, yine alttan aldım. Düğün günü geldi çattı, ben şahit olarak Meriç'in ismini yazdırınca Caner yine kıyameti kopardı. Yok efendim nikah masasında onun ne işi varmış, bir de aramızda yatsaymış... Ben de açtım ağzımı, yumdum gözümü, salona girene kadar birbirimizin yüzüne bakmadık. Bu gece toparlarız artık diye düşünüyorum, hele bir bu geceyi atlatalım, düğün stresinden eser kalmayacak, her şey güllük gülistanlık olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Salonun kapısına doğru yürürken el ele tutuştuk, ilk adımımızla giriş müziği başladı. Ben Meriç'e o kadar güveniyorum ki, listeyi kontrol etmeye bile gerek duymadım. Aptal kafam işte. Attığımız ilk adımla birlikte Mozart'ın Requiem'i başlamasın mı? Salonda bir sessizlik. Biri çıkıp "Eee, rahmetli Beethoven'ı da bununla gömmüştük" diyecek diye ödüm patlıyor. Neyse ki konuklar arasında klasik müzik dinleyen yok, herkes entel dantel işler yaptığımızı düşünüyor. Merdivenlerden inene kadar Dies Irae darbesi, nikah masasına ulaşana kadar Confutatis dehşeti ile öldüm öldüm dirildim. Caner de gerildi ama müziğin sadece yersiz olduğunu düşünüyor, henüz en kötü senaryo aklına gelmemiş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, müzik bitti, biz nikah masasına oturduk. Birazdan nikah memuru gelecek, evet hayır seramonisi başlayacak. Herkes yerine oturmuş, pür dikkat bizi izliyor. Bir ara kalabalığın içinden çok hafif bir müzik sesi gelmeye başladı. Sanki küçük bir radyodan sessiz sessiz çalıyorlar gibi Ümit Besen'den Nikah Masası'nı dinliyoruz. O sessizlikte hoparlöre bağlanmış gibi duyuluyor tabii. Ben kızarıp bozarır ve sesin nereden geldiğini anlamaya çalışırken kalabalıktan bir kahkaha koptu, Ümit Besen de arada kaynayıp gitti. Ama köpürdüm sinirden. Benim düğünümde böyle bir şaka yapmaya cesaret eden kişiyi bulsam oracıkta paralayacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben öyle kıpkırmızı kesilmişken nikah memuru geldi. Yüzümün rengini heyecana bağlayıp salak salak espriler yaptı, nikah şahitlerini masaya çağırdı. Hepimizin sırayla ismini soruyor, Meriç gerizekalısının da espri yapacağı tutmuş, memur ismini sorduğunda "evet" dedi. Komedyenden bozma memur da "damat bey, gelin elden gidiyor" diye espri yapınca Caner'in rengi kırmızıdan mora çalmaya başladı. "Dur daha, senin sıran gelmedi, sevgilini kap gel, seni de aradan çıkaralım" falan dedim toparladım, yoksa rezalet çıkmasına ramak kalmıştı. Sonraki beş dakikayı olaysız geçirdik. Evet dedik, imza attık, alkışlandık, derken... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dans müziğimiz başladı. Kolonlardan gelen belli belirsiz konuşma sesleri ve klarnet eşliğinde piste çıktık. Öyle uzun zamandır dinlememişim ki, ne olduğunu anlamadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Cheers darlin'&lt;br /&gt;Here's to you and your lover boy&lt;br /&gt;Cheers darlin'&lt;br /&gt;I got years to wait around for you&lt;br /&gt;Cheers darlin'&lt;br /&gt;I've got your wedding bells in my ear&lt;br /&gt;Cheers darlin'&lt;br /&gt;You gave me three cigarettes to smoke my tears away&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aklım Caner'i ilerleyen saatlerde nasıl yumuşatacağıma takılmış, şarkının sözlerini dinlemiyorum bile. Meriç bana kadeh kaldırıyor, gülümseyip selam veriyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"And I die when you mention his name" derken aklım başıma geldi. "And I lied, I should have kissed you" demeden dansı bitirdim, müzik sesi de yavaş yavaş azaldı. Ne var ki Caner de olan bitene uyanmıştı, bir an yüzünün allak bullak olduğunu gördüm. Şarkı listesini Meriç'in hazırladığını öğrenmeden buna bir son vermeliydim. Ama akrabalar... Günlerce bu ana hazırlanmış, müzik biter bitmez yaylarından fırlamış gibi piste doluştular. Onlar önümüzde bitmeyecek gibi görünen bir sıraya girerken, takı takma törenine eşlik etmek üzere sıradaki parçalara geçildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;I want you&lt;br /&gt;He tossed some tatty compliment your way&lt;br /&gt;I want you&lt;br /&gt;And you were fool enough to love it when he said&lt;br /&gt;"I want you"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçimden "Allah belanı versin Meriç" diyorum, karşıma çıksa müziği hemen değiştirmesini söyleyeceğim. Aksi gibi aşağılık Meriç ortadan kaybolmuş, kimse nerede olduğunu bilmiyor. Bir ara sevgilisi Merve gözüme çarpıyor. Görünen o ki o da Meriç'i kaybetmiş, elinde iki kadehle salak salak ortalıkta dolaşıyor. Kızın dikkatini çekmek için yaptığım kaş göz hareketleri daha sonra Caner'in sülalesinde alay konusu oldu ama o sırada umrumda değil. Caner'in yüzünün renkten renge girişini görükçe bana ayrı bir fenalıklar geliyor, o gürültüde çaresizce Merve'ye ulaşmaya çalışıyorum. Bu arada müzik devam ediyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;'Cause the love that you gave that we made  &lt;br /&gt;Wasn't able to make it enough for you to be open wide, no!&lt;br /&gt;And every time you speak her name &lt;br /&gt; Does she know how you told me  &lt;br /&gt;You'd hold me until you died...  &lt;br /&gt;Till you died, but you're still alive!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Takı takma töreni bitene kadar soğuk terler dökmekten rahat üç kilo verdim. İnsanlar biraz uzaklaşınca Caner öyle bir bakış attı ki, hemen Meriç gerzeğini bulup gözlerinin önünde dövmezsem gece bitmeden boşanacağımızı anladım. Göbek atma şarkıları başlayınca biz de masa masa dolaşıp fotoğraf çektirmeye başladık. Piste çıkanlara sonra uğramak üzere oturanların yanına gidiyoruz ama benim gözlerim sürekli Meriç'i arıyor. Hayatımın en kötü fotoğraflarını bu gece çektirdim, inanır mısınız? Meriç'i görürüm diye etrafı kolaçan ederken bir fotoğrafta bile kameraya bakamadım. Bu da Caner'in iyice şüphelenmesine neden oldu. O sırada ne çalıyordu dersiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Yakacaksın sobayı&lt;br /&gt;Isıtacan odayı &lt;br /&gt;Saat beşe gelince&lt;br /&gt;Göreceksin pompayı&lt;br /&gt;Arabada beş, evde on beş&lt;br /&gt;Hoşuma da giderse bedave!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haydi Meriç dünyanın en kötü niyetli bilmem kimin çocuğu diyelim... Bu şarkıları çalan DJ hiç mi düşünmüyor düğünde böyle şeyler çalınmayacağını? Caner’e acilen DJ'i bulmamız gerektiğini söyledim, cehenneme kadar yolumun olduğunu öğrenip salonun arka taraflarına doğru ilerlemeye başladım. Pistten geçerken Meriç'i gördüm. Kollarını kaldırıp iyice havaya girmiş, kendinden geçercesine göbek atıyor. Konuşmamız gerektiğini söyledim ama hiç oralı değil. Kalabalıktan uzaklaştırmak için kolundan tuttum, dananın kuyruğu da o anda koptu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meriç içmeden sarhoş olmuş, kıskançlıktan deliye dönmüş, beni belimden kavrayıp pistin ortasında dudaklarıma yapıştı. Kollarından kurtulmak için çırpınırken pistteki kalabalık da "ohaaaa!" sesleriyle dağılıp korku filmlerinden fırlamış gibi görünen bu sahneyi Caner'in gözlerinin önüne serdi. Ben Meriç'in bacaklarının arasına okkalı bir diz geçirene kadar Caner salonu terk etmişti bile. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra ne mi oldu? O kadar sinirlendim ki, Caner'in peşinden koşmak yerine önce Meriç'e daldım. Böyle ufak tefek göründüğüme bakmayın, sinirlenince ormanda 20 Amazon gücüne ulaşıyorum ben. Yer misin, yemez misin... Ben Meriç'in kıymaya dönmüş suratına hala sağlı sollu çalışırken, sevgilisini aramaktan helak olmuş Merve ortaya çıktı. Manzara müthişti. O da dişi bir panter edasıyla Meriç'i kurtarmak için saldırırken İsmail YK "Allah belanı versin" diye haykırmaktaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizi zar zor ayırdılar. O anda müzik de sustu. Ya DJ'in aklı başına geldi, ya konuklardan biri neler çaldığını gerçekten dinlemeye başladı da müdahale etti, hiçbir fikrim yok. Caner'i arayıp açıklama yapmaya çalıştım ama dinlemek yerine küfür etmeyi tercih etti. Zaten ne mal olduğum başından belliymiş de beni kurtarmaya çalışırken harcadığı emekler haram olsunmuş da... Zaten canım burnumda, durumu düzeltmeye çalışmaktan vazgeçip "ulan sen kimi nereden kurtarıyorsun" diye buna da saydırmaya başladım. İyice delirip çelenkleri indirmeye başlayınca sakinleştiriciyi bastılar, zar zor eve getirdiler. O zamandan beri de yatıyorum burada. Bir de fonda müzik var tabii...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;For everything you do&lt;br /&gt; I'd like to swallow you&lt;br /&gt; And everyday I'm gonna blame you&lt;br /&gt; Even if you justify&lt;br /&gt; Every fucking bullshit lie&lt;br /&gt; It only makes me want to break you&lt;br /&gt;'Cause I fucking hate you&lt;br /&gt; You're such a liar&lt;br /&gt; And I love to hate you&lt;br /&gt; You're all the same to me&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-8771608892796460426?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/8771608892796460426/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=8771608892796460426&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/8771608892796460426'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/8771608892796460426'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/07/ah-bu-sarklarn-gozu-kor-olsun.html' title='Ah bu şarkıların gözü kör olsun'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-3641337991875569607</id><published>2011-07-14T15:53:00.003+03:00</published><updated>2011-07-14T16:02:44.865+03:00</updated><title type='text'>yeni bir</title><content type='html'>dün akşam yaptığım yeni parçayı müzikli sunmak istiyorum. malt isimli güzide gruptan geliyor: &lt;br /&gt;"ne anlarlar dertten, halden&lt;br /&gt;mystique gelmiş neanderthalden."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-UK7UsqGW0G0/Th7nbjghtrI/AAAAAAAAA1M/zBuyJg-YSfY/s1600/DSC01192.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-UK7UsqGW0G0/Th7nbjghtrI/AAAAAAAAA1M/zBuyJg-YSfY/s320/DSC01192.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5629191044833851058" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;saçlara hiç girmiyorum şimdi, nasıl yapmam gerektiğini pek düşünmedim, dreadlock gibi yerleştirdim sadece. ne var ki alnını ve göz kapaklarını yanlış yaptığımı daha sonra fark edip toparlayamadım. alın bu kadar geri gidince burun da kocaman bir tepe olarak kaldı ortada. parmaklarımın sığmadığı minicik alanda tığ ve kalem ucu gibi araçlarla çalışınca dudaklarda da bir sakatlık oldu ama olsun. buna da prehistoric mystique deriz, farklı bir yorum katmış gibi sıvışırız. olmağ mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-tGjQH0149cY/Th7nbQM62oI/AAAAAAAAA1E/ioAUHjzh7tY/s1600/DSC01190.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-tGjQH0149cY/Th7nbQM62oI/AAAAAAAAA1E/ioAUHjzh7tY/s320/DSC01190.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5629191039651338882" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çirkin baykuş'a mor bir gaga ekledim bu arada. şimdi biraz daha normal görünüyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;eylemlerim sürecek.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-3641337991875569607?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/3641337991875569607/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=3641337991875569607&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/3641337991875569607'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/3641337991875569607'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/07/yeni-bir.html' title='yeni bir'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-UK7UsqGW0G0/Th7nbjghtrI/AAAAAAAAA1M/zBuyJg-YSfY/s72-c/DSC01192.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-3466956740042005419</id><published>2011-07-11T19:10:00.004+03:00</published><updated>2011-07-11T19:36:27.230+03:00</updated><title type='text'>yamulma</title><content type='html'>her canlı hayatının bir denemesinde mutlaka yamulmayı yaşayacaktır. ben de bir süredir ellerimi çalıştırmak yerine yatak ve koltuk isimli yayma mekanlarında mekik dokuyan biri olarak, bunun iki örneğini yaşadım. hem de elime oyun hamurlarımı aldığım son iki sefer, üst üste. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ilk deneme bir baykuştu. beyaz hamurum vardı ve tek renk bir şey yapmak istemiyordum. sonuçta ortaya çirkin baykuş çıktı. yalnız renklerin karışması hususunda değil, önce gagada, ardından da gözlerde sıçtım. gözleri toparlamaya çalışırken daha da beter sıçtım. sonuçta ortaya bu hilkat garibesi çıktı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-pIzLdHcoDRw/Thsiq11YkjI/AAAAAAAAAzY/ZfIaY6rz8tU/s1600/DSC00733.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-pIzLdHcoDRw/Thsiq11YkjI/AAAAAAAAAzY/ZfIaY6rz8tU/s320/DSC00733.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5628130278730404402" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ayaklarını sevdiğim için şimdilik çöpe atamadığım, masamın üzerinde adeta bir besleme gibi duran çirkin baykuş el işi çalışmalarıma bir süre ket vurdu. "maden elimin övünülecek bir şeyi yok, ben de aleti çalıştırırım" dedim. ne de olsa beyin bedava. oturdum hikaye yazdım, neyse ki o iyi oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ellerimde "ay bir şeyler yapsam ya" hislenmesinin yokluğunda çok kitap okudum. aslında o kadar çok değil ama okudum işte bir şeyler. eski çizgi romanlara da göz attım biraz, sandman'in çok çok çok güzel olduğuna yeniden kanaat getirdim. ve o sırada başladı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ellerim bir şeyler yapmak istiyordu. siyah hamurum vardı. beyaz, alçımsı bir şey de vardı ve neden duracaktım ki? yine verdim kendimi el sanatlarına. o "alçımsı" dediğim şey beyaz kilmiş. bu yaşa kadar elime kil almamışım, ne yapacağımı bilemedim. sonra aklıma demi moore ve hayatının hayaletiyle oynaştıkları &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0099653/"&gt;sahne&lt;/a&gt; geldi, hee dedim ve ıslattım kili. anam o ne?! her yere bulaşıyor anasını sattığımın materyali! yine de jovi gibi kolay şekil almıyor. ama beyaz jovi gibi kolay kirlenmiyormuş da. bu özelliğini sevdim. yine de yılmadım, sandman'i andıracak bir şey çıkarmayı başardım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-UeyeJW38_88/ThsirO5sjRI/AAAAAAAAAzg/OdQs4dHL6hc/s1600/DSC01185.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-UeyeJW38_88/ThsirO5sjRI/AAAAAAAAAzg/OdQs4dHL6hc/s320/DSC01185.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5628130285459377426" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;belki de ne yapmaya çalıştığımı bildiğim için sadece bana andırıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-O7oj_YuzqA8/ThsirWQyIsI/AAAAAAAAAzo/V3i8nkvmLqA/s1600/DSC01186.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-O7oj_YuzqA8/ThsirWQyIsI/AAAAAAAAAzo/V3i8nkvmLqA/s320/DSC01186.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5628130287435260610" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bittikten sonra "heee aslında şöyle yapsaydım daha iyi olurdu" falan dedim ama muhtemelen deneseydim de daha iyi bir sonuç alamayacaktım. zira kil enerji ve sabır işiymiş, parmak ve tığ dışında aletler de gerektirebilirmiş. belki bir ara daha büyük bir şey yaparım (zira hala hayvan gibi beyaz kilim var) bundan daha iyi görünür. bilemiyorum. yamulmalarımı cümle aleme ifşa edip bu bahsi şimdilik kapatıyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-3466956740042005419?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/3466956740042005419/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=3466956740042005419&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/3466956740042005419'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/3466956740042005419'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/07/yamulma.html' title='yamulma'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-pIzLdHcoDRw/Thsiq11YkjI/AAAAAAAAAzY/ZfIaY6rz8tU/s72-c/DSC00733.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-2340323526203854901</id><published>2011-07-07T21:21:00.003+03:00</published><updated>2011-07-07T23:18:16.185+03:00</updated><title type='text'>homofobi</title><content type='html'>az önce facebook'ta ntvmsnbc'nin bir haberini gördüm. demişler ki, &lt;a href="http://www.ntvmsnbc.com/id/25230369/"&gt;california'da gaylerin başarılarının da tarih kitaplarında yer alması için bir yasa tasarısı sunulmuş&lt;/a&gt;. henüz haberin altında yorum yok (çünkü ana sayfadaki başlık sadece "başarıları tarih derslerine girecek" şeklinde) ama olur da dikkat çekerse en fazla yorumlanan haberlerden olmaya aday. facebook'ta 3 saatte 100 yorumu geçmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yorumlar nasıl? tabii bol küfürlü, "allah belalarını versin"li, "yalnız o bi hastalık yaneee"li, "ahlaksız la bunlar"lı falan filan. genel resmi anladınız. haber gay olduğunu saklamayan iki politikacıdan çıkıyor; bizim dilinden pornoyu düşürmeyen bülent arınç'ımızdan iyi olmasınlar, bir şekilde halkın ileri gelenleri statüsündeler. yorum yapanlar da sanırsın ki heteroluklarıyla penisilini bulmuşlar, bohemian rhapsody bestelemişler. kendilerine hayrı dokunmayan ibibikler "onların ne başarısı olabilir ki?" diye soruyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben şimdi çok merak ediyorum, kendileri de sapiens dışında bir şey olmayan bu homo arkadaşlar kimi, ne zaman, nasıl bu kadar rahatsız ettiler de din kitaplarında lanetlenmeyi, toplumdan böylesine dışlanmayı, hasta olarak kabul edilmeyi, çoğu zaman kendilerinden bile utanacak duruma gelmeyi başardılar? benim bildiğim homoseksüeller (çok bildiğimi söyleyemeyeceğim. sadece gay bir iş arkadaşı ve yıllar önce çok yakın olduğum iki lezbiyen arkadaşla sınırlıyım) hiç de önüne gelene yazmıyor, günümüz abazanından çok daha masumlar. gay olmayanlardan da hoşlandıkları oluyor ama platonik aşklar heteroların da ortak derdi. kırıtan kokoş erkek sevmemek mümkün ama şahsen kırıtan kokoş kadınlardan da hiç hazetmem ben, hepsi bir. kaldı ki kırıtmayan nice civan oğlanlar var, değme erkekten daha erkek. e nasıl böyle yadırganıyorlar peki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi iki dakika allahınızı falan bu işe karıştırmayın, homoseksüelliğin günah olmadığını varsayın. nesine karşı geleceğinizi çok merak ediyorum. doğal olmadığını mı söyleyeceksiniz mesela? doğal nedir? çocuk yapmak için sevişmek mi, zevk almak için sevişmek mi? iğrenç olduğunu mu söyleyeceksiniz? iğrenç nedir? terli iki erkeğin boks esnasında sarılması mı, sevgiyle sarılması mı? benim empatim bu konuda küçük kalıyor, aklıma başka neden gelmiyor. bu yüzden soruyorum, dinen yasak ve toplumda azınlık olmaları dışında bir nedeni var mı? oldu da alakasız birine yazdılar diyelim; "sağol ben almayayım" demek yerine küfür edip dalmanın anlamı ne?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;---- az sonra -----&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bunları yazarken facebook'ta durum nedir diye baktım. hemen ardından gereksiz bir hamlede bulundum ama yazmasam içimde kalırdı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;biri "bu toplumun bir ahlakı var. ben ve benim gibiler bu toplumda çocuk yetiştirecekler, çocuklarımın ahlakını bozmanıza izin veremem" yazmış. bu da el cevab:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"çocuklarınızın bu toplumda aldığı ahlak baştan yanlış, ayrımcılığa ve tahammülsüzlüğe dayanıyor. size ya da çocuklarınıza hiçbir zararı olmayan insanlara karşı önyargılı davranıyorsunuz ama bilmelisiniz ki, kimsenin cinsel seçimi sizi ilgilendirmez. çocuklarınıza öğrettiğiniz ahlak kuralları da şiddetle sonuçlanmadığı sürece başkasını ilgilendirmez. üstelik bunun için çocuklarınızı fanusta büyütmenize de gerek yok. onu öncelikle yetiştiren sizsiniz, televizyonda, sokakta ya da tarih kitaplarında gördüğü bir gay değil. bu kadar endişelenmeyin."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi buna ağızlarına geleni döşerler tahminimce. ama bihter ve behlül çocuklarına boynuzlamayı öğretince bir şey demezler. şanlı tarihimiz "başkalarının topraklarına hükmetmek için kardeş öldürmek mübahtır" yazınca bir şey demezler. şimdi aklıma gelmeyen ama toplum yaşamına indirdiği darbelere rağmen normalleştirilen pek çok konuda bir şey demezler. haydi bakalım, öyle olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;---- devamı caps'li!!! ----&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/--ULwPt60gT0/ThYUccoBozI/AAAAAAAAAzQ/pl6w2pmd_Iw/s1600/Picture%2B2.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 221px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/--ULwPt60gT0/ThYUccoBozI/AAAAAAAAAzQ/pl6w2pmd_Iw/s320/Picture%2B2.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5626707263398978354" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dipnot: nezaket güzel bir şey.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-2340323526203854901?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/2340323526203854901/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=2340323526203854901&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/2340323526203854901'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/2340323526203854901'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/07/homofobi.html' title='homofobi'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/--ULwPt60gT0/ThYUccoBozI/AAAAAAAAAzQ/pl6w2pmd_Iw/s72-c/Picture%2B2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-8508277906013894717</id><published>2011-07-07T00:07:00.003+03:00</published><updated>2011-07-07T00:10:59.266+03:00</updated><title type='text'>güldürüşlü</title><content type='html'>sosyal medya işine de biraz girdim ben. bir markanın facebook ve twitter sayfaları için ıvır zıvır yazıyorum. bir yarışma başlattılar twitter'da, soru soruluyor, doğru cevabı veren ilk kişi ödül kazanıyor. bir de bu sorulardan önce "birazdan soruyoruz" babında bir hazırlık tweet'i yazılıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu hazırlık tweet'ine cevaben facebook'ta bir kullanıcı "admin ne kullanıyorsun sen? bu kafa neyin kafası?" yazmış. gecenin beklenmedik güldürüşlüsü oldu. :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-8508277906013894717?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/8508277906013894717/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=8508277906013894717&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/8508277906013894717'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/8508277906013894717'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/07/gulduruslu.html' title='güldürüşlü'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-6115205273880701691</id><published>2011-06-30T14:35:00.003+03:00</published><updated>2011-07-21T01:23:18.638+03:00</updated><title type='text'>kötülüklerin babası</title><content type='html'>millet tepemde güneşleniyor. çok ısındıklarında havuza dalıp iki kulaç atıyorlar, şezlonglarına serin serin yayılıyorlar. burada hava sıcaklığı 150.000 derece falan herhalde. hayatımı kurtarmak için diri diri fırına girmek zorunda kaldım. bu terleme hızıyla üç kilo falan vermiş olmalıyım. havuzun devridaimini sağlayan motorların bu kadar ses çıkardığı yukarıdayken belli olmuyordu. şimdi ya duyma kaybı yaşayacağım ya da birkaç gün kulaklarım çınlayacak. tabii bunların hepsi babamın beylik tabancasından çıkıp kürek kemiklerimin arasına saplanacak bir kurşundan daha iyi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;there’s not much left to love&lt;br /&gt;too tired today to hate&lt;br /&gt;i feel the empty&lt;br /&gt;i feel the minute of decay&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iyi ki bakkala giderken yanıma mp3 çalarımı almışım. kaçarken düşürmediğime de şükrediyorum bir yandan. ama telefonumu unutmuşum işte. ne arkadaşlara haber verebiliyorum ne de son durumları öğrenmek için annemi arayabiliyorum. belki de böylesi daha iyi. babam o kadar sinirliydi ki, sırf beni bulmak için cep telefonu sinyalimi bile takibe alabilirdi. alkolikliği değil, arnavut damarı beni daha çok korkutuyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;babam en az 10 yıldır alkolik. başlarda çok çaktırmadığı için tam bir süre veremiyorum ama 10 yılı rahat vardır. ilkokulda öğlenciydim, elimden tutup okula götürürdü beni. annem hep arabayı almasını söylerdi ama babam "yürüyüş oluyor ikimiz için de" der, eline küçük su şişesini alır, 10 adımda bir küçük yudumlar alarak okula kadar yürürdü. sonradan su şişesinin içinde votka olduğunu, her gün okula gidene kadar babamın 50 promili aştığını öğrendik. annem çıldırdı. bir hafta falan anneannemlerde kalmıştık. babam eve dönmemiz için çok uğraştı. özrün, yeminin bini bir para. döndük sonra tabii ama babam sözünü tutamadı. ne kadar tedavi görürse görsün, bir bağımlının sözüne asla güvenilmeyeceğini o zaman öğrendim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;azılı bir alkolik olmasına rağmen babam beni hiç bakkala içki almaya göndermedi. nevalesini kendi alır, masasını kendi kurar, arkadaşlarıyla dışarıda içecekse eve makul bir saatte gelir ve zom olduğu halde kimseyi rahatsız etmemeye özen gösterirdi. ağzıma alkolün kendisini değil, adını alsam kaşlarını çatar, okkalısından bir küfür savururdu. çok küfür eder babam, değme küfürbaz eline su dökemez. hatta saydım bir kere, dakikada 47 küfür rekoru var. olayı tam hatırlamıyorm da biri birine iftira mı atmış ne, babam "siktirsin lan o pezevenk"le başladığı tiradın sonunda ne eşiktekini, ne beşiktekini ne de kendisini susturmaya çalışanların sülalelerini tatminsiz bırakmıştı. her neyse. bir keresinde de çaktırmadan bardağından bir yudum almaya çalıştığımda iki tokat çakmıştı. tavrı çok netti. bu ailede kendisi dışında kimse alkolik olmayacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;biz de kurala uyduk. annem zaten sosyal içici bile sayılmaz, ben ve kardeşim de alkole özel bir ilgi göstermedik hiç. ama bu demek değil ki hiç içmiyorum. yazlık akşamlarını bilirsiniz. gece sahilde toplanılır, biralar açılır, repertuarı akdeniz akşamları'yla sınırlı bir gitarist tellere gelişi güzel vurup uykusu kaçmış manda gibi böğürmeye başlar. işte ben öyle akşamlarda maksimum iki bira içerim. daha rahat konuşmaya başlarım ama ne söylediğimi bilirim. çakırkeyiften ötesi sıkıntılı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;geçen sene bir kez diğer türlüsünü de yaptım, sonucunda hayatımın dayağını yedim. daha 16 yaşındayız, bir boktan anlamıyoruz ve platonik aşkların acısı başımıza vurmuş. dedik bunu bir büyüğe soralım. sahilde peynir ve kavundan ibaret bir çilingir sofrası kurduk. gerekir diye bir paket de sigara aldık ama sonra üstüne kustuğumuz için sadece birer tane içebildik. ikinci dubleden sonra, kafamız hali hazırda taşak gibi olmuşken, biri "dibini görmeyen sevdiğini görmesin" dedi. hop, fondip. salaklık işte, rakı fondiplenir mi? ondan sonra dördüncü dubleleri içebildik mi hatırlamıyorum. çıplak ayakla deniz kenarında yürürken dalgaya takılıp düşmeler, yıldız kaydırırken kendinden geçmeler... bol bol rezillik yaptık o gece ama asıl sorun eve dönmeye çalışırken çıktı. birbirimize yaslanıyoruz ama ayakta durabilen kimse yok. bizim siteye çıkan yokuş uçurum olmuş, iki adım atsak paraşüt gibi aşağı süzülüyoruz. bir şekilde eve ulaşmayı başardık. merdivenlerden sürünerek çıktım, ayağa kalksam düşüp bir tarafımı kıracağım. babam da gece yürüyüşünden dönüyormuş o sırada, beni merdivenlerde emeklerken görmüş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;i went to god just to see&lt;br /&gt;and i was looking at me&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;babam eve ulaşana kadar yatağıma serilmiştim. başım olan dünyanın trilyonda biri çapındaki yuvarlak, merkez kaç kuvvetine dayanamıyordu. durduğum yerde saat yönünde dönerken, ışığın açılması ve babamın sol kroşeyle üstüme atlaması bir oldu. ben bunu güneş patlaması olarak algıladım tabii, annemin çığlığıyla kendime geldim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"ulan pezevenk! ulan eşşoğlueşşek! ben sana demedim mi içersen götünden kan alırım diye?" &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben elimi "dur" diyerek kaldırdığımda allah'tan annem önüme geçmiş de o elim kırılmaktan kurtulmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"yok," dedim, "bir daha sen ikram etsen de yok. anlamıyorum ki her gece her gece nasıl katlanıyorsun buna. ne sikik hayatın varmış be!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra yine sızmışım ben. bunları da sabah gırtlağıma bir sürahi su boca etmeye çalışan annem anlattı. küfür ettiğimi duyunca babamın gözleri iyice açılmış, "gerizekalı" deyip çıkmış odadan. uykusunda konuşurken memnuniyetini belli etmiş. "öğrensin pezevenk, rezil olunca aklı başına geldi" gibi bir şeyler söylemiş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tabii o dayağı yemeden de aklım başıma gelmişti. sonra babamla aramızda uzun süre alkolle ilgili bir konuşma da geçmedi. ta ki bugüne kadar. benim de salaklığım var biraz. adamın hassas noktasını bildiğim halde eve bira götürdüm. içmedim ama elimde şişeleri görünce çıldıracağını tahmin etmeliydim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bizimkilerle iddiaya girdik tamam mı? sitede melis diye bir kız var, yazlığın yarısı ona aşık. bu da herkesle arkadaş geçiniyor. artık kırmamak için mi, yedekte tutmak için mi bilmiyorum, günahı boynuna. erhan dedi ki, şimdi buna çıkma teklif etsem reddeder kesin ama nasıl reddeder? herkes "arkadaş kalalım" diyeceğini söyledi, ben "çıktığım var der" dedim. birasına iddiaya girdik, dörde karşı tekim. sonra erhan gitti sordu melis'e, çıktığım var demiş. ben dört birayı kazandım, akşamı beklemek yerine gidip cayır cayır öğle sıcağında aldı bu gerizekalılar da biraları. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;i was born into this&lt;br /&gt;everything turns to shit&lt;br /&gt;the boy that you loved is the man that you fear&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;nasıl olsa içmeyeceğim, babama götüreyim, akşam cila yapar dedim. eve elimde langır lungur şişelerle girince delirdi bu. daha ben ağzımı açamadan, kapının önünde yumruğu çıkardı. sinirlendim ben de tabii. 17 yaşında adam olmuşuz, herif daha nedir diye sormadan göçertiyor. fırlattım şişeleri, "yeter be!" diye bağırıp ittim bunu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"babaya el kaldırmak ha?" diye gürleyip odasına daldı, annem yine çığlık çığlığa gitti peşinden. iki saniye sonra annem bağırıyor, "onur kaç! allahaşkına bırak orhan, silahla şaka olmaz, şeytan doldurur! onur! kaç, saklan!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben de gururuma yediremiyorum bir yerde, ne olacaksa olsun anasını satayım diyorum da annemin sesi ciddi. herif hakikaten balataları yakmış, "sikerim şakasını da şeytanını da puştun" diye bağırıp buldozer gibi geliyor. baktım, durursam istikbalim hakikaten göklere yükselecek, topuklayıp buraya saklandım. kimseye de haber veremiyorum. son anlarımda tek dostumun marilyn manson olacağını söyleseler o zirzopa mı kaldım derdim ama şarkı sözlerine bakınca herifin bir bildiği varmış diye düşünmeden edemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kaç saat beklediysem, uyumuşum motor dairesinde. kardeşim dürttüğünde şahadet getirip sıçrayarak uyandım. babam sakinleşince çıkıp aramaya başlamışlar, havuz kenarında güneşlenenler buraya kaçtığımı söylemiş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"eve gel," dedi kardeşim, "babam konuşmak istiyormuş seninle."&lt;br /&gt;"o puşt ölmeden dönmem eve. silahla kovaladı lan, gördüğü yerde ağzıma sıçacak."&lt;br /&gt;"merak etme, sen kaçınca hırsını arabadan çıkardı. kaportayı yamultup iki duble içince silahı falan bıraktı. allah'ından bul diye söyleniyordu ben evden çıkarken."&lt;br /&gt;"nasıl yamulttu kaportayı?"&lt;br /&gt;"tekme, yumruk... kafa attı oğlum arabaya!"&lt;br /&gt;"hadi ya... kendine geldi yani, eminsin di mi?"&lt;br /&gt;"burnu kızaracak kadar kendine geldi. elini kadehe uzatmadığın sürece güvendesin."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;döndük eve. babam balkondaydı. denize baka baka bir büyüğü yarılamış, kadehindeki dubleyle sessizce kavga ediyordu. masaya oturduğumda kafasını kaldırmadı. ben de bir şey söylemedim. yüzüme bakmadan konuşmaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"neden geceleri yürüyüşe çıkıyorum, biliyor musun?"&lt;br /&gt;"neden baba?"&lt;br /&gt;"ölmek için."&lt;br /&gt;"..."&lt;br /&gt;"asansörü kullanmıyorum ki merdivenlerden yuvarlanıp boynumu kırabileyim. o olmayınca gecenin bir yarısı ıssız yerlerde dolaşıyorum ki, itin kopuğun biri bıçağı boynuma dayasın. dayasın ki ben dayılanayım, kendimi kıtır kıtır kestireyim. yoksa bu işin sonu yok."&lt;br /&gt;"..."&lt;br /&gt;"yakında gideceğim ben. öyle ya da böyle. bu yaşına kadar içmene izin vermedim, ölene kadar da karşıma birayla mirayla çıkarsan evladım demem, amına koyarım. anladın mı?"&lt;br /&gt;"o biraları içmek için almadım ben. sana getirdim."&lt;br /&gt;"getirmeyeceksin. elinde şişe görmeyeceğim."&lt;br /&gt;"vurur musun yoksa?"&lt;br /&gt;"vurmam. ama bana bir daha el kaldırırsan ya da annene bir terbiyesizlik yaparsan da..."&lt;br /&gt;"evladım demez sikersin."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;babam kaşlarını kaldırdı. ağzımdan küfür çıkmasına yine şaşırmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"sen ne zaman böyle küfür etmeye başladın yavşak? bana mı benzemeye çalışıyorsun?"&lt;br /&gt;"hayır baba."&lt;br /&gt;"bu aileye çok zarar verdim ben. canımdan çok sevdiklerimi perişan ettim. şeytan diyor, daya kafana silahı, siktir git bu alemden ama intihar en büyük günah."&lt;br /&gt;"yok baba, en büyüğü o değil. ondan önce allah..."&lt;br /&gt;"kes lan pezevenk! yok en büyüğü yarrakmış, en küçüğü tövbe tövbeee! alim kesildin başımıza, iki satır konuşturmuyorsun!"&lt;br /&gt;"pardon baba."&lt;br /&gt;"pardonmuş! ne diyordum ben?"&lt;br /&gt;"en büyük günah intihar diyordun."&lt;br /&gt;"he... unuttum ne söylediğimi. kafa bırakmadınız şerefsizim. neyse. anladın sen demek istediğimi. git şimdi, bu masada daha fazla durma."&lt;br /&gt;"tamam baba."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kulaklıklarımı takıp dışarı çıktım. allak bullak olmuştum ve düşünmeye ihtiyacım vardı. ne düşüneceğimi de bilmiyordum. intihar eğilimli alkolik bir babam vardı ve bunu değiştirmek için elimden hiçbir şey gelmiyordu. melis'le karşılaştığımda kulaklarıma marilyn manson'ın love song'u dolmaktaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;got a crush on a pretty pistol&lt;br /&gt;should i tell her that i feel this way&lt;br /&gt;i've got love songs in my head&lt;br /&gt;killing us away&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"sizin evde bir şeyler olmuş. geçmiş olsun."&lt;br /&gt;"önemli bir şey değil. aktör olmayı düşünüyorum da. babamla küçük bir western sahnesi oynadık."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;biraz abartarak güldü. koluma girdi, yürümeye başladık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"sen de erhan'ı reddetmişsin bugün, çıktığın varmış."&lt;br /&gt;"yok aslında, kırmamak için yalan söyledim. hem aklımda başka biri var."&lt;br /&gt;"hadi ya? kim o?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;melis cevap vermedi. utanmış gibi başını eğdi, yürümeye devam ettik. yolda bir ara çaktırmadan yüzüme baktığını fark ettim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-6115205273880701691?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/6115205273880701691/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=6115205273880701691&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/6115205273880701691'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/6115205273880701691'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/06/kotuluklerin-babas.html' title='kötülüklerin babası'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-3374378848420184139</id><published>2011-06-30T10:59:00.002+03:00</published><updated>2011-06-30T11:33:06.840+03:00</updated><title type='text'>bir dergi okudum, hayatım değişti</title><content type='html'>huzurlarınızda küçükleri muzır neşriyattan koruma kurulunu tebrik etmek istiyorum. devletin çocukları olan, özgür iradeden ve düşünme yetisinden yoksun olan bizleri yine ahlakımıza hunharca saldıran bir basılı organdan kurtardı. organ dediğim şey elbette vajina, penis ve kalça. sayelerinde bir kez daha iğdiş edildik ve organlarımızı sadece üç çocuk yapmak için kullanmamızın en makul durum olduğu gözler önüne serildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sadece iki ay yayın yapabilen, ardından siyah poşete girme, reklam yapamama ve 150.000 tl cukka para ile cezalandırılan harakiri dergisi var ya, benim de düpedüz ahlakımı bozmuştu zaten. hepi topu iki sayısı var ama şahsen okurken içimde güzel bir hareketlenme oluyordu, şeytan oramı buramı okşuyormuş gibi hissediyordum. diyordum ki, evli değilim ama acilen sevişmem lazım! malumunuz, evlilik dışı ilişkiler toplumumuzda hoş karşılanmamakla birlikte, muassır medeniyetlerin ileri demokrasilerinde alttan alta yasaktır da. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hem sonra bu dergiyi henüz reşit olmamış sabi sübyan da okuyacak. 17 yaşına gelip de bekaretini canla başla korumuş aslanlar gibi erkeklerimiz bizzat bu dergiyi okuduktan sonra ya soluğu bir genelevde alacak ya da milletin karısına kızına sarkacak. hele o pir-ü pak kızlarımız... cennet vatanımızın bazı bölgelerinde, daha 14'lerinde, babaları yaşındaki adamlara satılmaları normal ama ya biraz daha büyümüşlerse, bu ahlaksız dergiyi almışlarsa, ateş şalvara düşmüşse? o kızlarımızın evlendiklerinde bakire olmaya, saflıklarını kocalarına saklamaya hakları yok mu? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;acıyorum vallahi bu çocuklara. bir yandan halit ziya uşaklıgil bastırıyor ille de evlilik dışı ilişki kur diye, bir yandan chuck palahniuk 600 erkekle sırayla ilişkiye girip sağ kalmanın inceliklerini anlatıyor. yazık! allah'tan birini yasakladılar da biraz olsun koruma altındayız. ama ben geç kaldım tabii, çok fazla william s. burroughs okudum zamanında. hem eşcinselliğe hem de uyuşturucuya özendirdi beni. bu yaşa geldim, nasıl lezbiyen veya bağımlı olmadığıma şaşıyorum. allah korudu herhalde. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir de ben o poşet içindeki dergilerin yayın hayatını nasıl sürdürdüğünü merak ediyorum. bırak yayın hayatını sürdürmeyi, harakiri'den çok satıyorlar her nasılsa. herhalde bizim çocuklar harakiri'yi gerçekten bir mizah dergisi zannetmişler, içindeki ahlaksızlık tohumlarını çok baba çizerlerin sanatı sanmışlar. yaa harakiri, 150.000 tl'yi görünce böyle kapanırsın işte! girdi mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bize girdi. girdiği zaman açılmaz dediler ama öyle bir zorluyor ki, korkarım açılacak da. tabii korkmaya gerek yok. devletimiz bir şemsiye açacaksa bizi korumak için açar. o müdahale etmeden karar veremeyeceğimizi bildiği için yapar bunu. görünen o ki kararımız, porno okumak istiyorsak pornografik dergi almak, mizah kisvesi altındaki muzır neşriyatı öldürmek şeklinde. pornografik dergilerde karikatür yok ama emmeli gömmeli hikayeleri yeter. tebessüm etmek, çizimleri incelemek istiyorsak da cin ali ne güne duruyor? üstelik cin ali bizi ne tembelliğe ne de maceraperestliğe özendiriyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;bitirirken;&lt;br /&gt;dün baktığım &lt;a href="http://thingsandshit.tumblr.com"&gt;şu blogda&lt;/a&gt; gördüm: if a person doesn’t already understand that cruelty is wrong, he won’t discover this by reading the bible or the koran — as these books are bursting with celebrations of cruelty, both human and divine. we do not get our morality from religion. we decide what is good in our good books by recourse to moral intuitions that are (at some level) hard-wired in us and that have been refined by thousands of years of thinking about the causes and possibilities of human happiness.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-3374378848420184139?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/3374378848420184139/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=3374378848420184139&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/3374378848420184139'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/3374378848420184139'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/06/bir-dergi-okudum-hayatm-degisti.html' title='bir dergi okudum, hayatım değişti'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-8347298329742955986</id><published>2011-06-29T15:12:00.002+03:00</published><updated>2011-06-29T16:01:29.293+03:00</updated><title type='text'>hava sıcaklığı şaşırtmaya devam ediyordu...</title><content type='html'>bir ilkbahar sabahı&lt;br /&gt;dehşetle uyandın mı hiç?&lt;br /&gt;çılgın gibi koşarak&lt;br /&gt;kapıya tosladın mı hiç?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şiirlerle, şarkılarla, zibidiliklerle yaşıyorum isimli sahifemize hoş geldiniz. yine yazasım geldi benim. bir hikaye bekliyordum kendimden, piyango gaipten sesler'e vurdu. ama başka hikaye yazmak istiyorum bir yandan da. aklıma gelmiyor. yine parça pinçik cümleler takılıyor kafama ama ne girişi giriş, ne sonucu müstesna. gelişmesi ise bir yandan kalk gidelim diyor, bir yandan bok yeme otur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu aralar okumakta zorlanıyorum. gözlerim kapanıyor. bugün ursula k. leguin'den four ways to forgiveness'a başladım. ilk hikaye bitti. güzeldi ve fakat fransua, esnerken satır kaçırıyorum diyorum sana!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra biraz daha halktan, edebi kaygısız, tabir yerindeyse fasulyeden bir şeyler aradım. ekşi sözlük yazarlarının bloglarına bakayım dedim. yaklaşık 1400 kişi "ben buradayım" demiş, 15 tanesini falan açtım. hala browser'ın tepesinden göz kırpıyorlar bana, çoğuna bakmadım. daha ziyade hali hazırda takip ettiklerim için "ay bu da mı buradaymış", "a-aaa bu da buymuş meğersem" gibi şeyler düşündüm. bloglardan birinde tasarım üpfsfff şahaneliğinde ama içerik pek beni pek açmadı. bazıları detaylı incelenmek üzere beklemedeler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aylardır reklam bloglarına bakmıyorum. çengel bulmaca çözmek daha anlamlı geliyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;seçimler bitince ekşi sözlük bile pek sütliman oldu, sevindim. her yerde şakirt ve laikçi görmekten gına gelmişti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yine gerzek gibi bir sürü çekirdek aldım. ilk günün bilançosu beş küçük sivilce, yanak ve burun birleşiminde anlamsız bir toparlak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir de şu meclis ve yemin işleriyle ilgili birileriyle konuşmak istedim ama bu aralar insan görmüyorum desem yeridir. yazmak istemedim çünkü bezelye beynim olan bitene anlam veremedi. belki kanundan falan daha fazla haberdar olan birileri açıklayabilir diye düşündüm. yani, madem seçilirse kabul etmeyeceksin, daha baştan adaylığını ne diye onaylıyorsun diye soruyorum. bu sadece bana mı saçma geliyor. şimdi ben de "du bakali n'olecak?" diye bekliyorum ama hikayeye bakarsak bu işin sonu yaş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hikaye bulsam ya ben.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-8347298329742955986?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/8347298329742955986/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=8347298329742955986&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/8347298329742955986'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/8347298329742955986'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/06/hava-scaklg-sasrtmaya-devam-ediyordu.html' title='hava sıcaklığı şaşırtmaya devam ediyordu...'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-6052209348936024875</id><published>2011-06-20T12:28:00.003+03:00</published><updated>2011-06-20T12:56:27.749+03:00</updated><title type='text'>of anam ayaklarım oy oy oy...</title><content type='html'>cumartesi topuklu ayakkabılarla bilek burkmaca, pazar saatlerce ayakta durup varis sahibi olmaya ramak kalmaca... güzel bir hafta sonuydu ama akılsız baş, ayak yorgunluğuyla ölçülen bir mevhumsa yılın aptallığını yapmış bulunuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;efendime söyleyeyim; biz dün slipknot gördük ve ürktük. o maskelerle herhangi bir kabusumda rahatlıkla figüran olabilirler, hatta gitarist biraz zorlasa başrole koşar. ben de kendimi telkin ettim bol bol, korkunç maskelerinin ardında pırlanta gibi bir kalpleri var dedim, o maskelerin altından belki new kids on the block çıkıyordur dedim... nafile. yaptıkları müzikte birkaç güzel numara var ama bu yaştan sonra kafam kaldırmaz benim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;alice cooper 70 yaşlarında, çok hoş bir amca. aldığım duyumlara göre heavy metal'i bırakıp golfe sarmış ama dün sahnede at misali koşturup her parçada farklı bir teatral güzellik yaparken ne yaşını ne de golf sevdasını belli ediyordu. i wanna be elected derken, adaylığını birkaç hafta önce koymuş olsa kendisine oy verebileceğimi düşündüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iron maiden yine iron maiden'dı. bu kez bruce dickinson eşliğinde görmek daha güzel oldu. adamları küçücük yere sıkıştırıp ayıp ettiler tabii. harbiye günlerini hasretle anarım. geçen yılın coşkusunu yaşamamış olsam da sesimi yine biraz kısmayı başardım. malumunuz, metal konserinde ses kısıklığı bir başarı ölçütüdür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bunun dışında mastodon ve in flames diye iki grup varmış ama tanımıyorum. çıkışta birinin üstünde in flames tişörtü görene kadar "kim dinliyor ki bunları" diye düşünüyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cumartesi günü de sevdiğimiz bir kızımız, sevdiğimiz bir oğlumuzla belgrad ormanları'nın ortasında evlendi. fotoğraf makineme pil bulamadım, hiçbir şey çekemedim. rahat olduklarını düşündüğüm, topuklu olmayan ama altında adeta bir bina yükselen ayakkabılarım çimende, toprakta, orman içi yürüyüşlerde falan sorun çıkarmadı... ta ki çakıl taşlarının üstüne çıkana kadar. iki bileği aynı anda burkmak, paha biçilmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;işte böyle tontişler. neşeli bir hafta sonunun ardından yanaklarınızı mıncırır, gözlerinizden öbering. kalın salıncakla.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-6052209348936024875?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/6052209348936024875/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=6052209348936024875&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/6052209348936024875'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/6052209348936024875'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/06/of-anam-ayaklarm-oy-oy-oy.html' title='of anam ayaklarım oy oy oy...'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-2186942353501422621</id><published>2011-06-13T15:31:00.007+03:00</published><updated>2011-06-14T15:01:39.726+03:00</updated><title type='text'>fifti fifti</title><content type='html'>dün geceden beri izlediğim bloglara bakıyorum, seçim sonuçları hakkında bir şey yazan var mı merak ediyorum. henüz kimseden ses çıkmamış. %50'nin şaşkınlığını üzerimizden atamamış olmamız mümkün. ama ben köşe yazarı ya da siyaset bir şeysi olmayan, kendi blogunda usul usul yazan sade vatandaş yorumu istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben de herkes gibi "tayyip erdoğan hep başbakan"ın yine yerinde kalacağını biliyordum ama ülkenin yarısının ona oy vereceğini de düşünmemiştim. pek çok kişinin söylediği gibi, bu artık kömürle, makarnayla, aptallık veya cehaletle, ya da hile hurdayla açıklanabilecek bir durum değil. küfür etmek de son derece yersiz. zaten "akp'ye oy verenler yobazdır, paragöz şerefsizlerdir, ölün ulan" gibi cümleler kuranı demokrat değil, faşo sayarım. kimse ölmesin, bir yere de gitmesin. bugün olmasa da bir gün doğru adımlar atılır, belki birbirimizin varlığına alışıp kutuplaşmaları ortadan kaldırırız da kimsenin kafası gözü yarılmadan bir arada yaşayabiliriz. hayal bile etmediğimiz neler oluyor; bu neden olmasın?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gözüme takılan birkaç seçim dedikodusu oldu, kısaca not alayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;canan arıtman (zerre kadar hazetmediğim bir bağyan olur kendisi) seçim sonuçlarından memnun kalmamış ve &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&amp;Date=13.6.2011&amp;ArticleID=1052671&amp;CategoryID=78"&gt;kılıçdaroğlu'nun istifa etmesi gerektiğini söylemiş&lt;/a&gt;. in may hambıl opinyın, böyle bir şey hem kılıçdaroğlu hem de chp açısından rahatlatıcı olabilir. kılıçdaroğlu yeni chp'yle uğraşmak yerine kendi partisini kursa halka daha sempatik bile görünebilir. serdar erener de &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazar&amp;ArticleID=1052634&amp;Yazar=EZG%DD%20BA%DEARAN&amp;Date=13.06.2011&amp;CategoryID=96"&gt;röportajında&lt;/a&gt; "mesele kılıçdaroğlu değil, chp. kılıçdaroğlu’nun sırtında bir chp kamburu var" demiş, buna katılmadan edemedim. tabii diğer yandan, sorun sadece chp'de de değil. kılıçdaroğlu'nun sınıf başkanı tadında bir lider olmasını itici bulsam da arkasında chp olmasa daha fazla yandaş toplayabilir gibi geliyor. ama mevcut durumda chp'nin yapabileceği tek şey özgürlük ve demokrasi çizgisinden sapmaması gibi görünüyor. tabii tutarlı bir değişim isteniyorsa. eğer tek amaç iktidar olmaksa, elbette akp tavrını örnek alması, seçmenin isteklerini doğru yorumlayıp vaatlerini (gerçekleştiremeyecek olsa bile) buna göre düzenlemesi gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;birkaç kez yazılarını paylaştığım, her zaman da ilgiyle okuduğum eski patronum &lt;a href="http://ilyasbassoy.com/"&gt;ilyas başsoy&lt;/a&gt; da seçimden önce "akp seçmenini tanıyalım" minvalinde, &lt;a href="http://www.ilyasbassoy.com/yazilar.asp?id=28"&gt;4 bölümden oluşan bir yazı dizisi&lt;/a&gt; hazırlamıştı birgün gazetesi'nde. yine seçimden önce deniz coşan bu yazı dizisine bir &lt;a href="http://www.birgun.net/forum_index.php?news_code=1307188059&amp;year=2011&amp;month=06&amp;day=04"&gt;cevap vermiş&lt;/a&gt;. benim asıl ilgimi çeken bu cevap oldu. "kimse dinlemek istemese bile doğru bildiğini mi söyleyeceksin, yoksa olabildiğince çok kişinin duymak istediklerini söyleyerek seçim mi kazanacaksın (ve ondan sonra pişkin pişkin kendi doğrularını mı dayatacaksın)?" sorusu da bu yanıtın ardından geldi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben doğru saydığım şeyi söyleyebilirim, bu sorun değil. nihayetinde ne siyasetçiyim, ne de buraya yazdığım 3-5 yazıdan bir kazancım ya da kaybım var. ama tkp mesela, bir mucize gerçekleşmezse meclise giremeyeceğini, sesini ancak çok küçük azınlıklara duyurabileceğini kabullenip aynı doğrultuda devam edebilir mi? ya da kılıçdaroğlu'nun iktidara gelmesi için akplileştirebildiklerimizden olması şart mı? başka yolu yok mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tamam, demokraside halkı dinlemek, onları ihtiyaç duydukları her şeyle olabildiğince beslemek ve iktidar için çoğunluğu toplamak esas. halk da bilinçli ya da bilinçsiz (kanımca bilinçli) bir şekilde oyunu verdi, ezici bir çoğunlukla akp'yi tekrar iktidara getirdi. bu durum akplileşmeden değişmez mi? değişir. doğru oynanırsa zamanla olabilir. çünkü aslında çoğunluk bir çeşit sürüdür. onu dış politikada gider yapmaya ihtiyaç duyduğuna ikna edersen, bunu yapınca alkışlanırsın. onu laikliğin elden gittiğine ikna edersen, laikliği savunarak oy toplarsın. bir politikacının da yaptığı şey, temelde, ikna etmektir. tayyip erdoğan bunu üç dönemdir yapabiliyor. onun sözlerinden tatmin olmayanlar da ya kendi görüşlerine uygun bir parti buluyor ya da kötünün iyisini seçiyor. chp bu seçimde ikna edemeyen, kötünün iyisi durumundaydı. geçmiş olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;son olarak, bir süre tayyip erdoğan'a ikna olmayanların en büyük kozlarından biri, zamanında kendisinin söylediği "demokrasi bir amaç değil, araçtır" tadında sözleri oldu (yalanları ve gafları saymıyorum, onlar sonraki dönemlerin konusu). ben başbakanı bunlara göre yargılayamıyorum, biraz daha demirel kafasında "dün dündür, bugün bugündür" şeklinde bakıyorum olaya. çünkü politikacıların hepsinin girdiği kabın şeklini aldığını düşünüyorum. futbol oyuncusu gibi. takım tutmazsın, takımının kazanması için uğraşırsın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi yine light faşizme dönüşme yolundaki ileri demokrasiyle nasıl başa çıkacağımıza bakacağız, kendimiz gibi yaşamak için elimizden geleni yapacağız. iktidar kim olursa olsun, belki de yapabileceğimiz tek şey kendimizi kaybetmemek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;pisi: son bir şey daha aklıma geldi, konuyla biraz alakasız ama kaybetmek istemediğim için yazıyorum. 22 ağustos filtreleri konusunda gani müjde'yle bir &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&amp;ArticleID=1051628&amp;CategoryID=77"&gt;röportaj&lt;/a&gt; yapılmıştı. orada geçen bir cevabı olduğu gibi yapıştırıyorum: "egemenler kamuoyunu yönlendirebileceğini garanti görüp, seçimlerle gelen giden yönetimleri tercih ediyor. o yüzden bizde de diktatörlüğe heves edenleri bir süre sonra istemeyecekler. kişisel refah tamam ama bu refahın kalitesi de önemli. suudi arabistan’da kişi başına düşen milli gelir yüksek ama oradaki insanlar da kendi ülkelerinde değil, paris’te yaşamak istiyor..."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-2186942353501422621?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/2186942353501422621/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=2186942353501422621&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/2186942353501422621'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/2186942353501422621'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/06/fifti-fifti.html' title='fifti fifti'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-4394814757253977826</id><published>2011-06-10T16:15:00.003+03:00</published><updated>2011-06-10T16:42:29.048+03:00</updated><title type='text'>vatandaş kime güvensin?</title><content type='html'>televizyonla ilişkim sıfıra yakın. babam ise her akşam haber ve tartışma programları izler. birbirimizle iletişimimizin kısıtlı olduğunu söyleyebilirim ama konuştuğumuzda da sorun çıkmaz. tartışırken küçük harfler kullanırız ve birbirimizi yargılamayız. birbirimize saygılıyız anlayacağınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;geçen akşam bu kısıtlı iletişim zamanlarımızdan biriydi. birlikte haberleri izledik. libya'dan, suriye'den ve orta doğu'nun halk ayaklanmalarından bahsediliyordu. "umarım türkiye'de böyle bir şey olmaz da bizim psikopatlara gün doğmaz" dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"orada insanlar öldürülüyor," dedi, "türkiye'de tabii ki böyle bir şey olmaz. polis protestolarda çıkan olayları yetkisi dahilinde dağıtıyor sadece."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"iyi de babacım, bunlar biber gazlarını da coplarını da insan gibi kullanmıyorlar. protestoda böyle davranıyorlarsa halk ayaklanması durumunda kim bilir ne yaparlar." diye cevap verdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;babamın tutumu abarttığım yönündeydi. hatta sinirlendiğini hissettim, bir an sadece muhalefet olsun diye mi böyle konuşuyorum diye düşündüm hatta. bu düşünce sadece bir an sürdü. babam "saçmalama" tonuyla biber gazının dünyanın hemen her yerinde kullanılan, insan haklarına aykırı olmayan, doğal olarak türk polisinin de kullandığı bir araç olduğunu açıkladı. yöntem ölümcül olmadığına göre insan hakları ihlali, dolayısıyla sorun yoktu onun gözünde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dediğim gibi, kendimden şüphem sadece bir an sürmüştü. türkiye'de biber gazı stoklarının bir halk ayaklanmasına gerek kalmadan, zamanından çok önce tükendiğini hatırlattım. metin lokumcu'nun nasıl öldüğünü hatırlattım. bebeğini düşüren kızı, sürekli konuşulan orantısız güç kullanımını hatırlattım. "bunları yapan insanların bir halk ayaklanması sırasında ne kadar vahşileşebileceğini tahmin edebiliyorum" dedim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra başka habere geçildi. ülke gündemi gibi bu konu da yeni haberler arasında kaynadı gitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra bugün &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&amp;ArticleID=1052344&amp;Date=10.06.2011&amp;CategoryID=77"&gt;hopa olaylarını protesto etmek için akp ankara il başkanlığı önünde gözaltına alınan eylemcilerle ilgili haberi&lt;/a&gt; okudum. kendi kendime "umarım bu halk ayaklanmaz," dedim, "yoksa türkiye'nin kınadığı tüm orta doğu diktatörleri kıçlarıyla gülerken, amerika buraya da özgürlük getirmeye çalışacak."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aslında the economist'in makalesiyle başlayan haber/uyarı dalgası zemini hazırlamakta oldukları konusunda şüphe uyandırmıyor değil.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-4394814757253977826?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/4394814757253977826/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=4394814757253977826&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/4394814757253977826'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/4394814757253977826'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/06/vatandas-kime-guvensin.html' title='vatandaş kime güvensin?'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-1673662268476351781</id><published>2011-06-09T21:15:00.002+03:00</published><updated>2011-06-09T21:21:13.096+03:00</updated><title type='text'>kaybeden no:2</title><content type='html'>bant'ın bu ayki sayısında kaan çaydamlı ve mete avunduk'la bir röportaj yapmışlar. birkaç ay önce, sanırım filmin vizyona girmesine yakın &lt;a href="http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/01/kaybeden.html"&gt;bir yazı&lt;/a&gt; yazmıştım; programı dinlemeye katlanamadığımı söylemiştim. bundan sonrası röportajdan alıntı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;hakan tamar: sizin de dönüp programları yeniden dinleme durumunuz hiç oldu mu?&lt;br /&gt;mete avunduk: ben dinleyemiyorum mesela.&lt;br /&gt;kaan çaydamlı: ikimiz de katlanamıyorduk.&lt;br /&gt;mete avunduk: hala da öyle... ancak iki dakikalık, komik bir yere denk gelirsek...&lt;br /&gt;kaan çaydamlı: internetteki birkaç kaydı dinlemeye yeltendim ama mümkün değil.&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;güldürdüler beni akşam akşam.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-1673662268476351781?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/1673662268476351781/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=1673662268476351781&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/1673662268476351781'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/1673662268476351781'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/06/kaybeden-no2.html' title='kaybeden no:2'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-6937679337566483180</id><published>2011-06-03T22:46:00.002+03:00</published><updated>2011-06-03T22:46:40.289+03:00</updated><title type='text'>boş zaman</title><content type='html'>supernatural izliyor ve her tuvalete gidişimde kıçımdan bir demon çıkaracakmışçasına heyecanlanıyordum...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-6937679337566483180?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/6937679337566483180/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=6937679337566483180&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/6937679337566483180'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/6937679337566483180'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/06/bos-zaman.html' title='boş zaman'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-7651718479630052327</id><published>2011-05-31T12:37:00.002+03:00</published><updated>2011-05-31T12:41:42.377+03:00</updated><title type='text'>rüya</title><content type='html'>rüyamda masal anlatan canlı bir haritaydım. kelebek kanatlarından yapılmış gibiydim. duvarda bulunduğum yerde ışığın geliş yönü değişmiyordu ama masal anlatmaya başladığımda liflerim hareket ederek yeni renkler ve şekiller oluşturuyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;her tür sorunu masallarla çözüyordum. mesajdan öte, umut ve mutluluk veriyordum. anlattığım masallarla savaşı bile bitirmiştim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;uyandığımda iyi hissettim. bir harita olmama hala anlam verebilmiş değilim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-7651718479630052327?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/7651718479630052327/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=7651718479630052327&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/7651718479630052327'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/7651718479630052327'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/05/ruya.html' title='rüya'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-7635672241000057269</id><published>2011-05-27T23:17:00.003+03:00</published><updated>2011-05-27T23:26:59.267+03:00</updated><title type='text'>çok acayip.</title><content type='html'>cumhuriyet portal'da verilen habere göre akp'li belediye başkanının oğlu pkk tarafından kaçırılmış. az önce haberi facebook'ta gördüm, yorumlarına baktım. aşağıdaki şekilde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-i2Sg2CcHiy8/TeAHg-4LfpI/AAAAAAAAAys/weFqLfDd7Jc/s1600/Picture%2B1.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 248px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-i2Sg2CcHiy8/TeAHg-4LfpI/AAAAAAAAAys/weFqLfDd7Jc/s320/Picture%2B1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5611493398919478930" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ne biçim bir kana susamışlık bu? savunduğumdan değil ama söylemlere küfürle karşılık vermek bile bir yere kadar kaldırılabilir. damarına basıldığını düşünen insan konuşur, söver. ama böyle bir olaya sevinmek ne biçim bir zihniyettir? ne oldu da bu ülkenin insanları terörü alkışlar hale geldi? nasıl oldu da sadece farklı düşündüğü için bir insana şiddet uygulamak mübah sayıldı? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bunları benim aklım almıyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-7635672241000057269?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/7635672241000057269/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=7635672241000057269&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/7635672241000057269'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/7635672241000057269'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/05/cok-acayip.html' title='çok acayip.'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-i2Sg2CcHiy8/TeAHg-4LfpI/AAAAAAAAAys/weFqLfDd7Jc/s72-c/Picture%2B1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-8081300325010718637</id><published>2011-05-18T22:18:00.002+03:00</published><updated>2011-05-18T22:37:09.845+03:00</updated><title type='text'>yazmak</title><content type='html'>bu akşam yazdığım şeylerin biçimi konusunda bir aydınlanma yaşadım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şu sıralar yazmakla ilgili farklı bir hedef belirlediğim için konu üzerine biraz araştırma yapmaya karar verdim. tüm bu araştırmalar da elbette başkalarının kitapları üzerinden oluyor. fark ettim ki, yazdığım hiçbir şeyi bir bütün olarak ele almıyorum. aslında bir hikayem yok. şimdiye kadar yazdığım kısa hikayeler de hep bir başlık, bir cümle ya da basit bir fikirle gelişti. tam olarak ne yazacağımı hiç gözümde canlandırmadan bir satırla başladım ve devamı kendiliğinden geldi. çoğu yazımın sonuç bölümlerinin de hayli beceriksizce yazılmış olması bu yüzden. rüzgarda salınan bir yaprak gibi. bir yerde başlıyor ama hangi yöne gideceği ve yere nereye, nasıl konacağı hiç belli değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dolayısıyla uzun yazılar yazamıyorum. eğer fikir veya konu çok doğurgansa, saatlerce toparlayıp yazmamı gerektirecekse, çoğu zaman başlamadan bırakıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kitap yazmaya çalışırken de temel sorunum buymuş. aklıma anlatacak bir konu ve beş adımdan oluşan bir yöntem geldi. bir de birbirinden kopuk sahneler ve düşünceler. sonra peşimden atlı kovalarmış gibi bunları yazmaya koyuldum. giriş, gelişme ve sonuç başından beri yoktu. karakteri bile oturtmamıştım. ve nihayetinde, ilk bölümü bir şekilde tamamladıktan sonra işi bahane ederek yazmaktan vazgeçtim. belki de sorun nasıl ilerleyeceğimi bilmiyor olmamdı. yaptığım işin sonunu göremiyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;reklam yazarlığını bu kadar kolay yapmamın nedeni de hemen hemen böyle bir şey. elimde bir konu oluyor, onu hiç dallandırıp budaklandırmadan, en sade ve anlaşılır şekliyle yazmam gerekiyor. yazı çok kısa olduğu için giriş, gelişme ve sonuç çok dar bir alana sığdırılıyor ve tutarlılığını kaybetmiyor. hatta dijitalin geleneksel reklama göre daha zor gelmesinin nedeni de bu. tutarlı ve görece uzun bir hikaye anlatmak zorunda dijital reklam yazarı. bunu anladıktan ve biraz pratik yaptıktan sonra her şey tıkır tıkır yürüyor. tabii ortada güzel bir fikir varsa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;benim de şu anda kusursuz olmasa da işlenmeye ve güzelleşmeye uygun bir fikrim var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu gece verdiğim karar, haldır huldur yazmaya başlamak yerine notlar almak ve tüm bunları bir kuluçka dönemi olarak görmek. temel hikayeyi birkaç cümlede özetlenebilecek duruma getirmek. sonra belki içimden müthiş bir yazma isteği gelir ve devam ederim. belki de yine bir bahane çıkar, yazamam. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama en azından temel probleme parmak basmış bulunuyorum. aferin bana.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-8081300325010718637?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/8081300325010718637/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=8081300325010718637&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/8081300325010718637'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/8081300325010718637'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/05/yazmak.html' title='yazmak'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-3526679766088128655</id><published>2011-05-18T02:19:00.003+03:00</published><updated>2011-05-18T02:23:34.112+03:00</updated><title type='text'>Şikayetçiyim.</title><content type='html'>Akif Beki'nin &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazar&amp;ArticleID=1049549&amp;Yazar=AK%DDF%20BEK%DD&amp;Date=18.05.2011&amp;CategoryID=98"&gt;yazısını&lt;/a&gt; Radikal'e şikayet ettim az önce. Bir kopyası burada da bulunsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;Merhaba,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akif Beki'nin 17.05.2001 tarihli "Tam bağımsız internet palavrası" başlıklı yazısı her ne kadar kişisel bir yorum olsa da yalan haber içermektedir. Kendisinin konu hakkında bilgi sahibi olmadan fikir yürütmesi bir yana; devlet tarafından uygulanan filtrenin internet güvenliğini tek merkezin eline vermediği yorumu yanlıştır. Belli içerikleri kendi ekranlarında görmek istemeyenler için hali hazırda filtreler bulunmaktadır. Ayrıca, Akif Bey'in yazdığının aksine, internet sansürüne karşı olanlar illegal yatak odası görüntüleri, çocuk pornosu, şantaj kasetleri gibi hali hazırda yasal olmayan içeriğe erişmek gibi bir amaç taşımamaktadır, bu durum basın açıklamasında da açıkça belirtilmiştir. Yine bir yorum olmakla birlikte, yazdıklarımın daha detaylı açıklamasını http://haber.sol.org.tr/postal/allah-carpar-akif-42623 adresinde görebilirsiniz. Akif Bey'in yorumlarının ne kadar yanlış olduğunu haber yorumlarında zaten görebilirsiniz. Ancak konudan yalnız Akif Bey'in yazısı ile haberdar olanların tamamen yanlış bilgilendirildiği açıktır. Yaptığı yanlış bilgilendirme nedeniyle Arif Beki'nin bir özür yazısı yazmasını; eğer bu olmayacaksa, gazetenizin en azından başka bir bölümünde halkı doğru bilgilendirecek açıklamanın yapılmasını rica ederim. &lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arz etmiş bulundum. Bakalım cevap gelecek mi? Bir şey olursa paylaşırım yine.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-3526679766088128655?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/3526679766088128655/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=3526679766088128655&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/3526679766088128655'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/3526679766088128655'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/05/sikayetciyim.html' title='Şikayetçiyim.'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-8610914582112632211</id><published>2011-05-17T00:21:00.007+03:00</published><updated>2011-05-17T00:40:45.144+03:00</updated><title type='text'>nah şurada hepsi</title><content type='html'>belki suratınızın ortasına doğru şlaaaak diye çekilen hareketlerin fotoğraflarından hazetmiyorsunuz. belki çaktırmıyorsunuz ama sizin de hoşunuza gidiyor. belki de bu zibidilikle hiç ilgilenmiyorsunuz. fark etmez! ben bu fotoğrafları çekmekten pek keyif alıyorum ve üşenmedikçe yüklüyorum. işte karşınızda yeni nahilist parçalar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;not: eskileri merak edenler &lt;a href="http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2010/06/nahilist-manifesto.html"&gt;buradan&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2010/05/zuminah.html"&gt;şuradan&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2010/06/neseli-nahlar-kumpanyas.html"&gt;oradan&lt;/a&gt; ve hatta &lt;a href="http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2010/07/nah-yaparken-yakalandlar.html"&gt;buradan da&lt;/a&gt; bakabilirler. neden olmasın?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;not 2: herkesi bu kadar neşeli görmek çok sevindirici. diyorum ki, siz de nah yapın ara sıra. ne gam kalıyor ne kasvet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-0G9I6bp0XP8/TdGZSCSLXTI/AAAAAAAAAyg/Tk4bsZJJjy0/s1600/PICT0063.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-0G9I6bp0XP8/TdGZSCSLXTI/AAAAAAAAAyg/Tk4bsZJJjy0/s320/PICT0063.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5607431546182786354" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-lNnWaSzNrsI/TdGZR58AGLI/AAAAAAAAAyY/9zAIeb9bShE/s1600/PICT0835.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-lNnWaSzNrsI/TdGZR58AGLI/AAAAAAAAAyY/9zAIeb9bShE/s320/PICT0835.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5607431543942289586" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-hNkRGPfW-gE/TdGZRqQPVQI/AAAAAAAAAyQ/ijwwFPebQyo/s1600/PICT0061.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-hNkRGPfW-gE/TdGZRqQPVQI/AAAAAAAAAyQ/ijwwFPebQyo/s320/PICT0061.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5607431539732206850" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-EeeV068cXNc/TdGZRYA-sxI/AAAAAAAAAyI/_L4mJKEJt6U/s1600/PICT0060.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-EeeV068cXNc/TdGZRYA-sxI/AAAAAAAAAyI/_L4mJKEJt6U/s320/PICT0060.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5607431534836364050" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-g2tclIw9ELs/TdGZRQ1AdxI/AAAAAAAAAyA/w6DuQULQWIc/s1600/PICT0059.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-g2tclIw9ELs/TdGZRQ1AdxI/AAAAAAAAAyA/w6DuQULQWIc/s320/PICT0059.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5607431532907099922" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-aTULjsn-w5c/TdGYsn5DRgI/AAAAAAAAAx4/75ZXSZKUKvA/s1600/PICT0058.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-aTULjsn-w5c/TdGYsn5DRgI/AAAAAAAAAx4/75ZXSZKUKvA/s320/PICT0058.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5607430903442916866" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-4xmUK4DKwHo/TdGYsQmAwgI/AAAAAAAAAxw/jUVO5Ref2ss/s1600/PICT0057.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-4xmUK4DKwHo/TdGYsQmAwgI/AAAAAAAAAxw/jUVO5Ref2ss/s320/PICT0057.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5607430897189044738" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-0pxoFc8ZhJs/TdGYsPD6CkI/AAAAAAAAAxo/JFxtNfYbDP4/s1600/PICT0056.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-0pxoFc8ZhJs/TdGYsPD6CkI/AAAAAAAAAxo/JFxtNfYbDP4/s320/PICT0056.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5607430896777562690" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-FzSFS_8uKpY/TdGYr3qXJHI/AAAAAAAAAxg/gg-zWaHFfHY/s1600/PICT0055.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-FzSFS_8uKpY/TdGYr3qXJHI/AAAAAAAAAxg/gg-zWaHFfHY/s320/PICT0055.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5607430890496402546" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-xVgFEWSBVG4/TdGYr6EpLKI/AAAAAAAAAxY/pzD39CkV9M4/s1600/PICT0054.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-xVgFEWSBVG4/TdGYr6EpLKI/AAAAAAAAAxY/pzD39CkV9M4/s320/PICT0054.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5607430891143507106" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/--zHThPh2Veo/TdGYT7XD0NI/AAAAAAAAAxQ/O0aECYDI4-k/s1600/PICT0047.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://2.bp.blogspot.com/--zHThPh2Veo/TdGYT7XD0NI/AAAAAAAAAxQ/O0aECYDI4-k/s320/PICT0047.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5607430479172325586" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-3UUD3ntx2Mg/TdGYTgxSOrI/AAAAAAAAAxI/zKT_acP3LwQ/s1600/PICT0046.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-3UUD3ntx2Mg/TdGYTgxSOrI/AAAAAAAAAxI/zKT_acP3LwQ/s320/PICT0046.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5607430472034564786" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-WitLFBvimF8/TdGYTTeTwSI/AAAAAAAAAxA/GzJmW2JiMnk/s1600/PICT0029.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-WitLFBvimF8/TdGYTTeTwSI/AAAAAAAAAxA/GzJmW2JiMnk/s320/PICT0029.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5607430468465312034" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-3sS2EdlrUZg/TdGYS6geOOI/AAAAAAAAAw4/wGcVLX4W_mg/s1600/PICT0028.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-3sS2EdlrUZg/TdGYS6geOOI/AAAAAAAAAw4/wGcVLX4W_mg/s320/PICT0028.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5607430461763500258" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-klaMznX4xy4/TdGYS6Jhd7I/AAAAAAAAAww/sUq4r3LTGZE/s1600/PICT0027.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-klaMznX4xy4/TdGYS6Jhd7I/AAAAAAAAAww/sUq4r3LTGZE/s320/PICT0027.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5607430461667243954" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-Mv_6mGi955c/TdGXyHM1hFI/AAAAAAAAAwo/J9sFfJvnuAY/s1600/PICT0026.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-Mv_6mGi955c/TdGXyHM1hFI/AAAAAAAAAwo/J9sFfJvnuAY/s320/PICT0026.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5607429898235118674" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-sB-O1UMdhOE/TdGXx96yy2I/AAAAAAAAAwg/ZsMpSwAN-gc/s1600/PICT0025.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-sB-O1UMdhOE/TdGXx96yy2I/AAAAAAAAAwg/ZsMpSwAN-gc/s320/PICT0025.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5607429895743523682" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-oWQp4MuvfrY/TdGXxi6hKqI/AAAAAAAAAwY/vKBiPCLCyE0/s1600/PICT0024.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-oWQp4MuvfrY/TdGXxi6hKqI/AAAAAAAAAwY/vKBiPCLCyE0/s320/PICT0024.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5607429888494611106" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-wpfnnKTJGyA/TdGXxWPTdtI/AAAAAAAAAwQ/JLX_BIC4j7I/s1600/PICT0023.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-wpfnnKTJGyA/TdGXxWPTdtI/AAAAAAAAAwQ/JLX_BIC4j7I/s320/PICT0023.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5607429885092132562" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-yNAzf-ioPZ4/TdGXxQUC-6I/AAAAAAAAAwI/QQRw1h1TDrA/s1600/PICT0022.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-yNAzf-ioPZ4/TdGXxQUC-6I/AAAAAAAAAwI/QQRw1h1TDrA/s320/PICT0022.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5607429883501411234" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-8610914582112632211?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/8610914582112632211/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=8610914582112632211&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/8610914582112632211'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/8610914582112632211'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/05/nah-surada-hepsi.html' title='nah şurada hepsi'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-0G9I6bp0XP8/TdGZSCSLXTI/AAAAAAAAAyg/Tk4bsZJJjy0/s72-c/PICT0063.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-6504002761691957832</id><published>2011-05-16T21:16:00.005+03:00</published><updated>2011-05-16T22:15:17.006+03:00</updated><title type='text'>oradaydık ve güzeldi.</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-qzFec54wxpA/TdFw-fqBndI/AAAAAAAAAwA/eSY4H6SntuY/s1600/243088_10150295922097519_771577518_9671947_1976871_o.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;on binlerce kişilik kalabalık, pankartlar, düdükler, sloganlar, tüm farklarımıza rağmen omuz omuza yürümek ve bir amaç uğruna birleşmek.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;medya yüzlerce kişi diyebilir. ama biz gördük, meydan'dan tünel'e bütün istiklal caddesi bizim sesimizle inledi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/-FfDX_S7yFWY/TdFuNC41hPI/AAAAAAAAAv4/T8EwZjEeGdU/s320/225693_10150178213188282_708518281_6936003_4352831_n.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5607384181445592306" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 214px; height: 320px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 0); "&gt;on binlerce pankartlı, çocuklar gibi şendik.&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;hepimiz oradaydık. beşiktaş, galatasaray ve fenerbahçe yan yanaydı. sağcısı ve solcusu bir aradaydı. dindarı ve dinsizi omuz omuzaydı. heterosundan homosuna, her tür seksüel birlikte bağırdı. kimliklerimizi değil, farklarımızı ortadan kaldırdık ve hepimiz çok güzeldik. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-qzFec54wxpA/TdFw-fqBndI/AAAAAAAAAwA/eSY4H6SntuY/s1600/243088_10150295922097519_771577518_9671947_1976871_o.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img src="http://2.bp.blogspot.com/-qzFec54wxpA/TdFw-fqBndI/AAAAAAAAAwA/eSY4H6SntuY/s320/243088_10150295922097519_771577518_9671947_1976871_o.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5607387230004944338" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 264px; " /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt; burada aydın ve memo tembelçizer'i görüyoruz.&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;evren ve ben gerek biçim, gerekse içerik olarak tepki çeken, artık neredeyse benimsediğim "sana ne?!" söylemli pankartlarımızla katıldık. ben yürüyüş boyunca "istediğimi okurum. sana ne?!" pankartımı taşıdım. evren'in "porno seviyorum. sana ne?!" pankartı ise farklı kişiler tarafından gururla taşındı, elden ele dolaşıp onlarca kişinin elinde fotoğraflandı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-pDedQGsbsjc/TdFsgx_W77I/AAAAAAAAAvw/1bRZ9xbK2jk/s1600/5723159358_d483900f9a.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/-pDedQGsbsjc/TdFsgx_W77I/AAAAAAAAAvw/1bRZ9xbK2jk/s320/5723159358_d483900f9a.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5607382321483673522" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 180px; " /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;güzel oldu bence bu pankartlar.&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;tüm bunların yanı sıra üzüldüğüm iki şey var. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;daha önce söylemiştim, ben yürüyüşlere inanmam. btk ve ulaştırma bakanlığı bir süredir çark eden söylemlerle karşımıza çıkıyorlar ama ortada yazılı ve imzalı bir şey olmadıkça, 22 ağustos'ta bir filtreye dahil olmamız ve interneti kapama düğmesini devletin eline vermemiz kaçınılmaz. belki de insanların sansür nedeniyle ciddi maddi zarara uğraması ve büyük davaların açılması gerek bir şeylerin değişmesi için. belki bu bile yeterli değil. çünkü türkiye, avrupa insan hakları mahkemesi'nde &lt;a href="http://www.adaletbiz.com/aihm/turkiye-15-bin-200-dosya-ile-aihmde-ikinci.htm"&gt;15.000'in üzerinde&lt;/a&gt; dosyaya sahip bir ülke. ama belki de...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;üzüldüğüm ikinci konu da böyle olağanüstü durumlar haricinde birbirimize tahammül edemememiz. insanların birbirini boğazmak yerine desteklediği bir toplum haline gelmemiz için illa ikinci bir kurtuluş savaşı mı gerekiyor? &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;(böyle dediğime bakmayın, ben de son yıllarda gayet önyargılı, yer yer fanatizme varacak şekilde taraf tutan birine dönüştüm. ama hümanizm hiçbir zaman güçlü yanlarımdan biri olmamıştı. kendimi bildim bileli bir şeylere öfkelenirim.)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bu toplaşmayı her ne kadar sevmiş olsam da "keşke buna hiç gerek olmasaydı" diyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sansürsüz, herkesin kendi anlayışına göre özgür olduğu günler dilerim.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-6504002761691957832?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/6504002761691957832/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=6504002761691957832&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/6504002761691957832'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/6504002761691957832'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/05/oradaydk-ve-guzeldi.html' title='oradaydık ve güzeldi.'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-FfDX_S7yFWY/TdFuNC41hPI/AAAAAAAAAv4/T8EwZjEeGdU/s72-c/225693_10150178213188282_708518281_6936003_4352831_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-8582408886184667793</id><published>2011-05-13T21:26:00.005+03:00</published><updated>2011-05-13T22:19:23.439+03:00</updated><title type='text'>devlet çocukları korumalı</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: left;"&gt;ama internetten değil. biz o kadarını yapabiliyoruz. devlet internetle, bizim erişimini engelleyebileceğimiz muzır neşriyatlarla falan uğraşacağına bu haberlere konu olan olayları engellemeye baksın.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-Yha94hn1jEY/Tc16KpM2FJI/AAAAAAAAAvg/Q-GykDGKSL4/s1600/Picture%2B4.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 158px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-Yha94hn1jEY/Tc16KpM2FJI/AAAAAAAAAvg/Q-GykDGKSL4/s320/Picture%2B4.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5606271434423145618" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-Yha94hn1jEY/Tc16KpM2FJI/AAAAAAAAAvg/Q-GykDGKSL4/s1600/Picture%2B4.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-hI8m0S9Zae0/Tc16KtIEWdI/AAAAAAAAAvY/mkiDPW-gN0E/s1600/Picture%2B3.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 282px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-hI8m0S9Zae0/Tc16KtIEWdI/AAAAAAAAAvY/mkiDPW-gN0E/s320/Picture%2B3.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5606271435476851154" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-AwFFPbZCe9A/Tc16Kb4yPoI/AAAAAAAAAvQ/KO98mRPrI-k/s1600/Picture%2B2.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 310px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-AwFFPbZCe9A/Tc16Kb4yPoI/AAAAAAAAAvQ/KO98mRPrI-k/s320/Picture%2B2.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5606271430849347202" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-YZ9bdT59rsM/Tc16KPf5pYI/AAAAAAAAAvI/u4zWt1fAoFc/s1600/Picture%2B1.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 303px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-YZ9bdT59rsM/Tc16KPf5pYI/AAAAAAAAAvI/u4zWt1fAoFc/s320/Picture%2B1.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5606271427523749250" /&gt;&lt;/a&gt;bu programları izleyenler, kendi çocuklarına tecavüz edenler, devletin kendi polisi her şeyi internetten görüyor sanki anasını satayım. devlet bakanlarının &lt;a href="http://www.ntvmsnbc.com/id/25212527/"&gt;engelleyebilecekleri ölümler&lt;/a&gt; konusunda bir şey yapmaması, bunların cezasız kalması da internetten. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-XR-9azrVQb8/Tc1-kTAz1KI/AAAAAAAAAvo/StQBOx1kTzQ/s1600/110512-ali_son.widec.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img src="http://4.bp.blogspot.com/-XR-9azrVQb8/Tc1-kTAz1KI/AAAAAAAAAvo/StQBOx1kTzQ/s320/110512-ali_son.widec.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5606276273190196386" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 298px; height: 201px; " /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://www.ntvmsnbc.com/id/25212551/"&gt;bu gülümsemenin&lt;/a&gt; sorumlusu devletin ta kendisi. çıplak olmaya gerek yok, o öğrencilerin yaşadıkları pornografik.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;devlet kesinlikle çocukları korumalı. ama internetten değil. önce sağlıksız, eğitimsiz, umutsuz, televizyon karşısında giderek aptallaşan ailelerinden. sonra kendi polisinden, kendi bakanlarından. bütün bunların yanında internet çok zararsız kalıyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;not: mutlaka "önce aileler çocuklarını koruyabilir diyorsun, sonra devlet çocukları ailelerinden korusun diyorsun" yorumu gelecektir. sayfalarca açıklama yapmak yerine ailelerin eğitimi, ruh ve beden sağlığı, işsiz ve umutsuz kalmaması, partnerlerini çocuklar arasından seçmeyecek bilince ve sorumluluğa sahip olması da devletin sorumluluğudur diyeyim. hata aramak yerine biraz mantık yürütmeyi tercih edenler zaten demek istediğimi anlayacaktır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;not2: burada aile eğitimi konusunda sadece mevcut hükümete saldırdığım düşünülmesin, lafım onları bu hale getiren herkese.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-8582408886184667793?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/8582408886184667793/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=8582408886184667793&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/8582408886184667793'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/8582408886184667793'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/05/devlet-cocuklar-korumal.html' title='devlet çocukları korumalı'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-Yha94hn1jEY/Tc16KpM2FJI/AAAAAAAAAvg/Q-GykDGKSL4/s72-c/Picture%2B4.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-227537248596066689</id><published>2011-05-12T18:21:00.000+03:00</published><updated>2011-05-13T23:38:43.927+03:00</updated><title type='text'>hocam olmuyor ama!</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: left;"&gt;şimdiye kadar okul yıllarını büyük bir nefretle anan çok kişiyle karşılaşmadım. aslında o dönemlerden pek hoşlanmayanlar bile bir şekilde gülebildikleri ya da cinlik yapıp kuralları yıkabildikleri dönemleri hatırlamayı tercih ediyorlar sanırım. bir de efsanevi öğretmen ağlatmalar var tabii. bununla gurur duyan öğrencilerin nefreti muhtemelen benimkinden bile büyük.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;işin doğrusu, benim okulla aram yuvadan itibaren bozuktu. ama çeşitli nedenlerle büyük sorunlar da çıkarmıyordum. tek yaptığım kurallara sinirlerim elverdiğince uymak ve en kısa sürede bitirip o ortamdan kurtulmaya çalışmaktı. okul birincisi olmak veya okulun süzme piçi şeklinde anılmak gibi bir derdim de yoktu. aslı'nın çok güzel tanımladığı gibi, öylesine bir sümüktüm.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;okulla ilgili temel sorunum çok fazla kuralın olmasıydı. tüm kuralların sadık uygulayıcısı olarak da karşıma müdür yardımcısı çıkıyordu ki; anlaşamadığım tek öğretmenim kendisiydi. mesela bizim okulda gömleğin içine siyah tişört giymek yasaktı ve ben bu yasağı çiğnemek için her yolu kullanırdım (öfkeli bir öğrenci olduğumdan kelli, yuvadan itibaren uygulamaktan itinayla kaçındığım benzer birkaç yasak daha vardı). ne var ki, son sınıfta sigaraya başlayan biri olarak, bir kere bile okulda sigara içmedim. siyah tişört giymekte bir sakınca görmüyor ama okuldaki sigara yasağını mantıklı buluyordum. (buna rağmen lise 2'de, henüz hiç sigara içmezken, müdür yardımcısına öğrencilerin yasal olarak sigara içebileceği bir alan tahsis etmeleri talebinde bulundum. şimdi bunun yanlış bir talep olduğunu düşünüyorum. onlar da çocuk aklına uymamakla iyi etmişler.)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;dün gece izlediğim &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt1313254/"&gt;la mirada invisible&lt;/a&gt; (the invisible eye) filminde okuldaki bu sigara yasağının nasıl kötüye kullanıldığını gördüm. yalnız o da değil, filmi baştan sona çatık kaşlarla izledim. çok sinir bozucuydu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- önemli not: spoiler'dan hoşlanmayanlar, bu alanı geçiniz - &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;yıl sanırsam 1982, mekan arjantin'de bir lise. 23 yaşında bir kadın okulda gözetmen olarak çalışmaya başlıyor. (öğretmen olmayı beceremeyenleri gözetmen yapıyorlar galiba) bu kadın okuldan eve dönerken, metroda mütemadiyen tırnaklarını törpülüyor. benim içim vıcır vıcır oluyor. hemen kadını antipatik buluyorum. ama bununla kalmıyor! kadın öğrencilerden birine platonik aşık oluyor. yoo yoo, bununla da kalmıyor! müdüre gidip "bu çocuklar sigara içiyor sanırım, araştırmama izin verir misiniz?" diyor ve müdürün takdirini kazanıyor. sonra görüyoruz ki, bu sadece takdir değilmiş, müdürün uçkurda da uuu beybi minvalinde bir hareketlenme olmuş. neyse. kadın izni kopardıktan sonra erkekler tuvaletinde takılmaya başlıyor. tuvaletteki kapısı olan alanlardan birine saklanıyor ve bütün teneffüsü orada geçiriyor. tabii ortada sigara falan yok, kadın bu yaptığından en basit anlamıyla zevk alıyor. ama bununla kaldığını mı sandınız? tabii ki hayır! bu kadın, yazdığı çocuğun tuvalette olduğu bir an iyice kendini kaybediyor, oracıkta mastürbasyon yapıyor. ve tabii birileri müdüre "hocam buradan ince ince nefes alma sesleri duyuyoruz, kız var galiba içeride" dediğinde yakalanıyor. yok yok, tam bir yakalanma değil. müdüre yine "kesin burada sigara içiyor bu piçirikler, bugün yarın yakalarım" diye yalan söyleyip sıyrılıyor. bitmedi! kütüphanede olsun, havuzda olsun, aşık olduğu çocuğun çantasını karıştırıyor, iç çamaşırını falan kokluyor. düpedüz sapık yani kadın. velhasıl kelam, daha fazla açık vermeye başlayınca müdür durum hakkında büyük bir aydınlanma yaşıyor, ziterim böyle aşkın ıstırabını diyor, allem edip kallem edip kadına tecavüz ediyor. sapık kadın ve sapık müdür arasındaki bu alengirli ilişki kadının tırnak törpüsü vasıtasıyla müdürü öldürmesiyle son buluyor. the end.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;- spoiler bitmiştir, yerlerinize dönebilirsiniz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;gece gece sinirlerimi zıplattı bu film, kabustan kabusa koşturdu beni. sonra da bugün okuduğum haber sonucunda "gelmeyin bu kadar üstüme öğretmenler!" diyerek isyan ettim tabii. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://www.ntvmsnbc.com/id/25212349/"&gt;haber&lt;/a&gt; der ki, sağlık meslek lisesinde öğretmenlik yapan bir şahıs okula türbanlı gelen öğrencisinin başını duvara vurmuş. öğretmen bunu reddedip sadece uyardığını söylüyor ama diğer yanda öğrencinin aldığı rapor ve öğretmenin daha önceki bir vukuatı da var. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;yalan söyleyen taraf hangisi olursa olsun, öğretmen suçlu. okula türbanla girmek yasak olabilir, bu benim derdim değil. birinci durumda öğretmenin, hangi şartlarda olursa olsun, şiddete başvurması benim gözümde okuldan atılma sebebi. eğitimle ilgili kanunlar döverek eğitime ne diyor bilmiyorum, bu benim görüşüm. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ikinci senaryoya göre, eğer öğrenci öğretmeninden iftira atacak kadar tiksiniyorsa, öğretmen yine suçlu. öğrencinin davranışı okul kurallarına ya da öğretmenin bireysel görüşlerine aykırı olabilir ama bir öğretmen (malumunuz, pedagoji eğitimi de almış oluyor bunlar) bununla, kendisi dahil, kimseyi mağdur etmeyecek şekilde başa çıkmasını bilmelidir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bunu, kardeşi okulda yangın çıkaracak kadar ileri gitmiş biri olarak söylüyorum, bir öğretmen olağanüstü durumlarla karşılaştığında bile nasıl davranması gerektiğini bilmeli, karşısındakinin hala bir yetişkin olmadığını unutmamalı.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;tabii o kadar öğretmen demişken, yazımı içmihrak'tan bir güzellikle bitirmek isterim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-sHxmkTh29rQ/TcwNxb_94sI/AAAAAAAAAvA/vMxSwontVjg/s1600/ogretmen%2Bcopy.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/-sHxmkTh29rQ/TcwNxb_94sI/AAAAAAAAAvA/vMxSwontVjg/s320/ogretmen%2Bcopy.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5605870779150230210" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 228px; " /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-227537248596066689?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/227537248596066689/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=227537248596066689&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/227537248596066689'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/227537248596066689'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/05/hocam-olmuyor-ama.html' title='hocam olmuyor ama!'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-sHxmkTh29rQ/TcwNxb_94sI/AAAAAAAAAvA/vMxSwontVjg/s72-c/ogretmen%2Bcopy.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-4384599695546883923</id><published>2011-05-10T18:03:00.001+03:00</published><updated>2011-05-10T18:05:57.467+03:00</updated><title type='text'>sansüre dur de.</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;object width="320" height="266" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-9eaf40f52cef7a20" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v16.nonxt6.googlevideo.com/videoplayback?id%3D9eaf40f52cef7a20%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330284718%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D3F40AE21CDE4DEF88013FD4FDFB4E746E995FCF3.4A929B00F136DBA39D341809B2E97978C7D4DD72%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D9eaf40f52cef7a20%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3Dj1w4bEDc2v2yGhrt-_5iWNprjI4&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="320" height="266" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v16.nonxt6.googlevideo.com/videoplayback?id%3D9eaf40f52cef7a20%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330284718%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D3F40AE21CDE4DEF88013FD4FDFB4E746E995FCF3.4A929B00F136DBA39D341809B2E97978C7D4DD72%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D9eaf40f52cef7a20%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3Dj1w4bEDc2v2yGhrt-_5iWNprjI4&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-4384599695546883923?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/4384599695546883923/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=4384599695546883923&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/4384599695546883923'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/4384599695546883923'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/05/sansure-dur-de.html' title='sansüre dur de.'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-4193181507417141414</id><published>2011-05-09T19:20:00.002+03:00</published><updated>2011-05-09T19:21:38.850+03:00</updated><title type='text'>Bir gün</title><content type='html'>Ülkenin başbakanına suikast düzenlendiği gün seçim yakındı. Meydanlar tıklım tıklımdı. Bayraklar, alkışlar ve daha fazlası vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkenin başbakanına suikast düzenlendiği gün bir çift geçiyordu miting alanından. Erkeğin eli kızın belinde, ara sıra öpüşerek, bol bol gülüşerek. Biraz aşktan, biraz biradan sarhoş, vaatleri umursamadan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkenin başbakanına suikast düzenlendiği gün bir el silah sesi duyuldu. Alkışlar çığlıklara dönüştü, tezahuratlar arbedeye. Aşık gençler hemen telefonlarını çıkardı. Kameralarıyla kalabalığı ve çatıları taramaya başladı. Kaçan birini görürlerse, onlar görmese bile objektife takılan bir şüpheli olursa kaçırmamak ve polise teslim etmek için. Onlar iyi çocuklardı ve yaşam hakkına saygı duyuyorlardı. İster başbakan olsun, ister dilenci, birinin hayatı tehlikedeyse ona yardım etmeye, mümkün olursa, suçluyu adalete teslim etmeye çalışırlardı. Polise telefonlarını vermek için gidip iki günlerini sorguda geçirince bile insanlıklarını kaybetmediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkede başbakana suikast düzenlendiği gün diğer partilerin genel başkanları geçmiş olsun dileklerini ilettiler ve bu aşağılık olayı lanetlediler. Bazıları içten, bazıları gereklilikten. Bazıları bir an olsun başbakanın yanından ayrılmadı. Bazıları ziyaretin ardından, kapalı kapılar ardına geçince “müstehak pezevenge” dedi. Bazıları “kim olursa olsun yanlış” derken, bazıları tehlikenin büyüdüğünü söyledi. Sonuçta herkes neler olacağını endişeyle bekledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkenin başbakanına suikast düzenlendiğinde, acil yardım için götürüldüğü en yakın hastanede (özel bir hastane değil, acil servisin miting alanından farksız olduğu bir yerde); en fazla kan kaybedenler bile eşitlikten bahsetmedi. En acilinden gelenler bile ölümü göze aldı, sevmeseler bile ülkenin en önemli adamına ellerinde kalan birkaç dakikayı bağışladı. Ses çıkarmaktan korktuklarından değil, milyonlarca kişinin geleceğinin başbakanın alacağı bir nefese bağlı olduğunu bildiklerinden. Özverilerinden. Vatan sevgisini benliklerinden üstün gördüklerinden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkenin başbakanına suikast düzenlendiği gün her zamankinden çok dua okundu. Ülkenin her yerinde ibadethaneler doldu taştı. Her dinden insan ağlayarak kucaklaştı. Bazıları “Tanrım onu bize bağışla” diye dua etti. Bazıları “şerefsizin tekiydi ama bu kadarını da hak etmedi” diye söylendi. Bazıları çaktırmadan, bıyık altından gülümsedi. Memleketteki bir tek kişi bu olayı gözardı edemedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkenin başbakanına suikast düzenlendiği gün tetiği çekenin kim olduğu henüz bilinmiyordu. Kime bağlı olduğu da. Buna rağmen herkes onu tanıyormuşçasına yorum yaptı. Bazıları adamın neler çektiğini, bazıları ne kadar orospu çocuğu olduğunu anlattı. Ama o gün, kimse gerçeklerin yanına bile yaklaşamadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkenin başbakanına suikast düzenlendiği gün büyük yürüyüşler düzenlendi. Milyonlarca kişi katıldı, milyonlarca kişi aynı anda dua etti. Kimse rengini belli etmese de, kimse yanındakinin bile ne düşündüğünü bilmese de büyük olaylar çıktı memlekette. Çünkü herkes şüpheliydi, herkes korkuyordu. Korku her zamanki gibi şiddeti doğuruyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkenin başbakanına suikast düzenlendiği gün biz evimizdeydik. “Ölürse efsane olacak, yaşarsa oyların %80’ini alacak” dedik. Saatlerce boş boş konuştuk, tüm haberleri izledik. Çok üzüldük biz, bir insanın bir başkasının canına kastedecek kadar alçalmasına, sokaklarda çıkan kavgalara, o günden sonra olacaklara.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkenin başbakanına suikast düzenlendiği gün götürüldüğü devlet hastanesi bir çeşit savaş alanıydı. Halk sevse de nefret etse de komutanını kurtarmayı başardı. Ne yazık ki o gün acil serviste beklerken ölenlerin hiçbiri şehit sayılmadı. Biri oracıkta kalp krizi geçirdi. Biri beyin kanamasından gitti. Biri sıranın kendisine gelmesini bekleyemeyip işine dönünce teşhisi koyulamadı, bir hafta sonra öleceğini öğrenemedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkenin başbakanına suikast düzenlendiği gün hemen bir kriz masası oluşturuldu. Kim bilir o masada neler konuşuldu. Halk sadece seçimlerin ertelendiğini öğrendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkenin başbakanına suikast düzenlendiği gün, yıllar sonra ortaya çıkacak bir gerçek vardı. Sadece yaralanacağı bir suikast başbakanın kendi planıydı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-4193181507417141414?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/4193181507417141414/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=4193181507417141414&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/4193181507417141414'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/4193181507417141414'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/05/bir-gun.html' title='Bir gün'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-263861389429693158</id><published>2011-05-07T11:28:00.002+03:00</published><updated>2011-05-07T11:53:09.751+03:00</updated><title type='text'>takkeli devrim</title><content type='html'>dünün haberiydi ama yazdığım şey çok alakasız olduğu için bahsetmedim. ihl sözlük'te otobüste öpüşme eylemine karşı atak olarak &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&amp;ArticleID=1048468&amp;CategoryID=77"&gt;otobüse takkeli binme eylemi&lt;/a&gt; planlamışlar. ihl sözlük okumadığım için sadece gazetedeki habere ve bir kısım okuyucu yorumuna göre bir şeyler yazacağım bu konuda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu bir yapsınlar ya da yapmasınlar yazısı değil. eylemin mantığını sorguluyorum şu anda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;toplu öpüşme eyleminin nereden çıktığını biliyorsunuz. iett şoförü, üzerine vazifeymiş gibi, otobüste sarılıp oturan iki genci ve onları savunan bir kişiyi "burası seks otobüsü değil" diyerek indirdi. bunun karşılığında bir grup insan örgütlendi, topluca otobüse binip öpüştüler, "biz otobüste öpüşebiliriz ve sen buna karışamazsın" mesajını verdiler, sonra otobüsten indiler. her şey gayet net.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bunun karşısında yer alan otobüse takkeyle binme eylemine pek anlam veremedim ben. mesaj çok muallak. eylemin bir karşı atak olduğunu bilmeyen (mesela diğer iki haberi de görmemiş) biri, yüz tane takkeli adamın otobüse binmesini "cami gezisi yapıyorlar herhalde, allah kabul etsin" şeklinde yorumlayabilir. çünkü türkiye'de takke takmak, sokakta bu şekilde dolaşmak normal. kimse "o takkeyi çıkar başından" demiyor. olan bitenden haberdar olanlar içinse en basit yorum "niye ki? bunun öpüşme veya özgürlükle ne alakası var?" olacaktır. eğer "biz muhafazakarız ve bu otobüsler bizim" denilmek isteniyorsa, bu çok yanlış. o otobüsler belirli bir kesime ait değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;okur yorumlarında gördüm, sözlükteki başlığın 141. girişi şu şekildeymiş:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"eğer öpüşme eylemine protesto olarak yapılıyorsa haksız ve anlamsız bir eylem. yok eğer biz de bu toplumdayız, biz de takkeli olarak otobüslerde var olmak istiyoruz deniyorsa gayet haklı bir eylem olur. uygar bir toplumda takkeli insan da, sevgilisiyle öpüşen insan da aynı otobüste beraber var olur."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ne güzel işte. ihl sözlük'te de "aynı yerde yaşayabiliriz" diyen insanların olması ne güzel. ister takkeli ister takkesiz olsun, bir düzen sağlanacaksa, birbirinin haklarına saygı duyan insanlar tarafından sağlanacak.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-263861389429693158?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/263861389429693158/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=263861389429693158&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/263861389429693158'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/263861389429693158'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/05/takkeli-devrim.html' title='takkeli devrim'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-6352396593844165087</id><published>2011-05-06T16:03:00.004+03:00</published><updated>2011-05-06T18:02:07.356+03:00</updated><title type='text'>sana ne?</title><content type='html'>dün gece william s. burroughs hakkında hazırlanan &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt1466072/"&gt;a man within&lt;/a&gt; isimli belgeseli izledim. burroughs'un aldığı tüm eğitime rağmen yıkıcı gücünü kaybetmemiş olması ve gerçekten zamanının (hatta pek çok zamanın) ötesinde bir anlayışa sahip olması en çok takdir ettiğim özelliklerinden. sadece edebiyata değil, genel olarak sanata katkısını saymıyorum bile. (&lt;a href="http://thebeatgeneration.net/wordpress/wp-content/uploads/2008/09/burroughsfinal-forblog-1.jpg"&gt;shotgun art&lt;/a&gt;'ı tenzih ederim, bana sanattan ziyade oyun gibi gelir hep)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hayatımda, uzaktan da olsa, öyle enteresan, kolayca anlam verilemeyecek bir kişiliğin bulunmasını istiyorum. sadece kitaplarıyla da olur, varlığı yeter. ne var ki küçükleri muzır neşriyattan korumaya and içmiş bir kısım kendini bilmez, burroughs'un yumuşak makine isimli kitabı için &lt;a href="http://www.cnnturk.com/2011/kultur.sanat/kitap/04/26/burroughsun.yumusak.makinesine.sorusturma/614558.0/index.html"&gt;sel yayıncılık'a soruşturma&lt;/a&gt; açtı. burroughs toplumsal değerlerimize uymayan görüşler sunuyormuş, kitabında konu bütünlüğü yokmuş (breh breh! edebiyat eleştirmeni kesildiler bir de başımıza!), okuyucu haznesine bir faydası olmayacakmış. neredeyse bir haftalık bir haber olduğu için fazla kurcalamıyorum, zaten okumuş, sindirmiş, kendi yorumunuzu getirmişsinizdir çoktan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama kuruma bir soru sormak istiyorum: sana ne?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;geçenlerde benzer bir sansür sürecinden de bahsetmiştim, bu aralar üzerinde çalışmalar yapılıyor. hatta 15 mayıs'ta, saat 14.00'da taksim'deyiz. beklerim. malumunuz, &lt;a href="http://www.maddebagimlisi.com/en-anlasilmasi-gereken-10-hususla-22agustos-mevzuati/"&gt;22 ağustos'ta filtreleneceğiz&lt;/a&gt;. uzunca bir süredir de btk içinde toplanmış kendini bilmezler ve başka işleri yokmuş gibi tib'e site şikayet eden, kendi filtrelerini koymaktan aciz kifayetsizler sayesinde ülkemizde onbinlerce web sitesine erişemiyoruz. nihayetinde, 22 ağustos'ta yasakladıkları sitelere girmemizi suç sayacak, kendi isteklerine göre daha kolay sansür koyacak, ciddi ciddi "interneti kapatma düğmesi"ne sahip olacaklar. tabii kelime bazında yasaklamaları da mutlaka duymuş ve bol bol gülmüşsünüzdür. ben de güldüm biraz. ama gülünecek aşamayı çoktan geçtik. bu devletin "buralar benim at koşturma alanım, istediğim yerini açar, istediğimi kaparım" anlayışından gına geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve bu aralar en sevdiğim soruyu yine soruyorum: sana ne?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu arada devletimiz nikahsız birlikte yaşamaya da &lt;a href="http://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/devlet-nikahsiz-yasayanlarla-mucadeleye-hazirlaniyor-haberi-42152"&gt;savaş açmış bulunuyor&lt;/a&gt;. şimdilik sadece nikaha davet ediliyoruz ama bir gün taşlanabiliriz de, haberiniz olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;toplumsal yozlaşma falan diyorlar da... eh evet, sana ne?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir hafta kadar önce okuduğum bir &lt;a href="http://www.ntvmsnbc.com/id/25207022/"&gt;haber&lt;/a&gt; kanımı dondurdu desem yeridir. 13 yaşındaki öğrenciye, erkeklerle gezdiği gerekçesiyle zorla gebelik testi yapılmış. eh be dangalak okul müdürü, sana mı kaldı öğrencinin namusunu bu kadar aşağılayıcı bir şekilde test etmek? sana mı kaldı ailesine haber vermeden veya danışmadan kızı zan altında bırakmak? onunla ailesi ilgilenemez mi? sana ne?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;herkes namus bekçisi kesildi başımıza anasını satayım! arkadaşım yazmıştı, aynen alıntılıyorum: "dinen haram olan her şeyin hukuken suç haline gelmeye başladığının farkında mısınız? alkol, sigara, porno..." burroughs örneğinden yola çıkarak diyebilrim ki, bunu eşcinsellik de takip edecek. hali hazırda toplum içinde heteroseksüel olmamıza bile karışılırken...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bazıları da "bu halka müstehak" diyor, akp'ye oy verenlere veya referandum'da evet diyenlere "memnun musunuz?" diye soruyor. evet, memnunlar. sansürden, ahlak bekçiliğinden, toplumsal bölünmeden ve giderek artan öfkeden memnunlar. onların hayat görüşü bu ve bizim görüşümüz onlara ters. bizimle birlikte yaşayıp kendi işlerine bakmak yerine, düşüncelerimizi yok etmeye çalışmak onların temel amacı. özgürlük konusundaki fikirlerimiz taban tabana zıt. ve ben hala haksızlığa uğradıkları durumda onların yanında olacağımı söyleyebiliyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama durum fikir çarpıştırmak olunca, onlar benim en büyük düşmanım. "onlar" diyerek ötekileştirmekten de hiç çekinmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;istersem sokakta veya otobüste erkek arkadaşımı öperim. sana ne? kafanı çevir ve bakma!&lt;br /&gt;reşit olmuş bir birey olarak alkol alırım. sana ne? alkollüyken başkasına zarar verirsem, o zaman suçla ve cezalardır beni!&lt;br /&gt;erkeklerle dolaşır, öpüşür, koklaşır, gecemi başka bir erkeğin evinde geçiririm. sana ne? senin evine mi misafir oluyorum?&lt;br /&gt;eşcinsel olur, erkeklerle ve kızlarla istediğim gibi sevişirim. sana ne? sana mı kaldı benim cinsel tercihimi yargılamak?&lt;br /&gt;ister evlenirim, ister evlenmem. sana ne? senin kayıtların altına alınmadan da sevebilirim ben ve bu seni ilgilendirmez!&lt;br /&gt;pornoma dokunma. bu ben ve elim arasında bir mesele. sana ne? ben bir yetişkinim, izlediğim kişiler yetişkin ve benim izlemem için pozisyondan pozisyona koşuyorlar. ben senin adnan oktar izleyip aptal gibi "kedi canını" esprileri yapmana karışıyor muyum?&lt;br /&gt;evrim hakkında bilgi almam neden seni bu kadar geriyor be dangalak? sana ne? sen inanmıyorsun diye ben neden richard dawkins'in sitesine giremiyorum? millet yaradılışa olan inancını kaybedecek diye mi korkuyorsun?&lt;br /&gt;bırak çocuklarımı nasıl yetiştireceğime ben karar vereyim. onları alkolden, pornodan, muzır neşriyattan, sigaradan korumak, ahlak kurallarına göre yetiştirmek benim görevim. ailemden sana ne? yeterli eğitim kaynağı sağlıyormuşsun gibi çocuğumun geleceğine de göz diktin. önce eğitim sistemini adam et sen!&lt;br /&gt;ister tesettüre girer, ister bikiniyle sokağa çıkarım. sana ne? sen nefsine hakim olamıyorsun diye neden ben örtünmek zorunda olayım? ayrıca sana mı kaldı benim başörtümü savunmak, bunu siyasi malzeme olarak kullanmak?&lt;br /&gt;istediğim her şeye istediğim gibi inanırım. sana ne? ben sana örümcek beyinli demiyorsam sen de bana dinsiz ahlaksız diyemezsin! ve ben sana örümcek beyinli demek istemiyorum, yeter ki kendi işine bak ve bana karışma!&lt;br /&gt;bir kadın olarak istediğim yerde çalışırım. &lt;a href="http://www.sevde.de/Dokunmayin/Calisan_kadin.htm"&gt;sana ne&lt;/a&gt;? beni çalıştığım ve sana bağımlı olmadığım için yargılayamazsın!&lt;br /&gt;çocuğuma din eğitimi vermek istersem veririm. sana ne? dini zorunlu ders yapıp benim çocuğuma dua öğretmek ne demek?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;william burroughs &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=sLSveRGmpIE"&gt;şükran günü duasında&lt;/a&gt; ‎"thanks for a country where nobody's allowed to mind their own business" diyor. bu ve yüzlerce başka şey için teşekkür ederim. bu ülkeyi yaşanmaz hale getirmeden rahat etmeyecek herkese, beni umut gibi saçma bir düşünceden kurtardıkları için teşekkür ederim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-6352396593844165087?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/6352396593844165087/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=6352396593844165087&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/6352396593844165087'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/6352396593844165087'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/05/sana-ne.html' title='sana ne?'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-2141574951488376512</id><published>2011-04-24T23:33:00.003+03:00</published><updated>2011-04-25T00:09:38.396+03:00</updated><title type='text'>boş bir gün</title><content type='html'>bugün düşünmem gereken bir iş yoktu ve dünya kadar vaktim vardı. &lt;a href="http://olmediksurunuyoruz.blogspot.com/2011/04/therapy.html"&gt;gaipten sesler&lt;/a&gt;'e hikaye yazdım. kafamdaki bir fikirle ilgili olduğu için birkaç bölüm in treatment izledim. dizi olarak bokuma benzediğini düşünüyorum. kafamdaki şeyle de alakası yok. o gazla kendi fikrimle ilgili notlar aldım. biraz daha araştırma yaptıktan sonra ortaya enteresan bir şeyler çıkarabilirim belki. biraz "karısını şapka sanan adam" okudum. gözlerim yoruldu. kahve yerine koymadığım fındıklı üçü bir aradalardan içtim. bugün görüşemediğim sevgilimle konuştum. onu yine çok sevdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra biraz "çoluk çocuk" okudum. patti smith dinlemek istediğimi fark ettim. müzik dinlemek benim için hiçbir zaman başlı başına bir iş olmadı. ama müzikle birlikte okuyamıyor ve yazamıyorum. resim yaptım. önce bir kadın kafası çizdim. bunu bir at gövdesiyle tamamladım. uzun süredir resim yapmadığım için elimin neredeyse kontrolsüz kaldığını fark ettim. gölgelendirmeyi bile unutmuş gibiyim. biraz karalama olduysa da ne çizdiğim anlaşılıyor, fena bir başlangıç sayılmaz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;haberlere göz attım. &lt;a href="http://www.ntvmsnbc.com/id/25206030/"&gt;ösym'nin yine sıçtığını öğrendim&lt;/a&gt; ama şaşırmadım. ekşi sözlük'e baktım, otobüste öpüşme protestosunun yapıldığını öğrendim. çevremle biraz daha ilgilensem belki katılırdım diye düşündüm. bunu hiçbir işe yaramayacağını, bugün haber değeri taşısa da yarın unutulacağını bilerek yapardım. hatta yürüyüşlerin, eylemlerin, protestoların saçma olduğunu bilerek; işlevlerine ve faydalarına inanmayarak yapabilirdim bunu. çünkü daha fazlasını yapmıyorum. bir de yazı yazıyorum arada. sayılır mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;belki bir gün görmek istemediğimiz şeylere "yapamazsınız, bu ahlaksızlıktır" demek yerine kafamızı çevirip bakmayacağımız günler gelir. o zamana kadar hakkımızı elimizden geldiğince savunuruz. belki bir gün, kaskatı görünen ahlak kurallarını bile gevşetebiliriz. ne de olsa kanun değil, düpedüz uydurma.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-2141574951488376512?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/2141574951488376512/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=2141574951488376512&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/2141574951488376512'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/2141574951488376512'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/04/bos-bir-gun.html' title='boş bir gün'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-2314864610232539646</id><published>2011-04-14T23:45:00.002+03:00</published><updated>2011-04-15T01:43:35.849+03:00</updated><title type='text'>bir soru, bir cevap</title><content type='html'>yiğidin hakkını vermek gerek. hakkında ne düşünürsem düşüneyim, çok karizmatik ve soğukkanlı bir başbakanımız var, bu bir gerçek. böyle önemli liderlik vasıflarına sahip başka bir tane bile politikacımız olsa, akp bir dönemi daha iktidar koltuğundaki açık ara tek isim olarak geçiremeyecek. van minütten sonra, avrupa komisyonu'nda yapılan son hamleyle birlikte, bir dönem daha yan basacağımız iyice ortaya çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir fotoğrafta clinton "dünyanın hakimiyim lan daha ne" havasında bacağını koltuğun arkasına atmış; yüzündeki ifade ve birleştirdiği elleri gayet ciddi olsa da karşısında ayakta duran adama yukarıdan bakmayı başarıyor. karşısındaki adam ecevit. merhum başbakanımız. dimdik durmaya çalışsa da omuzları çökmüş, ellerini birleştirmiş, neredeyse süklüm püklüm haliyle amirine derdini anlatmaya çalışan bir memur gibi. ben çok üzülmüştüm o fotoğrafı görünce. "yazık lan," demiştim içimden, "ülkenin en önemli adamı bu."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o fotoğrafta tayyip erdoğan olsa bir eli cebinde olur, gerçekten dik dururdu diye düşünüyorum. aldığı kasımpaşa terbiyesinden olsa gerek, kendine güveni tam. akpm'de de hiçbir soruyu cevapsız bırakmadı, ara sıra detone olsa da sesi hiç belirli bir desibelin altına düşmedi. bazı cümleleri bağlarken, dikkatimi çekti, nihat doğan'la aynı şeyleri söylüyordu. ama kesinlikle nihat doğan gibi ağzından salyalar saçarak, kendini kaybederek değil. omuzlarını ara sıra güler gibi, rahatlığını ortaya koyacak şekilde sallayarak, söylediği her kelimenin doğruluğundan emin. her şeye verecek bir cevabı mutlaka var. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve bu cevaplar karşısında kimse sesini çıkaramıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çünkü akpm bir açık oturum mekanı değil. bizim meclis'e de hiç benzemiyor. orada bir soru soruluyor, bir cevap alınıyor, ardından sıradaki soruya geçiliyor. kimse "sayın erdoğan, o bahsettiğiniz şey bomba değil, kitap" diyemiyor. kimse, henüz bombaya dönüşmemiş malzemelerin suç unsuru taşımadığından bahsedemiyor. kimse başbakanımız "kusura bakmayın ammaaa, türkiye'de yargı bağımsızdır" dediği zaman "asıl siz kusura bakmayın ammaaa, &lt;a href="http://www.internethaber.com/bagimsiz-yargi-kotu-sonuclar-dogurabilir-233424h.htm"&gt;bağımsız yargı kötü sonuçlar doğurabilir&lt;/a&gt; diyen kişi sizin adalet bakanınız değil miydi?" diye soramıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çünkü orada bir soru soruluyor, bir cevap alınıyor, ardından sıradaki soruya geçiliyor. tayyip erdoğan her soruyu cevaplıyor. zaten "cevab veremedi" gibi bir şey söz konusu olabilir mi? hiçbir cevap olmasa bile "biz de uzun süreli tutukluluklardan rahatsızlık duyuyoruz" demek yeterli değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bizler bir fransız'ın türkiye'ye fransız kalmasını konuşuyoruz. bu nüktedan yaklaşımından ve hazırcevaplığından dolayı erdoğan'ı alkışlıyoruz. dış basın "fransa'yı eleştirmek türkiye'de iyi prim yapıyor ve erdoğan seçim kampanyasının tam ortasında" şeklinde doğru bir yorum yapıyor. van minüt etkisi tüm hızıyla devam ediyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bunlar olurken, azınlıkların ibadet yerleri yeniden kullanıma açılsa da hrant dink'in kanının hala yerde durduğu aklımızdan uçup gidiyor. bir bebekten bir katil yaratan zihniyetin etnik köken çatışmalarını da aşarak din ve düşünce özgürlüğüne de saldırmakta olduğu göz ardı ediliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;erdoğan'ın da konuşmasında belirttiği gibi, bu parti sadece 16 ayda kurulup %10 barajını aşarak iktidara geldi. neredeyse 10 yıldır halkın yarısı bu partinin idealleri altında birleşti. demokrasi sadece bir yanılsama olsa da bu halk görece demokratik haklarını kullanarak akp'nin iktidarda kalmasını sağladı ve buna devam ediyor. akp attığı her adımda güçleniyor, çünkü kime, ne zaman ve nasıl konuşacağını çok iyi biliyor. iktidara muhafazakarlıkla geldi, şimdi modern türkiye hayalini kuranların da oylarını topluyor. bu gerçek bir başarıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir diğer başarı da insanın konuşurken yüzünün kızarmamasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;"tarihin hiçbir döneminde ve hiçbir yerde inançlara, kültürlere, kimliklere yönelik baskı ve sindirme sonuç getirmemiştir. dini hoşgörüsüzlük, artık yerini bütünüyle tartışmasız bir hoşgörüye bırakmak zorundadır. dini hassasiyetlerin, özgürlüklerin gerilim ve çatışma noktalarını, önyargıları, ön kabulleri siyasi bir rant aracı olarak görmek, tekrar ediyorum, son derece tehlikelidir. avrupa konseyinin savunuculuğunu yaptığı demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü gibi evrensel değerlerin önemi bugün her zamankinden daha fazla artmıştır."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gerçekten çok güzel konuşuyor. o müthiş zekice konuşmalarını sürdürürken, türbanlılar ve türbansızlar, türkler ve kürtler, polisler ve öğrenciler, erkekler ve kadınlar, savcılar ve gazeteciler ve daha niceleri birbirine giriyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tayyip erdoğan şiir okuduğu için girdiği cezaevinden dört ayda çıktı, şiirlerini okumaya devam ediyor. cop ve panzer sahibi 2.200 polis tarafından ak parti binasına yürümeleri engellenen yaklaşık 500 öğrenciden 117'sinin 1 yıl 9 aydan 10 yıl 6 aya kadar hapsedilmesi isteniyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;soru yok. cevap yok.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-2314864610232539646?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/2314864610232539646/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=2314864610232539646&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/2314864610232539646'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/2314864610232539646'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/04/bir-soru-bir-cevap.html' title='bir soru, bir cevap'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-8282409138465731337</id><published>2011-04-11T15:55:00.002+03:00</published><updated>2011-04-11T16:39:24.196+03:00</updated><title type='text'>yo yo sümeyye bro!</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.ntvmsnbc.com/id/25201605/"&gt;haberi&lt;/a&gt; okumuşsunuzdur, başbakanın kızına başörtüsü nedeniyle tiyatroda bir oyuncunun hakaret ettiği iddia ediliyor. kızımız bu olay üzerine facebook'ta bol ünlemli bir mektup yayınlamış, &lt;a href="http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=hala+ma%C4%9Fdur+edebiyat%C4%B1"&gt;ekşi sözlük&lt;/a&gt;'ten okudum. hanım kızımız diyor ki, bir arkadaşıyla ve sakızıyla birlikte tiyatroya gitmiş (güvenlik ekibini adamdan saymamış görünüyor), sadece orada yer kaldığı için en öne oturmuşlar (sinema değil, tiyatro, evet), oyun devam ederken bir oyuncu hanım kızımıza kaşla, gözle, mimikle, jestle sakız çiğneme hareketi yapmış, alt metinlerinde de başörtüsünü eleştirmiş. sonra da izleyicilerin tamamına değil, bizzat sümeyye kızımıza hitap ederek "halkın çoğu aç, azı tok" demiş. üstüne bir de oyunu bölüp sakız çiğnememesini söylemiş. kızımız da bu kadar saygısızlığa dayanamamış, oyunu terketmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sakız çiğneme hareketini rahatlıkla gözümde canlandırabiliyorum. cak cak sesleri çıkarmaya gerek yok, karşında oturan insanın geviş getirir gibi ağzını oynatması zaten yeteri kadar dikkat çekici bir şey. toplumumuzda (ve farklı toplumlarda) ayıp karşılanıyor. mesela üniversitede derse sakızla girince öğretmen uyarıyor, derste yemek yemenin ve sigara içmenin yasak olması gibi bir durum. peki o kadar önemli mi? bilmiyorum. babanın yanında sigara içmek kadar önemli işte. normal karşılayan vardır, ayıp olduğunu düşünen vardır... yazılı olmayan kurallardan olduğu için kesin bir şey söylemek zor. ama oyuncu rahatsız olmuş, bunu önce oyun sırasında mimikleriyle, sonra da oyunu bölerek sözleriyle ifade etmiş. sakız demiş adam. ağzını sakız çiğneme şeklinde oynatmış. çenesiyle bir şeyler yapmış. sümeyye alınmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sizin de tek kaşınız kalktı mı? ben bu denklemde başörtüsünü koyacak uygun bir yer bulamıyorum da. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;amerikan filmlerinde sık sık görürüz, iyi örneklerinden biri crash'teydi. siyah adam tüm beyazların ondan nefret ettiğini, onu potansiyel hırsız olarak gördüğünü ve bu nedenle korkup dışladığını söyler. iki dakika geçmeden, bilerek ve isteyerek hırsızlık yapar. onun mantığına göre beyazlar kendisini hırsızlık yaptığı için değil, siyah olduğu için suçlamaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;burada da çok benzer bir durum var. sümeyye erdoğan ilgili ve ilgisiz her yerde azınlık edebiyatı yapma potansiyeline sahip, her şeyi çıkarına göre yontabilecek, ikiyüzlü biri olduğunu gösterdi. bunun örneklerini kendisinden değil, babasından da gördük. mazlum edebiyatıyla gelip milletin tepesine bindiler ve her fırsatta aynı tavrı sergilemeye devam ediyorlar. ama artık siz mazlum değilsiniz. lütfen ucuz numaralarınızı ve alınganlıklarınızı yeniden azınlık olacağınız günlere saklayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ekşi sözlük'teki yorumların hepsini okumadım ama burçin diye bir kullanıcı çok güzel bir şey söylemiş: "bu ülkede insanlar artık başörtülü ve başörtüsüz diye ikiye ayrılabilir duruma gelmişse, bu senin baban ve onun gibiler yüzünden oldu, önce bi beynini buna çalıştır."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;doğru değil mi şimdi?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-8282409138465731337?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/8282409138465731337/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=8282409138465731337&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/8282409138465731337'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/8282409138465731337'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/04/yo-yo-sumeyye-bro.html' title='yo yo sümeyye bro!'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-95769772113988461</id><published>2011-04-06T01:27:00.003+03:00</published><updated>2011-04-06T01:37:02.384+03:00</updated><title type='text'>bu memlekette birileri hesap yapmayı bilmiyor ama kim?</title><content type='html'>şu aşağıdaki tabloyu inançla değil, merakla paylaşıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-XvPeivYjn0M/TZuYX5Yf3GI/AAAAAAAAAu0/Re9bUcD3ZkM/s1600/Picture%2B1.png"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 258px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-XvPeivYjn0M/TZuYX5Yf3GI/AAAAAAAAAu0/Re9bUcD3ZkM/s320/Picture%2B1.png" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5592230898618588258" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gazeteler farklı yazıyor, başbakan bambaşka konuşuyor, muhalefet "yalan bunlar" diyor ve başka sayılar çıkarıyor, internette başka sayılar dönüyor. peki bunlardan hangisi nedir? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;büyüyen ekonomimizin kimin kıçına kaçtığı belli değil, enflasyon 41 yıl sonra %4'ün altına düşmüş ama bu gerçek hayata nasıl yansıyor belli değil, vergisini ödeyen adam mı kazançlı yoksa doğrusunu kaçıran mı yapıyor belli değil... ortada inandırıcı bir şey olmayacaksa bu sayıları gösterip gösterip neden kafamızı karıştırıyorsunuz yahu? oynamayın olm sayılarla!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-95769772113988461?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/95769772113988461/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=95769772113988461&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/95769772113988461'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/95769772113988461'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/04/bu-memlekette-birileri-hesap-yapmay.html' title='bu memlekette birileri hesap yapmayı bilmiyor ama kim?'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-XvPeivYjn0M/TZuYX5Yf3GI/AAAAAAAAAu0/Re9bUcD3ZkM/s72-c/Picture%2B1.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-3617515281515534480</id><published>2011-03-31T23:33:00.002+03:00</published><updated>2011-04-01T00:52:18.941+03:00</updated><title type='text'>imamın ordusu'nu indiren 1 milyon kişi bulabilirim</title><content type='html'>ahmet şık'ın kitabı yayınlanmadı ama nihayet muradımıza erdik. devletimizin bizi korumaya çalıştığı habis düşünceler sonunda elimize geçti, internet sağolsun. abdullah gül'ün söylediği gibi, basılsa 10.000 satacak kitap artık yüz binlerce kişinin bilgisayarında kayıtlı. indirenlerin yarısı okusa kardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;itiraf etmeliyim ki, böyle bir durum olmasa o kitabı alanlardan biri olmayacaktım. şimdi okuyorum, henüz yarısına bile gelmedim. okuduğum kadarıyla iyi bir derleme olduğunu söyleyebilirim. yine bildiğimiz veya tahmin ettiğimiz şeylerin bir gazeteci gözüyle, belgelere dayanan anlatımı. zaten kimsenin başka bir şey beklediğini de sanmam. peki bu kitap neden böyle olay oldu? neden dokunan yanıyor? bununla birlikte, ahmet şık'a ne olacak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu konuda yarı saçma yarı mantıklı bir sürü teori üretebilirim, hepimiz üretebiliriz. uzatmalı sevgilimiz ergenekon'un giderek kabaran dosyaları (ki onun da yarı saçma yarı mantıklı olduğunu düşünüyorum) bu durumu "çünkü fetullah gülen hain iktidar oyunları oynayan, yaşadığımız dönemin evil lord'u gibi bir insandır" yüzeyselliğinde yorumlamamızı imkansız hale getiriyor. ama yüzeysel olmamaya benim yerim, sabrım ve bilgim müsait değil; kıytırık bir blog yazacağım diye 300 sayfa döşeyemem. bunun yerine kısa bir tekerleme yazmayı tercih ediyorum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ileri demokrasiye ne oldu?&lt;br /&gt;lafta kaldı.&lt;br /&gt;lafa ne oldu?&lt;br /&gt;kitaba yazıldı.&lt;br /&gt;kitaba ne oldu?&lt;br /&gt;yandı, bitti, kül oldu.&lt;br /&gt;küle ne oldu?&lt;br /&gt;bu yalanı daha fazla hazmedemeyen halk bir yolunu buldu, küllerden anka doğurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tabii gerçekten öyle mi oldu, bunu zaman gösterecek. o da unutmazsak. çünkü bu durum da üzerine tonla komplo teorisi üretmeye uygun. devlet gerçekten wikileaks'ten ders almayıp sosyal medyanın gücünü küçümsedi mi yoksa tüm bunlar planlanmış mıydı gibi bir soru bile gelebiliyor insanın aklına. olmaz olmaz demeyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ahmet şık'ın durumu ise hala muallak, sonucu ben de çok merak ediyorum. çoğu kişi tutuklanma nedenini bu basılmamış kitap olarak biliyor, muhtemelen kendisi ve avukatları da. çünkü adamı neden tutukladıklarını açıklamıyorlar. inanması güç ama biliyorsunuz; türkiye'de herkes masumiyeti kanıtlanana kadar suçludur. hepimiz merakla iddianamenin hazırlanmasını bekliyoruz. bakalım açıklama yapılana kadar daha kaç ay tutuklu kalacak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;merakla beklediğim bir diğer durum da bütün bu olayların avrupa insan hakları mahkemesi'ne intikal ettiği zaman neler olacağı. çünkü öyle bir şey muhakkak olacak. birileri bu adamların hayatlarından çaldıkları zamanın hesabını kendi kontrol ettikleri mahkemelere değil, daha yüksek mercilere vermeye mecbur kalacak. ne kadar demokratik bir ülke olduğumuz ortada olsa da sansürcü zihniyetimiz yeniden ayyuka çıktığında birilerinin yüzü azıcık olsun kızaracak mı, çok merak ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sürekli özgürlük propagandası yapma halindeyim bir süredir. artık hikayeler yazmaktan çok yorum yapmaya ihtiyaç duyuyorum. bu bana da biraz tuhaf geliyor. ama bu aynı zamanda, 10 yılda bir darbelerle baltalanan minicik demokrasimizin de giderek daha fazla gerilediğini gösteriyor. farklı görüşlere ve yaşam tarzlarına tahammülsüzlüğümüz, onların varlığını kabul etmek ve varoluşlarına izin vermek konusundaki inatçı isteksizliğimiz, ses çıkarmamayı imkansız hale getirmiş durumda. pek çok kişi "hayır!" diyebilmek için basılmamış bir kitabın bile toplanmasını bekledi. bu sayıdan daha fazlası her zamanki gibi yorumsuz. korkutucu denebilecek kadar büyük bir kesim ise bu yasakçı zihniyetten gayet memnun, istediklerini elde etmiş durumdalar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aslına bakarsanız, çok geç kaldık. hiçbir şey bitmiş değil ama bizler geç kaldık. imam ve takımı ise 30 yılı aşkın süreyi ordusunu mükemmel bir şekilde eğiterek, çıkarlarına en uygun konumlara yerleştirerek geçirdi. sessiz ve derinden, büyük bir başarıyla. bu saatten sonra hala "eğitim şart!" kalıbını bir espri unsuru olarak kullanabilecek miyiz, yoksa doğruluğunu kabul edecek miyiz? bir öngörüde bulunamıyorum ama pek de umutlu olmadığımı söyleyebilirim. çünkü bizi yönetenler beyin yıkamaya varan bir eğitimle inançlarını ve planlarını yakın gelecekteki yöneticilerimize de çoktan empoze etti, biz ise hala tüm vizyonsuzluğumuzla günü kurtarmaya çalışıyoruz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-3617515281515534480?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/3617515281515534480/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=3617515281515534480&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/3617515281515534480'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/3617515281515534480'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/03/imamn-ordusunu-indiren-1-milyon-kisi.html' title='imamın ordusu&apos;nu indiren 1 milyon kişi bulabilirim'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-456456929602840900</id><published>2011-03-29T18:09:00.006+03:00</published><updated>2011-03-29T19:31:36.491+03:00</updated><title type='text'>kadın olmak zor</title><content type='html'>söz konusu sorun ölüm olmadığı sürece genellikle bir çözüm bulmak mümkün oluyor. elbette çözüm gerçekten aranıyorsa. bazı durumlarda da insanların şımarıklığı tutuyor, gerçekte sorun olmaması gereken bir şey müthiş tepkilere neden oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama bu benim görüşüm elbette. nedense insanoğlu başkasının işine karışmaya çok meraklı. misal kadın, göğsünü açsa birileri rencide oluyor, başını örtse başka birileri. neden? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;türban türkiye'de kaç yıldır sorun? açıkçası kesin bir şey söyleyemeyeceğim, üstü örtülecek bir durum olduğunda hortlatılıyor bildiğim kadarıyla. o hortlama dönemlerinde de öyle bir olay haline getiriliyor ki, birileri bok yoluna gidiyor. &lt;a href="http://www.ntvmsnbc.com/id/25197491/"&gt;bir doktoru türbanını çıkarmadığı için görevden almışlar&lt;/a&gt; mesela. oysa mantıklı olan, insanın çalışmadığı veya işe yönelik sorun çıkardığı için görevden alınmasıdır, değil mi? böylesi ayıptır efendiler, kendinize gelin! bu kadın "ben erkek hastaya bakmam, dini görüşlerime ters" demiyorsa, işini gerektiği gibi yapıyorsa, tavrınız yanlıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir ara bir video izlemiştim, çağdaş türk kadını sokak röportajında türbanı eleştiriyordu. rastalı bir kadındı, sanatla ilgili bir eğitim veriyordu yanlış hatırlamıyorsam. türbanın bakış açısını da kısıtladığını savunuyordu. örnek olarak ısrarla "çarşaflı birini çizemezsin ki, ne tarafından baksan aynı şeyi görürsün" diyordu. salak mıydı, neydi? nedense türbanlı veya çarşaflı birinin çizim yapabileceğini aklı almıyordu. kaldı ki, istemiyorsa yapmayıversindi, insanlık ne kaybederdi? memlekette başka sanatçı mı kalmamıştı? diyordu ki, "insanın giyimi dini görüşünü yansıtmasın. bakın bana, hangi dine inandığımı söyleyebilir misiniz?" kimse buna "iyi de ablacım, bize ne senin dininden, istersen church of google müridi ol" demiyordu. belki de insanların rastafarian'lardan haberi olsaydı, "saçlarınıza bakıp söyleyebiliriz" derlerdi. kız bunu inkar eder, saçının sadece güzel bulduğu için rasta olduğunu söylerdi. ne de olsa çalıştığı yere girerken kimse saçlarına laf etmiyordu. onun saçlarına şekil vermesi özgürlüktü ama başkasının saçını örtmesi gericilikti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben böyle insanlara ağız dolusu "sana ne lan yarraaaam" demek istiyorum. kendinle ilgilen ve başkasının yaşamına karışma. çok mu zor? aslında zor bir yerde. nihayetinde ben de burada yazıp görüş bildiriyorum, yukarıda bahsettiğim embesil kızımız ve gibilere fikrimi empoze etmeye çalışıyorum. ağzım torba değil çünkü. ama sen susarsan, ben susarsam, özgürlük kavramı "türban takmayan özgürdür" gibi bir şeye indirgenecek. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bunun yerine izin versen de türbanlı kızımız üniversiteye özgürce girse, eğitimini alsa, işini yapsa. böylece badem bıyıklılar onun üzerinden siyaset yapamasa, kendi hakkını kendi savunsa. birileri artık "velev ki siyasal simge olsun" diye konuşamasa. hepimiz iki tel saçın gerçek bir sorun olmadığını görüp rahatlasak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;konu kadından açılmışken bir haberden daha kısacık bahsedeyim; biyolojik farklarımız nedeniyle &lt;a href="http://www.ntvmsnbc.com/id/25197544/"&gt;intihar nedenlerimiz eften püften oluyormuş&lt;/a&gt;. ilahi zonguldak emniyet müdürü... ölüm kalım meselesinden bahsediyorsun be müdürüm. ilgi çekeceğim diye giriştiğin intiharda planın biraz aksasa, misal "hapı yutuyorum ama yarım saat sonra çocuklar okuldan dönecek, kesin bulurlar, ben de ayılınca meramımı anlatırım" derken çocukların sinemaya gideceği tutsa mortingen. sakat işler bunlar, dikkat çekme isteğinden bir gıdım fazlasını gerektiriyor. intihara yönlendiren sorun herkes için sorun. bazı erkekler asgari ücretle 8 kişiye bakmak zorunda olduğu için bunalıma girerken, bazı kadınlar da bunalımdaki kocalarından ölümüne dayak yedikleri için intihar etmeyi düşünmezler mi? karışık işler bunlar, öyle kolay yorum yapılmaz. depresyona girip intiharı düşünmeyen, denemeyen, umutsuzluğun dibine vurmayan insanın konuşması böyle yüzeysel kalır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bana kalırsa, sayın müdürün söyledikleri pek kayda değer şeyler değil. ama haber "çok tartışılacak" demiş, mutlaka tartıştırırlar. aman ben kusur kalmayayım, aman içimde söylenmemiş söz kalmasın dedim, rahat ettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gözlerinizden öpülüp yanaklarınızdan mıncırılıyorsunuz sayın okur, haberiniz olsun.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-456456929602840900?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/456456929602840900/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=456456929602840900&amp;isPopup=true' title='14 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/456456929602840900'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/456456929602840900'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/03/kadn-olmak-zor.html' title='kadın olmak zor'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>14</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-2987828251124901160</id><published>2011-03-23T01:12:00.004+02:00</published><updated>2011-03-23T02:19:29.469+02:00</updated><title type='text'>30 yıl, 1 arpa</title><content type='html'>geçen akşam kardeşim "moda bunlar hep" dedi.&lt;br /&gt;dedim "nasıl?! kimin için? kaç yaşındalar mesela?"&lt;br /&gt;reklam hesaplarına göre 18-24, yani genç dediğimiz kitleden bahsetti.&lt;br /&gt;dedi ki, bunlar "akp çok kötü bir şeydir" diye yerli yersiz konuşurlarmış ama bir tanesine "neden?" desen cümle kuramazlarmış.&lt;br /&gt;"olur mu ya?" dedim, "ne bileyim, bana da sorsan tek cümlede toparlanacak şey değil ki, kitap yazılır üstüne."&lt;br /&gt;"sen birikiminle konuşuyorsun," dedi, "sorulursa verecek cevabın var. onların cevabı falan yok, laf olsun diye konuşuyorlar öyle."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;nereden çıktı peki bu? &lt;a href="http://hayatoldugugibi.blogspot.com/2009/02/turkiye-tarihinin-gayrresmi-resmigecidi.html"&gt;resmi geçit&lt;/a&gt;'ten. şebnem işigüzel neler neler yazmış... ben de kardeşcağızımın elinde birkaç kez tarihle ilgili kitap görmüştüm, bu konularda biraz konuştuğumuz da olmuştu. belki ilgisini çeker diye kitabın nelerden bahsettiğini özetledim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ilgilenmedi tabii. daha fikrinin bile varolmadığı dönemlerden bahsediyoruz. kitabın başlangıç yılında daha ben bile yokum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;siyasetle ilgili ilk bilgim turgut özal'ın başbakan olduğu. o da ikinci hükümet dönemiymiş, ilkokula başladığım yıllar. bir şey anlamıyorum zaten, tonton biri var televizyonda, ulusa sesleniyor. köprüler, otobanlar yapılıyormuş, amerikalardan oyalanmamız, zengin olup harcamak dışında bir şey yapamamamız için oyuncaklar geliyormuş. ne gam... daha 6-7 yaşındayım, ben mi anlayacağım bunlardan? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;renkli televizyonumuz var.&lt;br /&gt;nurtopu gibi körfez savaşımız çıkmış. petrole bulanmış kuş izliyoruz televizyonda. üzülüyorum ben.&lt;br /&gt;sıra sıra dizmişler kürt cesetlerini. çatışmada zayiatımız var ama siz bir de karşı tarafı görün diyorlar. "kötü onlar" diyorlar hala. bilmiyorum ki hiç, daha ben yokken de aynı şeyi söylüyorlarmış.&lt;br /&gt;red kit var televizyonda. ona dalıyorum.&lt;br /&gt;ton ton icraatın içinden geçenleri anlatıyor, iki pamuk tarlası görüp kapatıyorum.&lt;br /&gt;barbie bebeklerim var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra yıldırım akbulut fıkra kitaplarına düşmüş, yazık. onları okuyorum. &lt;br /&gt;babam dyp'ye oy veriyor. "iyi mi onlar?" diyorum, pazardan limon seçiyoruz sanki. "baba halkı kurtaracak mı?"&lt;br /&gt;buralarda az çok ilgimi çekmeye başlamış haberler. plastip şov izleyip ara sıra "hmm" diyorum. &lt;br /&gt;tansu çiller'in ilk ve şimdilik tek kadın başbakan olması ilgimi çekiyor. ama o da hikaye gibi. sadece benim için mi? fak fuk fon'dan fan fin fon'un türetildiği bir zamandayız. salih memecan çiziyor bunları. dönem yıldırım akbulut fıkralarından farksız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;lisede ilk hamlemi yaptığımı hatırlıyorum. ders felsefe. konu nereden açıldıysa demokrasiye gelmiş. çocuğun birine "ramazan ayında üniversite kantinlerinin taşlandığı bir ülke için demokratik diyemezsin!" diye çıkışıyorum. öğretmenim de destekleyince tartışma fazla büyümüyor. hepimiz çocuğuz ki hala. "peki senin ekonomiden haberin var mı?" deseler pısıp kalacağım ama onlar da bir şey bilmiyorlar. ben zaten ekmeğin kaç lira olduğunu hala bilmem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gel zaman git zaman, üniversitedeyim. çağdaşlarımın çoğu gibi apolitizm ciğerlerime işlemiş. buna rağmen ailem beni okula göndermeden önce "bizi utandıracak bir şey yapma, n'olur" diyor. bir arkadaşım sosyalist manita yapmış, üç beş cümle öğrenmiş ondan. ara sıra "kahrolsun faşizm" diye celalleniyor. politika konuşmuyorum, arkadaşımın faşizmin anlamını bildiğinden bile şüpheliyim. yıllarca okumuşum, kavramları öğrenmişim, sıra ancak ülkede olan biteni anlamaya gelmiş. yavaş yavaş her şey, yavaş yavaş, sindire sindire.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben olaylara hakim olana kadar bülent ecevit'in başbakanlığı bitmiş, abdullah gül gelmiş. konuşmaya, eleştirmeye yavaş yavaş başlamışım. sonra her şey ara sıra celallenerek, geçmişe bakıp umutsuzluğumu hiç kaybetmeyerek gelmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kitapta ise şimdi süleyman yeniden başbakan oldu. bölüm bitince bıraktım, bunları düşündüm. resmi geçit bir roman. güzel bir roman. şebnem işigüzel romanını gerçeklerden çıkardığında işi daha güzel oluyormuş. yer yer "vay anasını sayın seyirciler" dedirtiyormuş. darbeden sonra neler olduğunu dedikodulu gerçekli okumak isteyenler içinmiş bu kitap. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra kardeşim "mesela kemal kılıçdaroğlu'nu neden sevdiklerini sorsan yine bir şey diyemezler" diyor. &lt;br /&gt;kaşlarımı çatıyorum. "kemal kılıçdaroğlu'nun sevilecek bir tarafı yok," diyorum, "chp'ye oy verecek olmamın tek nedeni meclis'te muhalefeti güçlendirmek. o da ne biçim muhalefet olacaksa..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;liderliği konuşuyoruz sonra. konu bir şekilde kaynıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bugün eski patronumun "&lt;a href="http://birgun.net/writer_index.php?category_code=1231167572&amp;news_code=1300711594&amp;year=2011&amp;month=03&amp;day=21"&gt;akp'nin ruhu&lt;/a&gt;" başlıklı yazısını okuyor ve hak veriyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;velhasıl kelam, tuhaf bir ülke türkiye. bizler de bir şekilde bu tuhaflığın içine düşmüşüz, yaşıyor ve öğreniyoruz. yaşıyor ve değişiyoruz. yaşıyor ve nihayetinde aklımızda bir türkiye masalıyla ölüyoruz. o masal ki, kitabın arkasında şöyle geçiyor: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Hangi ülkenin halkından gizlenen, yüzleşemediği bir tarihi varsa, siyasetçilerden başka duyan bilenin kurşuna dizildiği bir sırrı varsa, pislik yığının üzerinde oturuyordur o ülke."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-2987828251124901160?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/2987828251124901160/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=2987828251124901160&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/2987828251124901160'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/2987828251124901160'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/03/30-yl-1-arpa.html' title='30 yıl, 1 arpa'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-8990897570953051718</id><published>2011-03-16T20:47:00.000+02:00</published><updated>2011-03-16T20:48:46.505+02:00</updated><title type='text'>Sahi, ne oldu Asiye'ye?</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Asiye, severim seni öldüresiye&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Senin gözlerin mavi, yeşil, kara. İndir onları yere, bakma sakın hayata. Senin ellerin güzel Asiye, parmakların ipince. Severim seni ama olmuyor bulaşıklar kalınca. Asiye severim seni, sen bana hayat verdin. Bana yemek verdin Asiye, suyumu elinden içtim. Çocuk verdin bana üç demedin, beş demedin. Elbet vereceksin Asiye, lafımı iyi belle! Ben seni karım ettim. Seni bensiz yarım ettim. Yuvamın sultanı ettim, saçını süpürge ettim. Asiye, ben seni kadın ettim. Bir yere gidemezsin!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seviyorum lan seni, ütüyü kim yapacak? Asiye, çocukların karnı aç. Az vurduysam ne olmuş, hemen annenlere kaç! Asiye, ben sevmesem seni, vurur muyum hiç öyle? Aşkımız ölümüne değil miydi sen söyle? Asiye, gitme dedim! Bak çok pişman olacaksın… Ben erkek kalacağım, sen mevta olacaksın… Sana "abartma" derler, derdini kime anlatırsın?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlatamazsın Asiye, eve dön! Evde severim ben seni öldüresiye…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Zeynep Arkan&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asiye bizim komşumuzdu. Alt katta otururdu. 3 yaşında bir çocuğu vardı, bir de kocası. Sarı saçları, mavi gözleri vardı, daha 24 yaşındaydı. Açık saçık giyinmezdi ama arkasından bakanı çok olurdu. Pek laf atılmazdı herhalde, Asiye evden çok fazla çıkmazdı. Ara sıra çocuğunu pusetine oturur, bakkala kadar giderdi. İki sokak ileriye. Sessiz sedasız bir kadındı. Annemi çok severdi. Bize gelirdi bazen. Ben pek yanlarına gitmezdim ama mutfaktan gelen fısıltıları duyardım. İki çay karıştırma şıngırtısı, bir iki iç çekiş, biraz fısıltı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra bir akşam Asiye fısıldamadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evde tek başımaydım ben, yatağımda oturmuş kitap okuyordum. Alt kattan bir gürültü geldi. "Sandalye devrilmiştir herhalde" derken bir çığlık. Bir yandan cam kırılma sesleri, bir yandan ağlamalar. Alt katta deprem oluyor resmen, Allah aşkınalar Allah belanı versinlere karışıyor. Allah her yerde diye öğretilmiş bize. Ama o sırada orada Allah yok, iyilik yok, merhamet yok, sadece duvara vurulan bir kafanın çıkardığı tok ses var. Sırtta parçalanan bir sandalyenin çatırtısı, şakağa isabet eden bir vazonun şangırtısı. Öyle dehşet verici ki alt kattan gelen sesler, sanki Asiye'nin değil, benim kemiklerim kırılıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçimden bir ses "kalk," diyor, "git kapıyı yumrukla da durdur bu vahşeti." Başka bir ses polisi aramamı söylüyor, bir başkası komşulardan yardım istememi. İçimdeki tüm sesler harekete geçmemi söylerken ben duruyorum. Donmuş kalmışım. Gözlerimden elimdeki kitaba pıtır pıtır yaşlar dökülüyor. Ne kitabı çekebiliyorum, ne yataktan kalkabiliyorum. Sesim bile çıkmıyor, öylesine donmuşum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra patırtı bitiyor. Bir çocuk, bir de Asiye ağlıyor. Sonra Asiye de susuyor. Sonra çocuk da susuyor. Sonrası, sessizlik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonrası, gecelerce süren kabuslarım. Sürekli kendimi suçlamam. Donup kaldığım, müdahale edemediğim için kendimi yiyip bitirmem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-o-o-o-o-o-o-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi gün fısıltılar tüm apartmanda yankılanıyor. Kadınlar kurulu toplanmış, Asiye'ye ne olduğunu konuşuyor. Asiye onların yanında değil. Annesinin yanına kaçmış. Hastaneye gitmesi gerekmese dışarı adımını atamazmış. Kırılıp da yen içinde kalmış koluyla çocuğunu sabit tutmaya, sağlam kolunun ucunda titreyen eliyle kaşığı ağzına sokmaya çalışıyor o anda. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı apartmanda oturduğumuz yengem annemle birlikte eve giriyor. Çay koyuluyor yine, belli ki muhabbet uzun sürecek. Hoş geldin demeye gidiyorum yanlarına, asıl amacım Asiye'ye neler olduğunu öğrenmek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Selamlaştıktan sonra soruyorum, "Sahi, ne oldu Asiye'ye?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Hastaneden sonra annesine gitmiş," diye anlatıyor yengem, "gece kolu alçılı geldi, çocuğu alıp gittiler. Adamı görsen, özrün bini bir para. Yalvardı, yakardı, Asiye’yi eve sokamadı."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Girmez tabii bir daha o eve. Eşşoğlu eşşek kadının kemiklerini kırmış."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Annem küfür etmemem için uyarıyor. Yengem gayet ciddi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Eninde sonunda dönecek. Kocası nihayetinde, çocuğunun babası."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Niye dönsün canım? O adama ihtiyacı mı var?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Var tabii. Tek başına nasıl büyütecek çocuğunu? Piç gibi mi büyüsün çocuk? Hem evlilik öyle her aklına estiğinde bitirilecek bir şey değil."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ne gerekiyor bitirmek için yenge? Ölene kadar sürsün diye başlanıyor da 24 yaşında ölmek mi gerekiyor? Adamı mı savunuyorsun anlamıyorum ki!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Adamı savunmuyorum, yapmış bir cahillik işte. Bundan sonra anlaşırlar, Asiye de bir daha dayağı hakedecek bir şey yapmaz, yuvalarını yıkmadan yaşayıp giderler."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O kadar sinirlenmişim ki, sesim yükselmiş, annemin gözleri şaşkınlıktan kocaman açılmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ya ne demek dayağı hakedecek bir şey yapmaz ya? Nasıl hakediliyor bu dayak söyler misin? Sanki amcam yüzüne tükürse yarabbi şükür diyecek gibi konuşma ya!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Amcan öyle şey yapmaz. Okumuş insanlarız biz."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Okumuş diyorsun da Asiye'nin kocası da üniversite bitirmiş, koskoca şirket yöneten adam. Sadece okumakla olmuyor ki bunlar. Sen duydun mu o sesleri? Bırak cahilini okumuşunu, o herif insanlıktan çıkmıştı dün akşam. Ben donup kaldım, şimdi bir şey yapamadığım için ne kadar pişmanım. Bir Allahın kulu da yardım etmeye çalışmaz mı ya? Polisi arayan bir kişi çıkmaz mı şu koskoca apartmandan?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Aile meselesi bunlar, karışılmaz. Mutlaka vardır bir nedeni. Hem sen küçüksün, anlamazsın böyle şeylerden. Kim bilir neler oluyordur aile içinde."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bunu normal karşılayabildiğine göre senin insanlığından da şüphe ediyorum artık yenge."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu lafım annem için bardağı taşıran damla olmuştu. Yüzüme "yengenle ne biçim konuşuyorsun sen" anlamında bakması yetti. Sınırı aştığımı düşündüğümden değil, annemin sinirlerini daha fazla bozmamak için masadan kalktım, odama gittim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-o-o-o-o-o-o-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine içim içimi yedi. Daha neler söyleyebileceğimi kafamda kurarken tekrar düşündüm. Annemin neden bütün bu tartışmada hiçbir yorum yapmadığını sordum kendime. Hak verdim sonra. Annem akıllı kadındır, kiminle ne konuşacağını bilir. Davul zurnayı az bulacak kişiye laf anlatmaya çalışıp kendi sinirlerini de bozmaktansa nazikçe konuyu kapatır. Dinlemez, yorum yapmaz. Sabit fikre karşı koyamayacağını bilir annem. Buna rağmen saygıda kusur etmez, kırıcı davranmaz. Diyorum ya, akıllı kadındır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mutfakta benim yerime özür dilememiştir. Bazen susmam gereken yeri söylese de bana ve düşüncelerime de saygısızlık etmez. Bir tanedir o.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yengemin ise nasıl böyle olduğunu aklım almıyor. Büyük şehirde doğmuş, üniversite okumuş, bir süre çalışıp evlenmiş ve bir çocuk yapmış. Aile içi şiddete maruz kaldığını hiç sanmam, en azından amcamla evlendikten sonra öyle bir şey yaşamadığından eminim. Eğitimliyim diyor ama kadın haklarıyla ilgili her konuda nasıl bu kadar kadın düşmanı kesilebiliyor, anlam veremiyorum. O kadar garip ki; kızların üniversiteye gitmeleri gerektiğini söyler; "kız okuldan dönerken taciz edilmiş" desek, "okula eğitim almaya gitmiyor ki bunlar, kesin kuyruk sallamıştır" diye cevap verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diplomasıyla sınıf atladığını düşünüyor ama nato kafa nato mermer. Belki de ben anlamıyorum onun engin bilgeliğini, bu yüzden aptallık gibi geliyor. Ama kadın her konuda nasıl suçlu olabilir ki? Bir insan nasıl dayak yiyecek kadar suçlu olabilir? Şiddet nasıl bir hak olarak görülebilir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki annemin yaptığı en doğrusu. Ama ben sessiz kalamıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-o-o-o-o-o-o-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşam eve gelince annem "Yemeği yakmış," diyor, "çocuk hastaymış, onunla ilgilenirken yemeği yakmış."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-o-o-o-o-o-o-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Annem sık sık ziyaret etti Asiye'yi. Zamanla iyi haberlerini alır oldum. Önce yaraları iyileşmiş, alçısını çıkarmışlar. Kocası sık sık dayanıyormuş kapısına, özür üstüne özür diliyormuş. Çocuğuyla bir iki saat geçirdikten sonra kös kös dönüyormuş evine. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim alt kattan da taşındı bir süre sonra. Çocuğu daha sık görme bahanesiyle, Asiye'nin annesine yakın bir yer bulmuş. Her akşam iş dönüşü uğrayıp çocuğunu değil, Asiye'nin evde olup olmadığını soruyormuş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O kadar ağlayıp yalvarmanın üzerine bir ara barışacak gibi olmuşlar. Daha ilk buluşmalarında, sudan bir sebeple bas bas bağırmaya başlayınca adam, Asiye anlamış odunun aynı odun olduğunu. Hemen boşanma davası açmış, adam istemese de ayrılmışlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada Asiye iş bulmuş kendine. Evin yakınındaki bir esnaf lokantasında yemek yapıyormuş. "Yıllarca evde soğan doğradım, bir yemeği yaktım diye hayatımın dayağını yedim, şimdi yemek yapınca hem para kazanıyorum hem de müşterilerin ne kadar memnun olduğu geliyor kulağıma. Ne güzelmiş böylesi" diyormuş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüzündeki morluklar da geçince güzelliği yeniden ortaya çıkmış. Bakan bir daha bakıyormuş. Neyse ki terbiyeli insanlar varmış çevresinde. Asılmak yerine takdir ediyorlarmış sadece. Asiye mutluymuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-o-o-o-o-o-o-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunları duydukça seviniyordum ben de. Bir kadının, çocuğuna rağmen, kocasından ayrılacak cesareti göstermesi, kendi ayaklarının üzerinde durabilmesi mutlu ediyordu beni. Angut gelmiş angut gidecek yengemin haksız çıkması, kadınlar adına umut veriyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra bir akşam okuldan döndüm, annemi ağlarken gördüm. "Büyük bir şey olmasa ağlamaz annem" dedim, sorunun ne olduğunu merak ettim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Asiye" dedi annem, ağzını eliyle kapatıp başını iki yana salladı. Sanki öyle ayıp bir şey söyleyecekti ki dili varmıyordu, sanki ağzından çıkacak sözleri eliyle engellemeye çalışıyordu. En kötüsünü düşündüm birden, ellerim titremeye başladı. Aklımdan geçenleri kafamda büyütmek yerine sordum, "Ne oldu Asiye’ye?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aradan dakikalar geçti. Annem ağlamaktan, içini çekmekten cevap veremedi. Konuşmaya başladığında cümleleri hıçkırıklarla kesildi. Annem Asiye'nin başına gelenleri insanlığına yediremedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğrendim ki, biriyle tanışmış Asiye. Lokantanın yakınlarında bir dükkanı varmış. Öyle şirket falan yönetmiyormuş, çok zengin sayılmazmış ama iyi bir adammış. Nazikmiş, şefkatliymiş, bekarmış. Ufak tefek sohbetlerle başlayıp arkadaş olmuşlar, sonra sevmişler birbirlerini. Gel zaman git zaman, Asiye adamı çocuğu ve annesiyle tanıştırmak için eve davet etmiş. O gece Asiye'nin eski kocasının çocuğunu göreceği tutmuş. Davetsiz, pat diye damlamış eve. Adamı görünce de apar topar çıkmış kapıyı çarparak. Hiçbir şey söylememiş. Hiçbir şey söylemesi gerekmemiş. Yine de Asiye'nin annesi içinden "Eyvah!" demiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi sabah Asiye işe gitmek için evden çıkmış. Daha sokağın başına gelmeden çığlıklar yükselmeye başlamış. Öyle çığlıklar ki, hayvan boğazlıyorlar sanırsınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Gitti kızım!" demiş Asiye’nin annesi cama koşarken. Bir de bakmış ki, eski kocası hala bıçaklıyor Asiye'yi her yerinden. Asiye yerde çığlık çığlığa, annesi pencereden sarkmış "Yardım edin kızıma" diye bağıyor, yine bir kişi yerinden kıpırdamıyor. Hepsi mi donup kalmış benim gibi, hepsi mi korkak, hepsi mi aile meselelerine karışmaya karşı? Kim bilir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilinen bir şey var ki, Asiye o kadar insanın önünde 27 kez bıçaklanmış. Bağıra bağıra, inleye inleye katledilmiş. Ambulans geldiğinde ölüymüş zaten, üzerine gazeteler örtülmüş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-o-o-o-o-o-o-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi merak ediyorum, Asiye'nin üzerine örtülen gazetelerde kaç kadının cesedi vardı kim bilir?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-8990897570953051718?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/8990897570953051718/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=8990897570953051718&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/8990897570953051718'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/8990897570953051718'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/03/sahi-ne-oldu-asiyeye.html' title='Sahi, ne oldu Asiye&apos;ye?'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-4020510866749837832</id><published>2011-03-16T14:42:00.003+02:00</published><updated>2011-03-16T16:33:43.726+02:00</updated><title type='text'>distopya</title><content type='html'>gün geçmiyor ki cennet vatanımızda bir acayiplik olmasın. olur. her şey olur. mesela başbakanımız nükleer felaketi pilavın altının tutmasına &lt;a href="http://www.milliyet.com.tr/erdogan-dan-nukleer-enerji-aciklmasi/siyaset/sondakika/15.03.2011/1364636/default.htm?ref=haberici"&gt;indirger&lt;/a&gt;. neden olmasın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;neyse. bugünlük bunları bırakalım. bu aralar çok siyaset yazdım, bu kadar istikrar beni gerer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yeni işsizlik sürecimde iki buçuk haftayı doldurdum. evden çalıştım, ara sıra ajansa gittim, çok oturmaktan belim ağrıdı, bol bol film izledim ve kitap okudum. bunları hala yapıyorum. durumum gayet iyi yani. tuzum kuru. dolayısıyla yine istediğim gibi konuşup yazabilecek durumdayım. yine de ikinci hafta dolarken huzursuzluk başladı. bir ara muhakkak yeni iş bulmam gerekecek. şimdilik erteliyorum, çünkü bunu yapabiliyorum. ama gerekecek. şimdi olmasa önümüzdeki ay. önceki işsizlik deneyimimden çıkardığım sonuçlara göre kitap yazmaya falan çalışmıyorum. öğrendim ki, bu huzursuzluk istediğim gibi yazmamı engelliyor, acele etmeme ve söylenecek her şeyi bir cümleye sığdırmaya çalışmama neden oluyor. tuzum iyice kurumadan böyle bir şeye girişmek biraz anlamsız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tuzun iyice kuruması da ne demek? okunmayacağını bildiğin bir kitabı yazma cesaretini göstermek demek. değil mi ama? şimdi birkaç arkadaş dışında kim raflardaki binlerce kitap arasında inci vardar ismini görecek de ilgilenip kitabı alacak? neden böyle bir riske girmek istesin? insanın adı orhan pamuk falan değilse, yazarlıktan (en azından roman yazarlığından) para kazanması çok zor. yani maddi kaygılar tamamen ortadan kalkana kadar kitap bekleyebilir. ne de olsa birkaç yüz sayfada devrim yaratacak değilim, bunu da biliyorum. gerçek yaşamda iki eksi bir artı etmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çalışma kaygılarım yeniden su yüzüne çıkmışken iş aramaya başlayabilirdim. yapmadım, yapmıyorum. şimdi evde de reklamcılık yaptığım halde ajanslara, müşterilere, zaman kısıtlamalarına, yolda harcanan zamana ve anlamsız üretime geri dönmek istemiyorum. artık reklam yazmak ve düşünmek istemiyorum. sanki dünyayı kurtaracakmış gibi önem verilerek, emek harcanarak, gecelerce uykusuz kalarak yapılan; kimseye fayda sağlamayan ve ömrü maksimum bir ay olan işlerle uğraşmak istemiyorum. öyle anlamsız bir iş ki reklamcılık, insan sabah erkenden kalkıp "bugün de muhteşem bir şeyler yapacağım" diyerek mutlu olamıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tamam, reklam sektörü bok. diğerleri çok mu pak? şimdi müşteri tarafına geçsem, mesela tekstil üreten bir kurumda yer alsam, nasıl bir şey çıkacak karşıma? sayılar, yükselen grafikler, moda haftaları için hummalı hazırlıklar, uyulmayan planlar, reklamcılara geç verilen briefler, en güzeli bile hunharca (ve haklı olarak) eleştirilebilecek işler, daha çok daha çok daha çok satış için kıç yırtmalar... bir dakika. bu insanların gerçekten her ay bir pantolon almaya ihtiyacı var mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tabi ki hayır. senin işin ihtiyaç yaratmak. ihtiyaç varmış gibi göstermek. televizyondan saatlerce, günlerce bağırarak beyin yıkamak: &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;ENDING IS BETTER THAN MENDING! THE MORE STITCHES, THE LESS RICHES!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu mu reklamcılıktan daha iyi olan seçenek?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;----------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çok zor, belki imkansız ama bir insanın hiçbir inancı olmamalı. insan öğrendiklerine, kendisine öğretilenlere güvenmemeli. her konuda, ısrarla, merakla, çocukların sürekli sorduğu "peki neden?" sorusunu sorabilmeli. doğru bilinenler değişebilir, sanıldıkları kadar doğru olmadıkları görülebilir. bilim böyle bir şey ve tam da bu yüzden çok önemli. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kaptalizm belki vahşileşmeden önce ideal sayılabilecek bir sistemdi. teoride tüm sistemlerin olumlu yanları vardır ne de olsa. kim insanın düşünme ve yaratma, bir girişim yapıp meyvesini toplama, iyi yaptığı bir işten kötü yapanlara nazaran daha çok kazanç sağlama hakkına karşı çıkabilir ki? peki bu sistem ne zaman varolmayan varlıkları alıp satma, daha fazla kar elde etmek için başkalarının haklarına tecavüz etme, hiçbir ahlak kuralına uymayacak bir hırsla daha çok daha çok daha çok isteme, gereksizi dünyanın en önemli varlığıymış gibi gösterme anlamına geldi? yoksa başından beri böyle miydi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sistemin ortaya çıkış mantığını hala savunabilen ama sonuçlarından tiksinen biri olarak soruyorum: &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;insanların artık kapitalizme inanmayacak cesareti var mı?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yoksa değişim isteyenler hala amerikan rüyasından uyanamadı mı? her şeylerini kaybettikleri halde bir gün zengin olmanın hayalini kuran var mı hala? kötü de olsa istikrarın bozulmaması için dün yaptıklarınızı bugün de yapacak mısınız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;----------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;devlet konusunda umutsuzluğa kapılmaya gerek yok. ülkeleri hükümetler yönetmiyor, onlar gerektiği zaman değişir. ya halk isyana teşvik edilir ya da beyni farklı bir şekilde yıkanır, oyları demokrasi hayalini ayakta tutmak için yönlendirilir. ülkeleri büyük şirketler yönetir. dünyayı onlar kontrol eder. çıkarları neyi gerektiriyorsa o yapılır, ülkelerin ve insanların yaşamlarıyla istedikleri gibi oynamak onların elindedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;rte iyidir ya da kötüdür diyenler yanılırlar. o hiçbir şeyi kontrol etmiyor. ona veya başka birine oy verenler hiçbir şeyi kontrol etmiyor. kendi kararlarını kendilerinin verdiğini düşünenler hiçbir şeyi kontrol etmiyor. deterjan almak için markete giden kadın bir seçim yapmıyor. seçimler herkes adına yapıldı, yapılıyor. insanın seçimi bir ilüzyondan ibaret. devleti yönetmek, devleti yöneteni suçlamak ve değiştirmek, sadece bir ilüzyon.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;iyi de, who the fuck is this master of puppets?!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;----------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;brave new world, distopik romanların en önemlilerinden biri. o dünyada çocuklar doğmuyor, üretiliyor. üretim aşamasında neyi sevip sevmeyecekleri belirleniyor. dünya klonlardan oluşuyor, farklılıklar sadece kastlar arasında. en düşük kast bile halinden son derece memnun, üst kastlardan birine dahil olmadığı için mutlu. herkes işini severek yapıyor. her şey dakik. her şey stabil. toplum, mükemmel çalışan bir vücut ve insanlar onun mükemmel çalışan parçaları. birey yok, toplum var. herkes herkesin. çıkarlar, duygusal yükselmeler ve düşüşler, korkular, ihtiyaçlar, hastalıklar yok. öyle müthiş bir düzen var ki, kahramanlığa ya da sanata ihtiyaç kalmamış. insanlar 10 yaşında ne kadar sağlıklıysa, 60 yaşında ölene kadar o kadar sağlıklı, verimli. ölüm korkusu diye bir şey yok, ölüm doğal sürecin bir parçası. ne de olsa hastalanıp acı çekerek ölmek söz konusu bile değil. vücut sürekli bir düzenden yorgun düşmesin, iniş çıkışları olmadığı için depresyona girmesin diye kimyasal destekli bireysel acılar ve heyecanlar yaşatılıyor. gün boyunca çalıştıktan sonra rahatlamak ve mutlu olmak içinse "soma" var, hiçbir yan etkisi olmayan mükemmel uyuşturucu. şiir yazılmıyor, propaganda yazılıyor. doğmadan önce başlayan propaganda dinletileri ölene kadar belirli aralıklarla sürdürülüyor. yıkanan beyin ölene kadar bembeyaz, lekesiz kalıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;herkesin aynı olduğu böyle bir toplum içinde yaşayan, başka bir alternatifin olduğunu bilmeyen, uyumsuz olmayı başaracak özelliklere sahip olmayan biri nasıl mutsuz olabilir ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;istikrar bu demek. insanlar bu anlatılanlara bir süre dehşet içinde bakmış. hala buna dehşetle bakabiliriz. aklımız böyle bir düzeni almayabilir. edebiyatın olmadığı bir toplum bize çok korkunç gelebilir. ama istikrar bu demek. en ideal haliyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yani ya özgürlükleri için savaşan halklar olacak... ya da kimsenin özgürlük gibi bir kavramdan haberi olmayacak, savaşmak için neden kalmayacak. yeniyetme bir hümaniste "savaş mı, barış mı?" diye sorsanız elbette hararetli bir barış mesajı alırsınız. barışı sağlamak için nasıl bir bedelin ödeneceğini, sonucunda oluşan toplumun mutlu, kişiliksiz robotlardan ibaret olacağını söyleseniz aynı hararetle barışı savunur mu, yoksa mavi ekran mı verir bilemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hayır, hiçbir şeyi bu kadar uçlarda düşünmek zorunda değiliz. daha zor olsa da orta yollar bulunabilir. dünya olarak şimdi o orta yollardan birindeyiz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ilerleme ve istikrar arayışı içindeysek, hangi güzergahı izleyeceğimiz bize kalmış.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-4020510866749837832?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/4020510866749837832/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=4020510866749837832&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/4020510866749837832'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/4020510866749837832'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/03/distopya.html' title='distopya'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-3565484024343351419</id><published>2011-03-13T01:57:00.004+02:00</published><updated>2011-03-13T03:06:42.326+02:00</updated><title type='text'>her ülkeye lazım bir bakan: mustafa demir</title><content type='html'>&lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Dunning%E2%80%93Kruger_effect"&gt;dunning-kruger effect&lt;/a&gt; diye bir şey var, belki duymuşsunuzdur. bu etki der ki, yeteneksiz ya da bilgisiz insanlar, kendilerini daha yetenekli ya da bilgili kişilerden üstün görür, bibok bildiklerini sanmaya daha yatkın olurlar. ben bugün bu testin nasıl insanlar üzerinde yapıldığını görmüş kadar oldum. olayın ismini "mustafa demir etkisi" şeklinde değiştirmek için başvuruda bulunmak istedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;nasıl bir hayal dünyasında yaşadığını anlayamadığım çapsız bayındırlık ve iskan bakanımız mustafa demir, japonya'da meydana gelen felaketler üzerine &lt;a href="http://www.ntvmsnbc.com/id/25191731/"&gt;yorum&lt;/a&gt; yapmış: "japonlar yapıyorsa biz daha iyisini yaparız, buna herkes inansın."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;böyle bir cümle kurmak normal insana nasip olmaz, söyleyeyim. alkolle banyo yapmış, halüsinojenin allahını almış insan bile bunu söylemeden önce bir düşünür. sayın bakanımız konuşmaya başlamadan önce ne yaptı, nasıl bir ruh halindeydi, çok merak ediyorum. merak ederken baktım biraz, ilk kendini bilmezliği değilmiş bu. 2009'da giresun'da meydana gelen sel sonucunda bölge kendisi tarafından önce &lt;a href="http://www.ntvmsnbc.com/id/24986774/"&gt;afet bölgesi ilan edilmiş&lt;/a&gt;, bir gün sonra &lt;a href="http://haber.mynet.com/detay/politika/bakan-giresunun-afet-bolgesi-ilan-edilmedigini-acikladi/462423"&gt;durum değişmiş&lt;/a&gt;. "bizi bunlar yönetiyor" diye galeyana gelecek değilim, daha ziyade endişelendim bakanımız için. bir doktora falan mı götürseler acaba, bilemedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;japonya'nın durumu için cidden üzüldüm bu arada. herhangi bir yerde olan olay beni bu kadar üzmüyor, açıkça söyleyeyim. hümanizmle alakam yok zaten. haiti'de deprem olduğunda mesela o kadar da ilgilenmedim. insan minsan demiyorum, japonya için ayrımcılık yapıyorum çünkü onlar dünyanın açık ara en fantastik halkı. tüm tuhaflıklarıyla kültürel mozaik dediğimiz şeyi en fazla renklendiren bu insanların başına kötü bir şey gelmesi beni üzüyor. kendilerini "yürü be çapon!" nidalarıyla destekliyorum şu anda, aslanlarım bir yıla kalmaz toparlarlar sanıyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bugün (yani aslında dün) &lt;a href="http://march12.rsf.org/en/"&gt;world day against cyber-cencorship&lt;/a&gt; imiş. ben bunu bilmiyormuşum. bilsem ne olacakmış, ondan da emin değilmişim ama böyle bir gün varmış. neredeyse iki haftadır kapalı olan blogger'a yasadışı yazdığım yazılara bir diğerini ekler ve digiturk'ü yedi sülalesiyle birlikte anarken bu konuya da değinmek istedim. basın özgürlüğü konusunda bile &lt;a href="http://www.ntvmsnbc.com/id/25191099/"&gt;bildiğini okumaya kararlı&lt;/a&gt; bir ülkede yaşarken bir anlamı olur mu acaba?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o değil de, kaç gündür aklımda bir &lt;a href="http://www.tknlj.com/devlet-bizi-bu-sefer-cok-feci-koruyacak/"&gt;link&lt;/a&gt; vermek var, unutuyorum hep. bu linkte diyor ki, devletimiz ak götü kara götü meydana çıkarmak için yeni internet yasası hazırlamış. yasa her zamanki gibi yuvarlak cümlelerden, nasıl gerçekleştirileceği açıklanmayan uygulamalardan müteşekkil. yazıda geçen önemli noktalardan biri "internet sansürünün otomasyona bağlanacak olması", bir diğeri ise servis sağlayıcımızın imzalatacağı sözleşmede "kurumun belirlediği profillerin içeriğini kabul ediyor olmamız". biri standart olmak üzere dört profilden bahsediliyor ve o standart da -yine nasıl olacağı belirtilmemiş bir şekilde- genişletilip daraltılmaya açık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sanıyorum &lt;a href="http://www.sansursuzinternet.org.tr/"&gt;sansürsüz internet&lt;/a&gt; topluluğu'nun bu konuda söyleyecekleri ve yapacakları olacak. bir fikir yürütememekle birlikte, heyecanla bekliyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-3565484024343351419?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/3565484024343351419/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=3565484024343351419&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/3565484024343351419'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/3565484024343351419'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/03/her-ulkeye-lazm-bir-bakan-mustafa-demir.html' title='her ülkeye lazım bir bakan: mustafa demir'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-2017296752677266471</id><published>2011-03-10T20:18:00.006+02:00</published><updated>2011-03-11T00:47:38.844+02:00</updated><title type='text'>kısa kısa</title><content type='html'>komik arkadaşlarım var benim. erçin demiş ki; "ilk ve orta dereceli okulların tatil edilmesinin asıl sebebi kar tatili değilmiş, hüseyin üzmez'in tahliyesiymiş."&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;kendisini tebrik ediyor, bu müthiş saptama üzerine başka bir şey söylemeyi gereksiz buluyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;twitter'da takip ettiğim kimse yok, çünkü twitter'ım yok. bazen yazmak için değil ama okumak için açsam mı diyorum. bir melih gökçek ya da kemal kılıçdaroğlu'nun 140 karakterde neler saçmaladığını falan merak ediyorum. neyse ki iyice delirdiklerinde haber oluyor da gazetelerden takip edebiliyorum. melih gökçek'in performansı şahaneymiş mesela bu aralar, işi gücü bırakıp twitter'dan sorumlu devlet bakanı olma yolunda ilerliyormuş. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bugün herkes istifa edip çeşitli partilerden aday adayı olmuş, ne güzel. sanırım bir gün türkiye'de herkes 15 dakikalığına siyasete atılmış olacak. benim hedefim içişleri bakanı olmak. zira ne kadar kendimi kaybetsem beşir atalay'ın "basın özgürlüğünde abd'den daha ileriyiz" cümlesi kadar saçma bir şey söyleyemem. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;başbakanımız da bu konuda yorumunu yapmış. avrupa parlamentosu'nun türkiye'de basın özgürlüğü üzerine hazırladığı rapor kendisini sinirlendirmiş gibi, biraz da değil gibi. adamlara dengesiz demiş, ısmarlama rapor yazmışlar demiş... ama diğer yandan tavrını koymayı unutmamış. hemen her icraatlarında batıyı örnek veren hükümetimizin başı bu konuda der ki; "adım atmamıza gerek yok, onlar rapor hazırlamakla, biz de bildiğimizi okumakla görevliyiz." canım benim... psikologlar yerine "aile imamı" gibi bir kavram getir, bunun açıklaması olarak "e amerika'da falan millet psikologa gitmek yerine günah çıkarıyor, o da rahatlama bu da rahatlama" de, özgürlük gibi bir konuda da neğalagasıvar diye bildiğini oku. olur tabi. bunu da lokma lokma yutan çıkıyor ne de olsa.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;bu arada akp stratejilerine bayıldığımı söylemeden geçemeyeceğim. sol partilerden biri böyle bir zeka, istikrar ve kurumsal birlik gösterse, bunlar gibi nabza göre şerbet vermeyi becerebilse ülkede doğru düzgün siyaset yapılırdı. bunlar yüzünden haziran'ı resmen kara kara düşünüyorum, elim oy pusulasına gitmeyecek. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sabahtan beri sinirden başım ağrıyor. ismini vermek istemediğim bir akrabamın, aklı başında akrabalarımdan dinlediğim gerzek yorumları beni benden aldı. sülalemin %99'u müslüman ve bununla hiçbir sorunum yok, allah kabul etsin. bu kitle içinde küçük bir dangalak kısım yer alıyor ve ne kadar küçük olursa olsun sorun ediyorum. aslında var ya, &lt;a href="http://www.vidivodo.com/543869/nihat-dogan-felsefe-okullari-_-komik-reklam"&gt;nihat doğan&lt;/a&gt; akrabam olsaydı ancak bu kadar sinirlenebilirdim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bugün yine enteresan bir &lt;a href="http://haber.mynet.com/detay/guncel/akpli-yonetici-ortusuz-kadin-satiliktir/559819?utm_source=mynet&amp;amp;utm_medium=www&amp;amp;utm_campaign=home_haber_thumbnail_1"&gt;haber&lt;/a&gt; gördüm. akp ünye tanıtım ve medya başkanı süleyman demirci demiş ki; "örtüsüz kadın perdesiz eve benzer. perdesiz ev ya satılıktır ya da kiralıktır." o kadar bayılıyorum ki bu dangalakların çok zekice sandıkları benzetmelerine. biri fişle prize sarar, biri dekoltesi olan kadın tecavüzü hakeder der... bana da kaç gündür kadınlarla kafayı bozdurdular.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;türkiye'deki internet sansürü bugüne bugün avrupa insan hakları mahkemesi'nin konusu oldu. bazen "ah ulan," diyorum, "amerikalılar gibi ota boka dava açacak şekilde yetiştirilmedik ki!" herhangi bir konuda şak diye dava açacak ya da en azından suç duyurusunda bulunacak dirayetimiz olsa fena mı olurdu? bu şikayetime bizzat dahilim. üşengeç geldik, suçlu gideceğiz anasını satayım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bir ara "demokrasi diye bir şey yoktur" başlıklı bir yazı yazmak istiyorum. araştırmak, toparlamak falan lazım. bir de uzadıkça uzar şimdi. üşeniyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bu aralar parçalı bulutluyum ya, belgesel izleyip ağlayasım var sanki. romantik komediler kesmiyor tabii, ille de dünyanın içine nasıl ettiğimizi göreceğim. &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt1286537/"&gt;food inc.&lt;/a&gt; ile başladım. bakalım, hayırlısı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;son söz olarak, unutmadan: &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=iMUiwTubYu0"&gt;it's just a ride&lt;/a&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-2017296752677266471?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/2017296752677266471/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=2017296752677266471&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/2017296752677266471'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/2017296752677266471'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/03/ksa-ksa.html' title='kısa kısa'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-7358561001434258726</id><published>2011-03-09T15:37:00.003+02:00</published><updated>2011-03-09T16:03:01.797+02:00</updated><title type='text'>toparlanın, vazgeçiyoruz.</title><content type='html'>siz belki bunu bir yergi yazısı olarak algılayacaksınız saygıdeğer okur, ama aslında ben kobider genel başkanı sayın nurettin özgenç'e teşekkürlerimi sunmak istiyorum. az önce okuduğum &lt;a href="http://gundem.milliyet.com.tr/-feministler-esitlik-hayalinden-vazgecsin-/gundem/gundemdetay/09.03.2011/1362045/default.htm"&gt;haberle&lt;/a&gt; gözlerimi açtı, nasıl bir yanılgı içinde yaşadığımı bana gösterdi.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;beyefendi demiş ki; "feministler eşitlik hayalinden vazgeçsin. eşitlik bir safsatadır. fiş prize eşit değildir." bununla da kalmamış, neden eşit olmadığımızı "bariz" bir örnekle açıklamış; "kadın erkek aynı lokantada, aynı çatal bıçakla yemek yerken, ayrı tuvaletleri kullanırlar."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;yoo yoo, bu kadarla bırakmamış sayın özgenç. pipi ve kuku dışındaki farklarımızı da ortaya koymuş: "zarafette, duygusallıkta, nezakette, şefkat ve merhamette erkek kadına yetişemez. akli muhakemede, soğukkanlılıkta, fikri tahlil yani çözümlemede de kadın erkeğe yetişemez."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;yani bu ne demek? yıllarca okuduğumuz şairler, yazarlar aslında hödüktü, o şiirleri kesin kadınlar yazmıştır, erkekler kurnazlık edip kadınlardan çalmıştır demek. ikinci cümlenin anlamı ise şöyle bir şey: ümit boyner, isminden de anlaşılacağı üzere, aslında bir erkek. sonra bir marie curie. o aslında bilim insanı değil, bu işi yapmaya yetkin olan erkeğine çay kahve taşırken sebeplenmiştir ancak.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;haksız mı şimdi? bahsettiği bu durum ulu bir bilgeliği, üstün bir zekayı yansıtmıyor mu? böyle anlamlı yorumlar karşısında bizim de eksik etekliğimizi, elimizin hamurunu, boş işlerle uğraştığımızı farkedip vazgeçmemiz gerekmiyor mu? yıl olmuş 2011, hala neyin kavgasını veriyoruz biz kadınlar?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ya da mesela, ben şimdi tutup bu adama gerizekalı desem, hakaret sayılır mı?&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-7358561001434258726?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/7358561001434258726/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=7358561001434258726&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/7358561001434258726'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/7358561001434258726'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/03/toparlann-vazgeciyoruz.html' title='toparlanın, vazgeçiyoruz.'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-4006121366336274969</id><published>2011-03-08T22:32:00.002+02:00</published><updated>2011-03-08T23:12:38.753+02:00</updated><title type='text'>kutlama varmış?</title><content type='html'>canım kadınlar &lt;div&gt;cicim kadınlar&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bir günün başına "kadın" eklenince &lt;/div&gt;&lt;div&gt;kendilerinden geçen meczup kadınlar&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;günün anlam ve önemini belirtmek için yazdığım bu şiirin anlamı şöyle bir şey:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;kadınlar günü, oricinıl ismiyle "international working women's day", eşinizden bir kutlama, belediyenizden bir tutam çiçek bekleme günü değildir. "kocamdır, her gün iki fiske vurmasına bir şey demem ama bugün kadına yönelik şiddete hayır" günü hiç değildir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;günün anlam ve önemini belirten çiçeğini alıp kendileri için düzenlenen şıkır şıkır organizasyonlara göbek atmaya giden hemcinslerim, yanlışlardasınız. bütün ömrünüzü kısır ve börek eşliğinde komşularınızda, yıkadığınız çamaşır ve bulaşıklar için takdir görmemeyi doğal sayarak evinizde, "eve ekmek getirme görevi elbette eşime düşer" diyerek mutfağınızda geçirmekteyseniz, bugün sizin gününüz değil. bugün kadının ekonomik, sosyal ve politik özgürlüğünü kazanması adına kutlanan, bildiğiniz sosyalist bayram. 1 mayıs neyse, bu da o yani. siz kendinizi bugün doğum gününüzmüşçesine özel hissedesiniz, -eğer varsa- mücadelenizi bir tane kırmızı karanfile satasınız diye oluşturulmuş bir gün değil.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bugün her gün duyurmaya çalıştığınız sesi bir araya gelerek, tek yumruk olarak yükseltme günü. hiç de reklamlarda söylendiği gibi, eşinizden bir tek taş daha isteme günü değil. kendinize gelin.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;şahsen kadınlar gününe karşıyım. yıl olmuş 2011, günün tarihi dayanıyor 1911'e, hala kurtulamadık mı bu ayrımcılıktan? hayır, kurtulamadık. bu çok açık. ama madem kadın ve erkeğin eşitliğini savunuyoruz, eşit davranmaya daha savunmanın başladığı gün başlamak gerekmiyor muydu? kadın olduğunuzu fark ettiğiniz anda "eşitiz biz ve bu eşitliği sonuna kadar savunacağız" demeniz gerekmiyor muydu? 7 mart ve 9 mart, 8 mart gibi olmadıkça ne anlamı var kutlamanın?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;o ilk tokadı yediğinizde suç duyurusunda bulunup karşılık vermediyseniz, hiç kusura bakmayın, bugün sizin gününüz değil. erkeklerle aynı işi yapıp daha az maaş alıyorsanız ve buna başkaldırmıyorsanız, kutlamayın bugünü. eşiniz ve çocuklarınız size hiçbir akşam "ellerine sağlık" demiyorsa, bugün verecekleri çiçeği kabul etmeyin. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ve "kadınlar günü" diye bir günün varlığı bile unutulana kadar mücadelenizi sürdürün.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-4006121366336274969?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/4006121366336274969/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=4006121366336274969&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/4006121366336274969'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/4006121366336274969'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/03/kutlama-varms.html' title='kutlama varmış?'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-8599951268894912266</id><published>2011-03-06T01:33:00.008+02:00</published><updated>2011-03-09T00:27:35.119+02:00</updated><title type='text'>kalp sıkışması</title><content type='html'>bazen kalbim sıkışıyor. bazen bir anlığına, birkaç saatliğine, "her şey bırakılabilir," diyorum, "yaşamak bile." yaşadıklarımdan değil. izlediklerimden. dinlediklerimden. müdahale edemediklerimden. çaresizliğimden. korkaklığımdan. &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;b&gt;ben bir şey yaşamıyorum.&lt;/b&gt;&lt;/span&gt; dört polisin birden copla saldırdığı 10 yaşındaki silahsız çocuk değilim ben. eşim beni güpegündüz, sokak ortasında 10 kere bıçaklamadı. şu anda işsizsem bile kendi seçimimle; "dayanacak gücüm kalmadı" diyerek şirketimi kapamak zorunda bırakılmadım. ben bir çuval kömüre el açacak kadar düşmedim hiçbir zaman, dilenciliğe zorlanmadım. kardeşim okula gidebilsin diye kendi eğitimimi bırakıp sokakta mendil satmam gerekmedi. üniversite harcımı ödeyebilmek için, yüzüne bakmaya tenezzül etmeyeceğim adamların altına yatmadım. büyük ihtimalle, türkiye'de telefonu dinlenen 6 milyon kişiden biri değilim. kimse sabahın 4'ünde evime gelip arama yapmadı, ailem düşünce suçlusu olarak yıllarca işkence görmedi. ben allah'a, peygamberine ve kitabına inanan ailenin 11 yaşında, daha neyin ne olduğundan habersizken başı örtülen; inancı nedeniyle üniversiteye alınmayan kızı değilim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ben bir şey yaşamıyorum. ama izliyorum. dinliyorum. okuyorum. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;en ağır işkencenin ne olduğunu biliyor musunuz? vücudunuzda değil, ruhunuzda iz bırakan işkence en kötüsüdür. filmlerde de görmüşsünüzdür, fiziksel işkenceye cevap vermeyen kişinin en sevdiği insanı getirirler. ona yapılan işkenceyi izletirler. daha kötüsü, izletmezler, sadece dinletirler. neler olduğunu göremezken akıl bütün boşlukları kendine göre doldurur. olduğundan daha korkunç bir hale getirir. her şeyin üstüne "benim yüzümden" düşüncesi eklenir. o anın çaresizliği koskoca bir hayat olur, o hayat bir anda durur.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;neden yazmadığımı daha önce söylemiştim. herkes olan bitenin farkında, en azından bu blogu okuyan bir avuç insan. size bilmediğiniz bir şey söyleyemem.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bu akşam tanıştığım adamın anlattıklarını "evet, bunlar hepimizin bildiği, en azından rahatça çıkarımını yapabildiğimiz şeyler" düşüncesiyle dinledim. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;peki kazın ayağı gerçekten öyle mi?&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;mesela siz son 7 yılda &lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;kadına şiddetin %1400&lt;/span&gt;&lt;/b&gt; (yazıyla: yüzde bin dört yüz!) arttığını biliyor muydunuz? geçenlerde konu açılınca önce haberleri tekrar gözden geçirdim. videolara baktım. elim ayağım titredi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sonra başka videolarla karşılaştım. 20 yıl değil, daha birkaç ay öncesinin videolarında, kahraman türk polisinin nasıl vahşice bir etnik temizliğe giriştiğini bir de başkalarının gözünden gördüm. atacak taşı bile olmayan çocukların suratlarının nasıl dağıtıldığını izledim. &lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;bunların hiçbirinin türk medyasında yer almadığını&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;, bizim dışımızda her ülkenin olan bitenden haberdar olduğunu gördüm.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;medyada yer almayan sadece bu değil.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt; gösteri yapan işçilerin önüne dizilmiş, onların dayak yememesi için polisin karşısına geçmiş chp milletvekillerini hatırlarsınız. (onların da feci dayak yediğini de hatırlıyorsunuzdur.) peki televizyonda ne olduğunu hatırlıyor musunuz? muhabir chp milletvekillerinden bahsederken önce ses gider, ardından "teknik bir aksaklık nedeniyle" görüntü kesilir. allah allah?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;aklıma geceyarısı ekspresi geldi. "&lt;i&gt;yurt dışında anlatıyorlardı, filmde türkiye'nin ne kadar korkunç bir yer olduğunu görmüşler. cevap veremiyordum çünkü ben, yasak olduğu için filmi izleyememiştim. ne gördüklerini, ülkemi nasıl savunacağımı bilmiyordum&lt;/i&gt;" diyen biri vardı, yanlış hatırlamıyorsam bir reklamcı. facebook hariç bütün internetimiz de &lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;interneti kapama düğmesi&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;ne bağlı zaten. kim bilir başka neleri görmüyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;yanlış değil mi bu şimdi?&lt;/span&gt;&lt;/b&gt; siz bunun yanlış olduğunu bilmiyor musunuz? ben neden anlatıyorum o zaman? çünkü bilmeyenler var. çünkü birileri "onlar da bizim askerimizi şehit ediyor" diye bas bas bağırıyor. çünkü onların söylediklerini herkes duyuyor. %58'den çok daha fazlası buna inanıyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;burada suçlu aramıyorum. türk'ü ya da kürt'ü savunmuyorum. elazığ'da asker taşıtının arkasından koşup "hepinizi gebertecez" diye bağıran çocuk ve bütün aile panik içinde kendisini ararken, evde bir dolabın içine girmiş, elinde oyuncak silahıyla nöbet tutan çocuk benim için bir. suçlu aramak yerine soruyorum: &lt;span class="Apple-style-span"&gt;siz kim oluyorsunuz da&lt;/span&gt; bu çocukları böyle bir korkuyla ve nefretle büyütüyorsunuz? kim oluyorsunuz da her fırsatta beyinlerini yıkadığınız bu çocukları anlamsız bir savaşa sürüklüyorsunuz? kim oluyorsunuz da bu çocukların birbirini öldürmesine seyirci kalıyor, hangi yüzle onlara "vatan uğruna şehit oldu" diyorsunuz? kimin hakkını kime helal ediyorsunuz siz?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;neden sonra tefail gözyaşlarını silip içini çekiyor ve son talimatı veriyor:&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;"aracımız geldi, araftakileri çağırabiliriz artık..."&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;onüç başını yukarı kaldırıyor, "haydi gelin," diyor usulca, "çok özledik sizi."&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;o böyle der demez, yukarıdan aşağı çift çift ruhlar inmeye başlıyor.&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;palaskalı her netam'ın yanında, poşulu bir xırbo var.&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;onüç çenesini sıvazlayıp soruyor:&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;"niye çift çift iniyor yahu bunlar?"&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;tefail yanıtlıyor:&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;"onlar kardeştirler, ayrılmazlar..."&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;bu kez sonyamuk salağı, kalemini dişleyerek soruyor:&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;"ya ayrılırlarsa?"&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;tefail bir puro yakıp kederle gülüyor.&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;"olsun," diyor, "yine de kardeştirler."&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;(murat uyurkulak - har)&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;bu akşam enteresan insanlar bir araya geldi, çok şey konuştuk.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt; benim daha önce kurmayı aklıma getirmediğim bir dominoyu anlattılar. adım adım gidelim:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;süt üreticileri "bu fiyatlarla olmuyor, çalışamıyoruz, üretemiyoruz, geçinemiyoruz" diyorlar.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;başbakan hazretleri "arkanızda kimin olduğunu biliyoruz, bunlar hep &lt;i&gt;ideolojik&lt;/i&gt;" diyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;süt üreticisine destek verilmiyor. yem fiyatları artmaya devam ediyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;süt üreticisi sağılacak hayvanını kesime gönderiyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;hükümet desteği alabilen, yani iki yıl sonra ödemeye başlamak üzere faizsiz kredi alabilen ülker mandıraları satın alıyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;süt hayvanı kalmayınca yem piyasası allak bullak oluyor. kesim hayvanına verilen yemlerin fiyatları artıyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;kesim hayvanı yem alamıyor. üretim iyice zora giriyor. fiyatlar artarken, hayvanlar heba oluyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;et ve balık kurumu küçük üreticiye destek vermek yerine ithalata yöneliyor. meşhur anguslar sınırlarımızdan içeri giriyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;600 ton et satışının ardından sırbistan vizesi kalkıyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ne var ki, dışarıdan gelen hayvanlar karkas, yani derisi yüzülmüş, içi temizlenmiş, kasap vitrinlerinde gördüğümüz şekilde.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ülkeye deri girmeyince, içeride de üretim durunca, deri piyasası allak bullak oluyor. bir anda deri fiyatları üç katına fırlıyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;hayvanların eti ve kemiği dışında kullanılabilir hiçbir parçası olmadığı için sakatat fiyatları da et fiyatlarıyla neredeyse eşitleniyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;kırmızı et üreticileri "bu fiyatlarla olmuyor, çalışamıyoruz, üretemiyoruz, geçinemiyoruz" diyorlar ve kepenkleri indiriyorlar.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;türkiye'nin geçimini hayvancılıkla sağlayan bölgelerinde işsizlik artıyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ama haberlere bakılırsa türkiye'de işsizlik yüzde bilmem kaç azalıyor. nasıl oluyor bu?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;annesinin doğu illerinden birinde eczanesi olan adam cevap veriyor: &lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;yaşı küçük olanları ücretsiz çalıştırıyorlar. sigortasını devlet ödüyor.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt; &lt;/span&gt;(ne?!)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;tabii bunlar hep &lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;ideolojik&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;. padişahımız bunların arkasında &lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;kimlerin olduğunu biliyor&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;. istikrarı engellemek isteyen &lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;bazıları&lt;/span&gt; &lt;/b&gt;böyle şeyler uyduruyor. ama &lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;yüce türk milleti&lt;/span&gt;&lt;/b&gt; bu oyunlara kanmayacak kadar uyanık. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bold kelimeler tanıdık geldi mi? her hitapta tekrar edilen bu kelimelerle karşılaşmadıysanız artık alışmışsınız demektir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;referandumdan önce facebook'ta bir tartışmaya dahil olmuştum. malezya'da, fetullah gülen'in okullarından birinde eğitim gören (muhtemelen zehir gibi) bir eleman türkiye'de durumun şahane olduğundan bahsediyordu. ülkesine geldikçe en dandik arabanın q5 olduğunu görüyormuş. nerede gördüğünü sormuştum. istanbul'un bir sefaköy'ü, türkiye'nin bir ardahan'ının olduğunu biliyor muydu acaba? peki siz biliyor musunuz; &lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;faşizmle yönetilen hiçbir ülkede fakirlik sorun değildir&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;. en basiti hitler'i düşünün. alman halkı işsizlikten şak diye kurtulmuştu da elde ettikleri müthiş refah sayesinde adolf'ü topyekün bağrına basmıştı. peki ya kalanlar? eh... onlar alman bile değildi ki. hem propaganda o yönde işlemiyordu. insanlar sadece öfkeli bir alman'ın gür, ikna edici sesini duyuyorlardı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;şimdi kalbimi sıkıştıran, &lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;türkiye&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;. yazdıklarımdan çok daha fazlası da var. 13 haziran'dan itibaren distopyaların da gerçekleştiğini göreceğiz. bir de bunun &lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;dünya&lt;/span&gt;&lt;/b&gt; versiyonu var. çok daha geniş, neredeyse içinden çıkılmaz. insana hakikaten çaresiz hissettirmiyor mu?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;hissettirmesin. &lt;span class="Apple-style-span"&gt;değişim diye bir şey gerçekten var.&lt;/span&gt; iyi yönde de olsa, kötü yönde de olsa, değişim her zaman var. ayakların bile baş olabildiği yerde elbet bir gün düzen yeniden değişir.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-8599951268894912266?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/8599951268894912266/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=8599951268894912266&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/8599951268894912266'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/8599951268894912266'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/03/kalp-sksmas.html' title='kalp sıkışması'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-6832683687827196921</id><published>2011-03-01T22:24:00.003+02:00</published><updated>2011-03-01T22:30:19.859+02:00</updated><title type='text'>şşşş.</title><content type='html'>lütfen sadece yeni kapanma haberleri geldiğinde sesimizi çıkaralım. uyuyan var.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;hem yarın gündem değişecek. bu kadar yaygaraya ne gerek var? twitter'da trending topic olmak yetmiyor mu? söyleyeceğinizi söylediniz, dağılın haydi. insanların gerçek işleri var, o kanunlar, mahkeme kararları kendi kendine çıkmıyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sesini yükseltme lan! sağır yok burada! her şeyi duyuyoruz, söylemediklerini bile. sadece umursamıyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;nanik.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-6832683687827196921?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/6832683687827196921/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=6832683687827196921&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/6832683687827196921'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/6832683687827196921'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/03/ssss.html' title='şşşş.'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-6279387389345397901</id><published>2011-02-28T22:17:00.004+02:00</published><updated>2011-02-28T23:46:19.778+02:00</updated><title type='text'>olan... biten!</title><content type='html'>yaklaşık bir ay aradan sonra merhaba size minnoşlar, sanatın ve sanatçının dostları, sevgi pıtırcıkları. merak etmiyorsunuzdur ama söyleyeyim: neden bir aydır yazmıyordum? çünkü işim vardı. neden şimdi yazıyorum? çünkü işim yok.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;evet sayın seyirciler, dört aylık neşeli macera sona erdi ve ben yine işsizim. eski ajansım hakkında kötü bir şey de yazmayacağım zira şimdi ismini belirtmeyeceğim bu mekan, çalıştığım ikinci en güzel yerdi. ortaya çıkan işler açısından da açık ara birinci. hatta minik bir araştırmayla ajansın ismini öğrenebilir, "çok kral bir dijital reklam yazarıyım" derseniz başvurabilirsiniz. çok kral dediğime bakmayın, ardımda doldurulması imkansız bir boşluk bırakmış değilim. ama acele edin derim. o koltuk bugün var, yarın yok.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;neyse. sonra ne oldu? sonra ben çalışmadığım bir hafta sonu geçirdim. önümdeki en az iki haftayı da öyle bir yayarak geçireceğim ki, gören beni yüz yıllık ev kedisi sanacak diyordum. yapamadım. çünkü biraz salağım ben. birileri bana iş vermek isteyince kıçımda bir kaşıntı hissediyorum. salak olmakla birlikte şikayet de etmiyorum, tüm işverenlerime ve vermek isteyenlerime son derece müteşekkir olduğumu, hiçbirinin okumadığı bu blogdan duyurmak isterim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;o güzelim bomboş hafta sonunu verimlilikten çatlayacak şekilde geçirmedim. yine de bu mal mal tavanı izlediğim anlamına gelmemeli. &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0981227/"&gt;nick and nora's infinite playlist'&lt;/a&gt;i izledim. bir süre michael cera'lı film izlemesem iyi olur diye düşünüyorum, çocuğun kız peşinde koşmasından sıkıldım. galip tekin'in tuhaf öykülerini okudum, yeniden resim yapmaya başlayabilirim bu aralar. öyküler ayrı, çizimler ayrı güzel. oyun hamurlarımı da yine elime alabileceğim kadar gaza geldim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ayrı başlıklarda değinmek istediğim bir şeyler de var:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;elif şafak - firarperest&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;büyük beklentilere girmeden kitaba başladım, beklediğimi buldum, bitirmeden kitaplığa yerleştirebilirim. elif şafak'ı sevmeyeniniz de çoktur sanırım. şahsen bu popülist ablayı pinhan münasebetiyle çok sevmiştim ben. o zamandan beri yazdığı tüm kitapları da okudum. (okura bir alkış.) ne var ki, seyahat etmeyi bu kadar seven bir insanın böylesine körelmesini (ve buna rağmen çok satmasını) hala aklım almıyor. yıllardır aynı şeyleri yazıyor elif şafak. yolun onu nasıl çağırdığından, kendisini bulmak için sürekli bavulunu kapıp gittiğinden, tamamlanmaya çalışmasından, gizemli arayışlarından, sufi yanından falan bahsediyor. yoldan, gitmeye çalıştığı veya vardığı yerden, bütün bu süreçte yaşadığı ya da yarattığı hikayelerden eser yok. varsa yoksa gitme motivasyonu. bir kere tamam, iki kere kabul edilebilir ama sürekli "bir yol var benden içeri" yazınca kabak tadının alasını veriyor. ben kabaktan hiç hazetmem. bir kitap daha yazarsa koleksiyonu bozmayı umursamayabilirim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;seren yüce - çoğunluk&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"olmuş" diyerek bırakabilirim, yine de biraz bahsetmeyi kendime borç bilirim. fransız sinemasının neredeyse sıkıcıya varan gerçekçiliğinden hoşlanıyorsanız izleyin. karakterleri tanıyın. bir şeyleri değiştirmek gibi bir dürtüye sahipseniz benim gibi mal mal elitist takılmayın, o filmdeki insanları anlayın. onlar gerçekten "&lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt1714014/"&gt;çoğunluk&lt;/a&gt;" tanımına uyan kişiler. görüyoruz ki, mahalle baskısı dediğimiz şey yalnız azınlıklar üzerinde kurulmuyor; bizzat çoğunluk içinde doğanlar, herhangi bir kaçış noktası bulamayacak şekilde bu baskıyla yontuluyor ve bir noktadan sonra gelişimlerini tamamlayıp kitleye dahil oluyorlar. üstelik gayet uyumlu bir şekilde. bu süreçte yaşadıkları iç sıkıntıları, bocalamalar, acabalar da bartu küçükçağlayan tarafından son derece iyi yansıtılmış. filmdeki vanlı kızda yanlış bir şeyler vardı ama bu göze çok batan bir ayrıntı değil. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;şebnem işigüzel&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bu yazardan bahsetmiş miydim hatırlamıyorum. bu aralar onu da koleksiyon yaparcasına okuyorum. güzel hikayeler anlatıyor ve kısa yazdığı sürece ortaya "tamam, olmuş bu" denecek şeyler çıkarabiliyor. ama hikayeleri, doğal olarak, romanları kadar sürükleyici değil. romanları hayli enteresan. özellikle "çöplük" kesinlikle tavsiye ettiğim bir kitap. okuma sürecinin büyük bölümü harika geçiyor. güzel bir dil, harika tasvirler, kıvrak ve ardından gelecekleri merak ettiren cümleler... ta ki kitabın sonuna gelene kadar. henüz iki romanını okumuş olmakla birlikte, şebnem işigüzel'in sonları bağlamakla ilgili bir sorunu olduğunu söyleyebilirim. "bir şeyler yapıp okuyucuyu öyle bir ters köşeye yatırayım ki, kitap bitti sandığı anda bile bittiğinden emin olamasın, anlattıklarımın gerçek olup olmadığını bilemesin, son sayfaya kadar, hatta sonrasında da şüphesi devam etsin" tavrı var. bunu bir teknik olarak kullanıyor olabilir, yazardır, yapar. ne var ki ben bu teknikten pek hoşlanmıyorum. yine de okuyun. zevklerimiz biraz bile örtüşüyorsa, kendisini bir masalcı olarak çok başarılı bulabilirsiniz. (bu arada çöplük beni gerçekten dehşete düşürmeyi, hatta gerçek hayatta da ürkmemi sağlamayı başardı - ki kendisi bir ürkü romanı değil.)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;şimdilik bu kadar. biraz çalışmam lazım. hihi!&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-6279387389345397901?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/6279387389345397901/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=6279387389345397901&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/6279387389345397901'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/6279387389345397901'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/02/olan-biten.html' title='olan... biten!'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-5174723665351796491</id><published>2011-02-04T18:16:00.002+02:00</published><updated>2011-02-04T18:24:10.136+02:00</updated><title type='text'>alkol ve ötesi</title><content type='html'>&lt;i&gt;aynı dili konuşmadığın insanlarla nasıl tartışabilirsin? &lt;/i&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;yapamazsın. ama dilini de tutamazsın.&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;sinirlenirsin, cevap verirsin, karşındaki insan öfkeni görüp güler.&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;yine de tutamazsın. laf anlatamayacağını bilerek yazarsın. zaten cevap verdiğin kişi de sana bir şey anlatamayacağını, fikrini değiştiremeyeceğini bilir. yine de yazar. &lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;peki ne yazar? sen nasıl cevap verirsin? &lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;yorumlara bakmayanlar için gelsin.&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;Adsız dedi ki...&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ne kadar özgür,mesela evli ve çocuklu sabaha karşı tanımadığın bi adamın evinde ölü bulunacak kadar olur mu?  &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sadece bir yayayı öldürecek kadar? &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;belki gecenin sonunda bir elektrik direğine saplanıp kalmış olmak yeterlidir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şuna ne dersin fren yerine gaza basıp yanında oturduğun arkadaşını denizde boğacak kadar özgürlük. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;En yakın arkadaşını bıçaklayacak kadar,erkek arkadaşını aldatacak kadar,alkolik olacak kadar,tüm paranı rehabilitasyon merkezlerinde harcayacak kadar özgürlük,olur mu? &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;''İçmeden sosyalleşemiyorum abi''&lt;/div&gt;&lt;div&gt;E ne yapalım o da senin ezikliğin arkadaşım. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ha sosyalleşmekten neyi anladığımıza da bağlı,kastettiğim kolej grup faaliyetleri diil tabi.Onun da hiç ayık kafayla yapıldığını göreniniz var mı? &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Siz 24 yaş altı aklı on karış havada olan veletler için daha çok kanun çıkacak ve ben ve benim gibi çoğunluklar da sizi yönetmeye devam edeceğiz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;İnci Vardar dedi ki...&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;öncelikle, ben 30 yaşındayım. kısıtlanan doğrudan benim içme özgürlüğüm değil, genel bir özgürlük durumu. ama yazdıklarınızdan sonra buna anlam vermenizi beklemiyorum.  &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ardından, saydıklarınıza teker teker cevap vereyim.   &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ilk sorunuza yanıtım evet. kimse, kimin yanında ne şekilde ölüneceğini sizden öğrenecek değil. yaşamından sorumlu olmadığınız birinin ölümü de sizi ilgilendirmez.   &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bir yayayı öldürecek kadar değil. zaten kimse alkollü araç kullanmanın yasallaşmasını istemiyor. başkasının yaşam hakkına saygı duymak zaten özgürlük tanımına dahil.  &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;erkek arkadaşını aldatmak, alkolik olmak, rehabilitasyon merkezine servet yatırmak da bireyi ilgilendiren durumlar, sizi değil. arkadaşını bıçaklayan insan da (alkollü olsa da olmasa da) özgürlükle ilgili bir durum değil. kaldı ki bana cinayetlerin, tecavüzlerin, kavgaların sorumlusu olarak alkolü gösteremezsiniz. bunu yaparsanız düpedüz yalan söylemiş olacaksınız.  &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;18 yaşında oy kullanabilen, evlenip çocuk yapmak gibi inanılmaz bir sorumluluğa yasal olarak sahip olabilen, silah alabilen, şirket kurabilen insanlar alkol alacak kadar da aklı başındadır, hiç şüpheniz olmasın.   &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;diğer yandan, alkol kullanan pek çok kişinin lafını bilerek konuştuğu bir dünyam var benim. onlar sizin gibi değiller. neye karışıp nerede susmaları gerektiğini bilecek kadar olgun ve saygılılar.  &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;gün olur devran döner, azınlıklar çoğunluk olur. son 8 yılda böyle olabildiğini gördük, yine görürüz. hayat insana çok ilginç şeyler gösteriyor.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-5174723665351796491?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/5174723665351796491/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=5174723665351796491&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/5174723665351796491'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/5174723665351796491'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/02/alkol-ve-otesi.html' title='alkol ve ötesi'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-7173270917262474171</id><published>2011-01-31T19:17:00.001+02:00</published><updated>2011-01-31T19:20:27.531+02:00</updated><title type='text'>28 Şubat Pazartesi / 12.30 / Taksim Meydanı</title><content type='html'>&lt;div&gt;Sayın Başbakanım,&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Basında yer alan içki yasakları haberleri nedeniyle hazırlamaya başladığımız bu manifestonun konusunu, 2011 Türkiye’sinde yaşanan “sosyal hayata yapılan müdahaleler” oluşturmaktadır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bizler kim miyiz?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Biz yan dairedeki komşunuzuz, biz bakkaldaki çırağız, biz üniversite öğrencisiyiz, biz vergisini kuruşu kuruşuna veren çalışanlarız, biz devletin memuruyuz, biz doktoruz, biz öğretmeniz, biz kesinlikle nedeni içkiden olmayan işsiziz, biz restoran sahibiyiz, biz çiftçiyiz, biz fabrikatörüz, biz akademisyeniz, biz reklamcıyız, biz asker çocuğuyuz, kısacası biz bu ülkenin dünü, bugünü ve geleceğiyiz. Ve biz içki içmeyi seviyoruz. Ama biz bugüne kadar bunu söylemeyi gerekli görmemiştik. Ama şimdi son derece gerekli görüyoruz ve sıralıyoruz:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;1.Bizler, her türlü özgürlüğü kısıtlayıcı müdahaleye karşıyız.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;2.Bizler, ikiyüzlü demokrasiye karşıyız.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;3.Biz “aslı olmayan korkular cumhuriyeti” yaratmaya çalışanlara karşıyız.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;4.Biz, topluma karşı sorumlu birey yetiştirmenin yasaklardan geçmediğine inanıyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;5.Biz, bu tip konularda başkasından koruma istemiyoruz; hepimizin kendini koruyabilecek bilinçli bireyler olduğunu biliyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;6.Bir toplumu güzel kılan şeyin farklılıklar olduğuna inanıyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;7.Bizler, demokrasiye inanıyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;8.Bizler, yasakların ileride daha vahim sonuçlar doğuracağına inanıyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;9.Biz, “içki seviyoruz” deme zorunluluğu hissetmeden içki içmek istiyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;10.Biz, bu yüzden alkolik, serseri, işe yaramaz olarak yaftalanmak istemiyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;11.Bizler her medeni toplumdaki medeni insanlar gibi içkinin keyifli anlarımıza eşlik etmesinden hoşlanıyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;12.İçkinin bir amaç değil araç olduğunu düşünüyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;13.Bizler çocukların ve 18 yaşından küçük gençlerin içki ve sigara içmelerine kesinlikle karşıyız.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;14.Biz 18 yaşında gençlerin silah kullanmasına da karşıyız.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;15.Biz bugüne kadar 18-24 yaş arası TC gençleri nasıl yaşadıysa öyle yaşamak; hatta daha da özgür bir ortamda yaşamak istiyoruz. Fakat özgürlüklerin sınırlarına da inanıyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;16.Biz gençken eğlenmek, yaratmak, etkilenmek istiyoruz. Bunun da gelecekte daha sağlıklı, sosyal hayatında ayakları yere daha sağlam basan bireyler yetiştireceğine inanıyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;17.Biz, gece hayatını seviyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;18.Biz, gece hayatını sadece alkol ve cinsel içerikli olarak gören zihniyete karşıyız.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;19.Biz bir konsere gitmenin, müzik dinlemenin, insan için geliştirici etkinlikler olduğunu düşünüyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;20.Biz, bir konser dinlerken, notalara bir kadeh de içki eşlik etsin istiyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;21.Biz, dünya starlarını görmek istiyor, bu konuda Dünya’dan geri kalmak istemiyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;22.Biz, tüm çağdaş memleketlerin gençleri gibi kendimizi en özgür hissettiğimiz müzik festivallerine katılmak istiyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;23.Biz, sanatçıların eserlerinin tanıtılması için çaba harcayan sanat galerilerin gala davetlerinde, bir kadeh içki alıp eserleri seyre dalmak istiyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;24.Bizler, 40 yıllık bakkalımızdan 40 yıldır olduğu gibi içkimizi almak istiyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;25.Bizler, düğünlerimizde sevincimizi paylaşan misafirlerimizle şerefe kadeh kaldırmak istiyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;26.Biz, binlerce medeniyete ev sahipliği yapmış bu topraklara gelen turistlere, yine binlerce yıllık kültürümüzde var olan rakı-balık-meze, şarap-yemek uyumlarını en iyi anlatabileceğimiz görselleri sunmak, binlerce yıllık kültürümüzü anlatabilmek istiyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;27.Biz, sevdiğimizle bir deniz ya da orman manzarasına bakarak ya da mehtabı batırarak kadeh tokuşturmak istiyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;28.Biz, dini inançlarımızın ve sorumluluklarımızın sadece bizim meselemiz olduğunu düşünüyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;29.Biz, tabii ki başkasının özgürlüğüne zarar vermeden özgür olmak istiyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;30.Biz, bu hayatı kutlamak istiyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"Bu mektup/manifesto benim, bizim, onların değil destekleyen herkesindir! Eğer sen de desteklemek istiyorsan; bu yazıyı kendi facebook hesabında, blogunda, ya da nerede istersen orada yayınla. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Biz sesimizin hep birlikte daha güçlü çıkacağına inanıyor ve başbakanımızın söylediği gibi sadece %58'in değil geriye kalan %42'nin de Başbakanı olduğunu göstererek bu yazıyı dikkate alacağını umuyoruz! Hem belki %58’in içinde de bu manifestoyu destekleyenler vardır? Kim bilir…&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Saygılarımızla,&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir Grup Blogger!&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-7173270917262474171?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/7173270917262474171/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=7173270917262474171&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/7173270917262474171'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/7173270917262474171'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/01/28-subat-pazartesi-1230-taksim-meydan.html' title='28 Şubat Pazartesi / 12.30 / Taksim Meydanı'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-4322996341462390871</id><published>2011-01-31T11:04:00.003+02:00</published><updated>2011-01-31T12:14:28.999+02:00</updated><title type='text'>floresan giyen adamlar ve...</title><content type='html'>sinema hakkında konuşmamın çok doğru olmayacağını görür gibiyim. ama söyleyeceklerim var. hafta sonunu ofiste geçirmemiş, beş film birden izlemiş biri olarak, artık bunu yapabilirim, evet. zaten bloglar ne içindir ki?&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;cuma gecesi &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt1401113/"&gt;dante's inferno&lt;/a&gt;'yu izledim. bilgisayar oyunu fragmanına "röeah! biri oynasa da izlesem" demiştim ve fakat animated epic beklentimi pek karşılamadı. çok uykum vardı zaten. filmin sonunu izleyememişim. sabah da merak edip bakmadım. cehennemin her katında farklı bir çizim tarzı kullanmaları hoş olmuş. bu kadar. hatırlamıyorum zaten.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;cumartesi iki güzel film birden günüydü. oscar adayı olan &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt1504320/"&gt;the king's speech&lt;/a&gt; ve sanırsam hiçbir şeye aday olmamış &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0181536/"&gt;finding forrester&lt;/a&gt; ile empati manyağı oldum. kral değilim, kekeme değilim, nasıl oluyor da kolin fırt'la empati kurabiliyorum, orası biraz muamma. filmden biraz bahsetmek gerekirse (oysa ki neden gereksin?) bir tane ingiltere kralı adayı var, iki kelime etmeye kalksa sıçıp batırıyor. kardeşi de karı kız peşinde koştuğundan kelli ske ske kral olacak adam. derdine deva ararken, kendisine "berty" diyen bir doktor buluyor ve olaylar gelişiyor. hem komikli, hem duygusallı, yer yer heyecanlı, bazen iç burucu, kısmen ilham verici... normal bir film yani. uçup kaçmalar, anlamsız gerilimler yok. daha ilk sahneden küçük emrah kaşlarıyla "aaauuww..." diyor insan. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;finding forrester ise sean connery'li bir film. reklam dışında da kendi çapımda bir şeyler yazmaya çalıştığım içim bam telime vurdu, kalp ritmimi bozdu. ne var ki bunda da empati kurabileceğim bir durum yok aslında. tek kitap yazıp "oha süper amerikan yazarları" tarihine geçmiş forrester ve bronx'tan çıkması mümkün görülmeyen bir "vay anasını sayın seyirciler yetenek" arasında geçen olaylar anlatılıyor. adamın yazmak ve yazarlık hakkında söyledikleri içimde enteresan kıpırtılara neden oldu. ödülü falan olmasa da tekrar izlerim diye düşünüyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;mesela...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;"No thinking - that comes later. You must write your first draft with your heart. You rewrite with your head. The first key to writing is... to write, not to think!"&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sonra pazar oldu. henüz farkında değildim ama izleyeceğim iki film "ya işte çekmişler ama bilemedim yani sanki biraz" gibi anlamsız cümleler kurmama, yer yer buhranlara koşmama neden olacaktı. bol çalışmalı ve bence verimli bir gün leziz bir sandviçle tamamlanırken &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt1542344/"&gt;127 saat&lt;/a&gt;'i izleyelim dedik. james franco'yla sorun yaşamayan (hatta &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0910936/"&gt;pineapple express&lt;/a&gt;'te kendisini hayli sempatik bulan) ve danny boyle'u çok şahane bulan biri olsam da 127 saat aynı noktada öleyazan bir adamın hikayesini izlemek çok çekici gelmiyordu. o kadar övgü yerini bulacak mıydı, yoksa çok sıkıcı geçtiğini düşündüğüm 127 saatlik süreç gerçekten o kadar sıkıcı mıydı? azzz sonra!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;neyse işte, böyle önyargıyla izlemeye başladım. film süresince paso bir şeylerle dalga geçip güldük ama bir yere kadar. sonra baktık atlaya atlaya izliyoruz, bazı yerleri hızlı geçiyoruz falan. sonra da adam kolunu kopardı işte. aaa spoiler. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;spoiler falan değil efendim, bilinen bir gerçek. zira kendisi gerçek bir hikayeden alınmış, çok da korkunç bir durummuş. tabii ben james franco'nun sergilediği muhteşem oyunculuğu anlamadım. adam duruyor işte orada, karakter marakter yapması da gerekmemiş. ağlamıyor bile lan. kaya düşüp elini parçalamış, adam sadece şaşkın. ağlasana olm, acır o el! zaten beş gün takılıyorsun orada, insan en azından sıkıntıdan ağlar. aman neyse. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;danny boyle için de elbette haddim olmayarak "aferin genç, çok enteresan kullanmışsın kamerayı, sinema okulumuzdan birincilikle mezun olmana engel göremiyorum" diyorum. öyle deneysel falan, james franco'nun insanın üzerine üzerine gelen dili falan... hoş şeyler bunlar.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sonra gecenin bir vakti &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt1104001/"&gt;tron&lt;/a&gt;'a gitmeye karar verdik. ilk &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0084827/"&gt;tron&lt;/a&gt;'u izlemiş miydiniz bilmiyorum; çok daha primitif bir teknoloji kullanılsa da çok daha güzel gelmişti bana. hem tuhaf bir kafası vardı, hem hikaye aksiyonun gerisinde kalmamıştı hem de adamların program olduğunu ilk bakışta anlıyordun. o ışıkların bir anlamı vardı yani.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bu 3d filmler konusunda bir türlü alışamadığım bir durum var. adamlar filmi sadece görsel şahanelik için yapsalar da ısrarla hikaye bekliyorum ben. yanlış yapıyorum. bunu yaptığım için de mütemadiyen bir hayal kırıklığı içindeyim. yani, film ekibi kusura bakmasın ama çok sikkoydu. kıyafetler falan güzel tabii, olsa giyerim öyle şeyler ama o kıyafetler insanı program yapmaya yetmiyor. zaten bilgisayar programı yemek yer mi lan? manyak mısınız siz? &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sinirlendirdiler beni yani. nihayetinde bin tane örneğini gördüğümüz post-apokaliptik bir filmi alıp floresan takmışlar, bundan ibaret. ikinci yarıda alıştım biraz ama. madem dedim bilgisayar oyunları artık grid mrid dinlemiyor, madem cillop gibi 3d modellerle başka dünyalar yaratılıyor, olsun dedim be. bu da böyle olsun. güzel görünüyor ya, bu da yetsin bize. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;yazı çok uzadı ama iki filme daha laf etmeden geçemeyeceğim. &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0947798/"&gt;black swan&lt;/a&gt; muhteşem bir film değil ama sahne sahne düşününce araya çok etkileyici birkaç şeyin sıkıştırıldığı görülüyor. sadece birkaç sahnesini tekrar izlemek isterim, onun dışında çok da bir numarası yok. natalie portman ise rol için biçilmiş kaftan gibi bir şey. kızın kendini oynadığını düşündüm.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt1399683/"&gt;winter's bone&lt;/a&gt;'un ise çok güzel olduğu söylenmekle birlikte, biz o filmin tamamını izleyemedik. 20 dakika sonra koltuğa şöyle bir kaykılmıştık, filmin devamı nasıl bilemiyorum. sıkıldık yani. oscar adayı ama izleyebilene.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;david fincher'dan ise artık hazetmiyorum ve kendisiyle konuşmak istemiyorum, görürseniz iletirsiniz. o sikko &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt1285016/"&gt;social network&lt;/a&gt;'ü oscar'a aday eden zihniyetin de benim dünyamda yeri yok, söyleyeyim. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bir programımızın daha sonuna geldik. kalın salıncakla.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-4322996341462390871?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/4322996341462390871/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=4322996341462390871&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/4322996341462390871'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/4322996341462390871'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/01/floresan-giyen-adamlar-ve.html' title='floresan giyen adamlar ve...'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-6608038378113268152</id><published>2011-01-30T03:00:00.003+02:00</published><updated>2011-01-30T03:49:23.088+02:00</updated><title type='text'>içerim ben bu akşam...</title><content type='html'>facebook'a sıcak sıcak öfkeyle yazdığım şu şeyleri yapıştırayım önce:&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;içemedim ben bu akşam. kursağımda kaldı. en az 95.000 kişinin "katılıyoruz tabi yeaa, içkimizi kim yasaklayabilir, protesto bizim işimiz!" dediği organizasyona "yüzlerce" kişi bile katılmayınca o şişeyi kaldırmanın bir anlamı kalmadı. hep diyordum ki, kuyruğuna basılırsa bir şey yapar bu millet, bir şekilde sesini çıkarır. gırtlağına basmak için uzanan ayağa boynunu uzattığını görünce söyleyecek bir şeyim kalmadı. abanın klavyelere efendim. yerinizden kalkmadan, elinizi taşın altına koymadan yapabileceğinizi yapın. "sandıkta görüşürüz" diyenlerin ne kadar haklı olduğunu %60'la karşılaşınca göreceğiz.&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;------------------&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;içki genellikle yalnız içilmez, racondandır. birlikte keyif almak, bazen de rakı masasında dünyayı beraber kurtarmaktır içki içmek. biz bu gece yalnız kaldık, içtiğimizden tat alamadık. bu organizasyona katılacağını belirtmiş 3.000+ kişi ve saat 20.00'daki organizasyona katılacağını belirtmiş 95.000+ kişi kadehlerini evlerinde kaldırdılarsa, gelecekte faşizmin evlerine de girebileceğini, tek başlarına hiçbir şeye karşı koyamayacaklarını unutmasınlar lütfen. katılan herkese teşekkür ederim. katılmayanlar ise 5 ay sonra evlerinden oy verirler artık, ne gam.&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;tarih 29 ocak. alkol tartışmalarının üzerinden 2 hafta geçmiş, artık televizyonda bile konuya yalnız en az izlenen tartışma programlarında biraz değiniliyor. 29 ocak itibariyle maaş suyunu çekmiş. insanlar hafta sonu dışarı çıkmak yerine pazartesi işe gitmeleri için gereken parayı ellerinde tutmaya çalışıyorlar. 29 ocak saat 20.00. galatasaray-bursaspor karşılaşması var, iki gol atılmış bile, tutulan nefesler küfürle veriliyor. 29 ocak saat 22.00. yağmur hafiften kara dönüşmeye başlamış, soğuk insanın yüzünü ısırıp sağlam bir parça koparıyor. yine de insanlar taksim'de, her zamanki yerlerinde. sigara içebilmek için dondurucu havada sokak masalarında oturuyorlar. müzik sesi barlardan sokağa taşıyor, yine tam doluluk sağlanmış, barmenler hızla çalışıyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;biz evren'le dışarıdayız. taksim'de. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;evden çıkmadan önce kavgaya karışmayan, sorunlarını konuşarak çözen, durup dururken celallenmeyen evren'le dalga geçiyorum; "&lt;i&gt;alperen ocakları'ndan ya da aşırı dindar kesimden birileri taşlı sopalı saldırırsa sen de dalma&lt;/i&gt;" diyorum. "&lt;i&gt;polis sorun çıkaracak olursa hemen şişeleri boşaltıyoruz, nihayetinde sokakta içki içmek yasak&lt;/i&gt;" diyorum. öyle bir şey olmayacağını biliyoruz. gülüyoruz. facebook gruplarında katılacağını belirten o kadar çok kişi olmuş ki, bir umutla "&lt;i&gt;kaç kişi gelir acaba?&lt;/i&gt;" diye düşünüyoruz. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;iki ayrı protesto gösterisi düzenlenmesi çok saçma değil mi tatlım? bu yüzden türk solundan bir cacık olmaz, söyleyeyim ben sana. aynı etkinlik için bile farklı gruplar kurulup farklı saatler veriliyorsa, "birleşin" söylemleri ancak hayal olur. zaten olay sıcaklığını kaybetmiş, maaş bitmiş, maç varmış... evet canım, organizasyondan pek anlamayan türk aklıyla karşı karşıyayız. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;kaç kişi gelir acaba? &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;tünel meydanı'ndayız. taksiler rahat geçiyor. bir grup görür gibi oluyoruz. yok, değilmiş. şuradan bir ses geliyor sanki? yok, normal bar sesiymiş. bak, polis geçiyor, nerede toplandıklarını onlara sorsak mı? gülüyoruz yine. başka ne yapabiliriz ki? gülüyoruz. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;belki galatasaray meydanı'na gitmişlerdir diyoruz. yürüyoruz. istiklal caddesi yazın olduğu gibi tıklım tıklım değil ama yine bol bol insan yürüyor sokakta. kimse birlikte yürümüyor. bir kişi dışında kimsenin elinde şişe yok. galatasaray meydanı boş. bir de taksim meydanı'na bakalım diyoruz. eylem, protesto, ses, bira... hiçbir şey yok.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;eve dönüyoruz. benim burnum akıyor, evren'in kulakları buz tutmuş. sinirlenmişiz. çok sinirlenmişiz. birbirimize şirinlik yapıyoruz. içimiz içimizi yiyor ama gülüyoruz, birbirimizi sakinleştiriyoruz. eve gider gitmez bilgisayar başındayız, bir şey kaçırdık mı diye gruplara bakıyoruz. evren yazıyor:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;"AKP ye karşı içiyoruz" aktivitesi "sözde"katılımcılarına...&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"NE TUNUS NE MISIR, BURASI TÜRKİYE, 30 SENE BEKLEMEK YOK, SANA 5 AY DAHA !" &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;evet gerçekten burası ne tunus ne mısır...az bile yapıyor hükümet! ulan 95bin kişiden 100 kişi mi gelir organizasyona?! neymiş evden katılınabilirmiş...zaten hayatınız boyunca herşeye "evden" katıldığınız için bu hale gelmedik mi?! oyunuzu da "evden" atarsınız artık! tebrik ediyorum katılan 100-150 kişiyi gerisine de "size herşey müstahak" diyorum!&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;"mouse la sol klik ve tadaaaaaaa aym ettendink"&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;bira hadisesi olur 90bin kişi geliyorum der 100-150 kişi gelir. &lt;/i&gt;&lt;i&gt;sansüre sansür videolarını paylaşma yarışına girer herkes, oluşturulan gruba baksan 20bin kişi geliyorum der ve yürüyüşe 1000-1100 kişi gelir. akp şöyle hükümet böyle denir, videolar vızır vızır uçuşur ne oy vermeye gidilir ne referanduma... maksat protest gözükelim de bir gün birileri bir şey yaparsa "biz de destekledik, biz de mücadele ettik, ne günler çektik ah bir bilseniz" muhabbeti açıp başkaları üzerinden kendilerini kandırıp anlamsız sahte mutluluklar yaşayabilmek. veya tatmin... her ne halt ise.&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sokaklara dökülmenin çoğu zaman çözüm olmadığını, taksim'de her gün sonuçsuz kalan en az bir eylemin yapıldığını söyleyen benim. ama aynı zamanda, sessiz kalmanın da çözüm olmadığını, hiçbir şeyin bilgisayar başında değiştirilmeyeceğini de söylüyorum. en azından sesimizi çıkaralım diyorum. bizim de en az 95.000 kişilik bir sesimizin olduğunu duysunlar, bir gün meclis'in önünde bir araya gelebileceğimizi, onları içeri sokmayabileceğimizi bilsinler diyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;peki sesimi duyan var mı?&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-6608038378113268152?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/6608038378113268152/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=6608038378113268152&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/6608038378113268152'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/6608038378113268152'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/01/icerim-ben-bu-aksam.html' title='içerim ben bu akşam...'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-1021257053062548690</id><published>2011-01-25T10:59:00.004+02:00</published><updated>2011-01-25T11:39:52.215+02:00</updated><title type='text'>kaybeden</title><content type='html'>malumunuz, kaybedenler kulübü yakında beyaz perdede tüm ihtişamıyla yer alacak. her yerde videoları dönüyor, "pardon bağyan sevişmiş miydik" cümlesi dillere pelesenk oldu olacak. zamanında dinlerdim ben de. programla ilgili güzel anılarım var. annemle "kim bu erol egemen ya?" dediğimiz bile oldu. hey gidi günler...&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ne var ki saygıdeğer okur, poroğramı iyi hatırlamamın tek nedeni, kalan kısımlarını bilinçaltıma itmemmiş. ben dün gece bunu gördüm. bulduğum &lt;a href="http://kaybedenlerkulubu34.blogcu.com/"&gt;adresi&lt;/a&gt; açarken "zamanında ne dinlerdik beaa" diyordum. ama nasıl baydılar hemen... 15 dakika içinde adamların ağzını burnunu kırma isteğim kabardı, 20 dakika sonra da "bu kadarı bana yeter" diyerek kapadım, çalışmaya devam ettim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;lise yıllarım. o zamanlar genciz tabii. içimiz pörsümüş, kendimizden geçmişiz. kendimizden çoğul bahsediyoruz (tam olarak şimdi yaptığım gibi. şu anda bol kişilikli yapımı nostalji kisvesi altında öne çıkarıyorum. ruh hastalığımla hava atmak en büyük özlemim. la yörü git!) ancak böyle dallamaları dinlemekten mazoşist bir zevk alıyoruz. ne salaklık demeyeceğim, beterin beteri var. en azından programı aramadım ben.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;neden bu konuya değindim? şöyle ki, bu iki hıyar sürekli kurbağa yutmuş gibi konuşup her şeyin sıkıcılığından bahsediyorlar ya. körpecik gençler de özeniyor, "galiba hayat çok sıkıcı hagaden yav" diye düşünüp, bir de bu düşüncelerini radyo programında paylaşmak istiyorlar. neymiş efendim, ilgi çekici ve eğlenceli bir sohbet olacakmış. 20 dakikasını dinlediğim programa bağlanmış çocukcağız "hayat neden hep aynı yeaaa" derken sesindeki neşe duyulmaya değerdi. allah belasını vermesindi, zira kendi kendine belasını bulmuştu piçirik. sonra ikilinin sanırsam kaan olanı, çocuğun yok denecek kadar hiç cinsel yaşamıyla ilgili soruyu sorunca bebede bir neşe, bir gülüşmeler... allaaam iyi ki asosyalmişim de böyle uyuz olduğum bir gece adamları aramamışım. aslında tiplere "i don't fuck losers" demek isterdim belki ama teee o zaman ne cruel intentions izlemiştim, ne de elimde (vaya başka yerimde) sekse dair geçerli bilgi vardı. tam da bu yüzden depresiftim herhalde.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;mevzu-u bahis filmde eli yüzü düzgün iki insan evladını oynatmışlar. bu durum bende bir miktar merak uyandırdı. çünkü zamanında bunlardan kaan olanını oldukça şişman, sivilceli, kıl yumağı bir adam olarak hayal ediyordum. mete konusunda "hiiç normal" dışında bir şey düşündüğümü hatırlamıyorum. dün gece bu aklıma gelince google'dan aradım ve ne göreyim? kaan, richard brautigan'ın şişman, kel ve kıllı olanıymış. tarzının 6.45'e ve kaybedenler kulübüne uygun olması kendisine puan kazandırdıysa da radyoda yaptığı abazan muhabbetinin nedeni benim gözümde hayli açık. (benim hayatım kadar hatun kaldırmıştır, o ayrı.)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;mete avunduk ise... hiiiç normal. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;o kadar hakkında atıp tuttum ama ben galiba bu filmi izlemeyeceğim. büyümüşüm. sistemin çarkları falan filan.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-1021257053062548690?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/1021257053062548690/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=1021257053062548690&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/1021257053062548690'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/1021257053062548690'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/01/kaybeden.html' title='kaybeden'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-8928618515139400081</id><published>2011-01-14T10:23:00.003+02:00</published><updated>2011-01-14T10:41:53.791+02:00</updated><title type='text'>dikiş</title><content type='html'>rüya nefesimin kesilmesiyle başlıyor. göğsümde sekiz dikişlik bir delik açıyorlar. sonra dikiliyor. iğrenç bir yara. "burada iz kalacak," diyorum, "evren buna nasıl bakacak acaba?" moralim iyice bozuluyor.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;göğsümün ortasındaki dikişlerle bir masadayım. bypass gibi bir şey. gülemiyorum, ani hareketler yapamıyorum. dikişlerimi korumam gerekiyor. patlarsa kanın nasıl fışkıracağı gözümün önüne geliyor, elimle göğsümü tutarak hareket ediyorum. korkuyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bir ilan gösteriyorlar. popüler bir şarkıcı kullanılmış, sıradan bir ilan. ilgilenmiyorum. buna rağmen t. ilanın çok iyi olduğu konusunda ısrarlı. sürekli konuştuğu için kaçırdığım bir şey olduğunu düşünüyorum, tekrar bakıyorum. hala sıradan olduğunu düşünüyorum ve görüşümü belirtiyorum. "türk reklamcılığından hiçbir şey anlamadığın buradan belli işte" diyor, nedense sinirlenip gidiyor. kafamda soru işaretleri var ama ilan hala sıradan, sıkıcı. oysa çalışmaması için bir neden yok. dikişlerim sızlıyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;yine herkesin birbirine hediye aldığı bir dönemdeyiz. bana e. çıkmış. aklımın bir köşesinde sürekli ona almam gereken hediye var, beynimi kemirir gibi, sürekli aklımda. ama ne hediye almaya gidecek zamanım var ne de alabileceğim şeyler konusunda bir fikrim. aklıma hiçbir şey gelmiyor, neyi beğenebileceğini bilmiyorum. aptal aptal dolaşıyorum sokakta, dikişlerimin patlamaması için yavaş hareket ediyorum. e. arıyor. şimdi hatırlamadığım bir şeyler söylüyor sakin sakin. dinliyorum. "bu arada, kötü bir haberim var" diyor, "bebeğimizi düşürdük. her şey yolunda gidiyordu, bir ara p.'nin ağrısı başladı. ne olduğunu anlamadan bebek gitti."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;çok üzülüyorum. ne diyeceğimi bilemiyorum. benim o kadar dışımda bir konu ki, yapabileceğim hiçbir şey yok. yine de birkaç cümle söyleyebiliyorum, telefonu kapatıyoruz. "adamın zaten bir sürü derdi vardı, böyle bir acı hiç adil değil" diyorum kendi kendime. o bebeği ne kadar önemsediğimi fark ediyorum, çok tatlı bir aile olacaklarını düşünmüşüm bunca zaman. üzüntüm artıyor. dikişlerimi tutarak yürürken kendi kendime konuşuyorum. sürekli kendimi sorguluyorum. adil değil mi? adil olması gerekir miydi? şans işte. ama keşke olmasaydı. olmuş bile. ve saire. ve saire.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;saat çalıyor sonra. bütün alnımı kaplayan bir baş ağrısı. rüya devam ederken uyanmak çok zor. gereğinden fazla stres yaşadığımda rüyalarımın ne kadar bilinçli olduğunu düşünüyorum, göğsümdeki delik dışında her simgenin anlamı kafamda pırıl pırıl.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;şimdi çalışmak gerek. insanlar hediye bekliyor.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-8928618515139400081?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/8928618515139400081/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=8928618515139400081&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/8928618515139400081'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/8928618515139400081'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/01/dikis.html' title='dikiş'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-9195603394050016873</id><published>2011-01-09T15:36:00.003+02:00</published><updated>2011-01-09T17:24:24.587+02:00</updated><title type='text'>röportraş</title><content type='html'>bugün bir gazetede röportajım yayınlandı. ilk kez oluyor ama pek heyecanlanmadım. reklam yerine haber yazsam nasıl olurdu diye düşündüm, yazamayacağıma karar verdim.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ben de pek çok kişi gbi gazete okuyan, gündemden haberdar olan ve fikir yürüten biriyim. ne var ki, çok sinirlendiren bir konu olmadıkça buraya gündemi değil, kendimi yazıyorum. tüm bu yazılar için "ben nasıl biriyim, neler yaşıyorum ve neleri önemsiyorum" gibi bir başlık atabiliriz. içerik, memleket meselelerini önemsemediğim anlamına gelmemeli. daha ziyade, yazacağım herhangi bir yorumun fayda sağlamayacağını düşünüyorum. oysa yorumlanacak haber yok mu? var. kısaca, cumhuriyet ve hürriyet gazetelerindeki birkaç başlık üzerinden inceleyelim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;"say'a japon övgüsü"&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;fazıl say'ı dinleyen japon gazeteciler, onu klasik müzik dünyasında doğu'yu ve batı'yı sentezleyen bir devrimci olarak tanımlamış. doğrudur, fazıl say öyle bir adamdır. ama ne yazık ki türkiye onu yıllarca "yavşak" kelimesiyle hatırlayacak, belli bir kesim dışında kimse müziği hakkında iki kelimeyi bir araya getiremeyecektir. yaptığı yorum nedeniyle halkına küstürülen, müziğiyle değil, yarattığı sansasyon ile kendini milyonlara gösterebilen, "o müziğini yapsın, gerisine karışmasın" denilen bir adam hakkında daha ne diyeyim ki ben? mahmut mu diyeyim?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;"akp'li elazığ belediye başkanı ve ekibi hakkında yolsuzluk iddiasıyla soruşturma başlatıldı"&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;gümrükte 50 milyon liralık rüşvet ve yolsuzluk olmuş, operasyon yapılmış, bir sürü kişi gözaltına alınmış. onun da üstü kapatılırdı ama bakanlık "işleme konulmama kararı" verdiği halde olay danıştay'a taşınınca, belgeler bulgular falan ayyuka çıkınca "hadi bakalım" demişler. gümrükte işlerin rüşvetle yürüdüğünü bilmeyen yok. bu kez meblağ biraz fazlaymış, olaya karışanlar arasında soyadı unakıtan olan da yokmuş. eh, hadi bakalım. yorumlanmaya değer mi? hayır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;"örtülü ile gündeme gelen başbakan'ın eski kalem müdürü şirket kurmaya doymuyor"&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;tek kaşı kalkan oldu mu? hayır. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;"kemal kılıçdaroğlu: başbakan aciz kaldı"&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;haberin ayrıntısına girmiyorum ve pis pis sırıtıyorum. neden? kemal kılıçdaroğlu bir umutla parti başkanı oldu ama deniz baykal'dan hiç farklı olmadığını üzülerek görüyoruz. kifayetsiz bir adam "aciz" diyerek saldırırsa buna deniz baykallık denir. evet.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;"zulümhane'yi balbay için imzaladılar"&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;adam 675 gündür tutukluymuş. bilgisayar, daktilo vermemişler, kitabı kalemle yazmış. bir manken de hapisteyken kitap yazmıştı, hatırlar mısınız? o kitap zulümhane'den daha çok satmıştır muhtemelen. insan haklarından mı bahsedeyim şimdi? sansasyonla ayakta duran bir sektörden, aynı mantıkta bir ülkeden mi bahsedeyim? niye ki? siz bilmiyor musunuz sanki?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;"çağlar boyu sömürü ve inanç"&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bu benim kesinlikle kaleme alamayacağım yazılardan biri. zaten allahsız, dinsiz, inançsızım. neden dinin bir sömürü sistemi olduğunu yazayım ki? ben biliyorum, sizin de inancınıza veya inançsızlığınıza göre bir bildiğiniz var. düşüncelerimi kimseye empoze etmek gibi bir derdim yok. hayatımda inanç olmayınca, yazdıklarım arasında da din pek fazla yer bulamıyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;"türkiye pazarında silah açılımı"&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bu konuda da bir yorum yapmak zor. gündem çabuk değişiyor ama hatırlarsınız, aralık ayında "silah lobilerinin isteği doğrultusunda"bir yasa tasarısı verildi (bu aralar üstünde durmama kararı alındı. demek ki çok tepki görünce saman altından onaylamaya karar vermişler.) silah ruhsatı alma yaşı 18'e inecek, 5 silah alınabilecek, ikisi üstte taşınabilecek, eski sabıkalılar silah alabilecek, ruhsat için bir heyetin "iyi bir insana benziyor, oluru var" demesi gerekmeyecek. sermaye sahipleri, kapitalist sistem, savaşa dayalı ekonomi, korku imparatorluğu, ahmaklık. yorum bu kadar.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;"başbakana yayın durdurma yetkisi - bu, faşist devlet modeli"&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;herkes bu aralar kanuni'yle ilgili diziden bahsediyor. dizi güzelmiş, kötüymüş, sülümanmış, hürremmiş... bu mudur? değildir. bu diziye rekor denebilecek sayıda şikayet geldi, geliyor. daha bu sabah kahvaltıda babam dükkana gelen hacı hoca takımının imzalayıp rtük'e göndermek üzere dilekçe dağıttığını söyledi. kör göze parmak yorumu: türkiye giderek muhafazakarlaşıyor, biz artık azınlığız ve buna rağmen mazlum edebiyatı yapan biz değiliz. sanki siz tehlikenin farkında değildiniz. türkiye faşist midir, demokrat mıdır? demokrasi oy kullama hakkıyla mı sınırlıdır? propagandanın, sansürün hiç mi suçu yok?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;"anne sütüne kadar sanayi kurbanı"&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bunu direkt alıntılıyorum, yorum gereksiz: sanayi kuruluşlarının konut alanlarıyla iç içe girdiği, kanser vakalarının ise dünya ortalamasının 30 kat üzerinde olduğu kocaeli'nin dilovası ilçesi'nde, anne sütünde (ve bebeklerin dışkısında) yüksek dozda ağır metale rastlandı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;mutantlaşıyoruz muntazaman.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;"bilkent yönetiminden jaguar'lı öğrenciye: havalandı, görevini bırakmasını görüşeceğiz"&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;abdullah gül üniversite temsilcilerine yemek düzenleyerek yaranmaya çalışmış, çocuğun biri de yemeğe jaguar'la gitmiş. üniversite bu yüzden ayaklanmış. aptallar. jaguar'ı görene kadar o çocuğun sizi temsil etmediğini fark edemediniz mi? şimdiye kadar aklınız neredeydi, neden değiştirmediniz?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;blogun en uzun yazılarından biri bu oldu herhalde. kaç tane haber hakkında bir şeyler yazdım ve aslında bilmediğiniz ya da düşünmediğiniz hiçbir şey anlatmadım. ama bir konuda görüş bildirebilirim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bu ülkede, aslında çok iyi berber olabilecek insanlar köşe yazarlığı yapıyor. hepsinin saç keserken anlatacak milyonlarca hikayesi var, deşarj olmak adına değdirme avantajı da cabası. bunlar bir yandan kahvede memleketi kurtarmaya yeltenenler kadar önemsiz, diğer yandan, daha geniş kitleye hitap ettikleri için çok tehlikeliler. onlara cevap vermezsek "adam haklı beyler" diyenlerin sayısı kuşkusuz artacak. klavye kabadayısı olarak verdiğimiz cevaplar, ancak bizim gibi düşünenler tarafından okunacak, başka kimsenin umrunda olmayacak. peki ne yapmalı?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;richard dawkins kendisine "adnan oktar'la evrim konusunda tartışacak mısınız?" sorusuna "onunla tartışmak, düşüncelerini meşrulaştırmak anlamına gelir, ben bilimsel düşünmeyen biriyle bilimi tartışmam" gibi bir cevap veriyor. çok benzer bir nedenle ben de köşe yazarlığına soyunup cevap veremem (sanki olayım desem beni hemen bir gazeteye alacaklarmış gibi). hem kendi bilgi eksikliğimden hem de saçma gururum yüzünden. emre aköz ya da oray eğin gibi aptallarla polemiğe girmek istemiyorum, bu sadece onlara prim vermek olur (ki bu cümleyle verebileceğim kadarını verdim).&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ne yapmalı?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;yaşamalı. çok ciddi bir kelime bu, yaşamalı. başkalarını eleştirmek, onların haksız olduğunu bas bas bağırmak yerine, insan kendi idealine göre yaşamalı. inançsızsa, başkalarının inancına hakaret etmek yerine, göğsünü gere gere dinsizken de iyi ve mutlu bir insan olunabileceğini yaşayarak göstermeli. evliliğin, sistemin getirdiği bir toplum baskısı olduğunu düşünüyorsa, sırf ailesini ve çevresini mutlu etmek adına evlenmemeli, "ne zaman evleniyorsun" sorularına yaşayarak karşı koyabilmeli. kişi, inandığı özgürlük her neyse, bunu bağırarak değil, mümkün olduğunca yaşayarak gösterebilmeli.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;şimdiye kadar hiçbir yürüyüşün, hiçbir sloganın toplumu değiştirdiğini görmedik. bir de böylesini deneyelim bakalım.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-9195603394050016873?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/9195603394050016873/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=9195603394050016873&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/9195603394050016873'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/9195603394050016873'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/01/roportras.html' title='röportraş'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-1709667452008694617</id><published>2011-01-08T00:40:00.006+02:00</published><updated>2011-01-09T13:59:31.195+02:00</updated><title type='text'>icccq (a.k.a geri zekalı olduk reyiz)</title><content type='html'>tek tük de olsa artan minik bir izleyici kitlem var. artmış olduğunu gördükçe şaşırıyorum. böyle zamanlarda sağ tarafa şu izlekleri gösteren zımbırtıyı koysam, milleti uğraştırmadan tek tıngırdatmada eklenmeyi sağlasam diyorum. sonra "izleyicilerinizle hava atın" cümlesi beni durduruyor. blogger'a posta koyuyorum. bunca zaman izlenmeyi zora soktuysam nedeni budur. kimse kusuruma bakmasın, hava atmak bana ters.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bütün gün uykusuz, akşama doğru ağlamaklıydım. az önce sol göz kapağımın biraz sarktığını fark ettim. bastırsam gözüm dolacak gibi. bir gün bir günü tutmuyor anasını satayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;geri zekalı hissetmek nasıl bir şey biliyor musunuz? aslı biliyor mesela. geçen hafta konuştuk. öyle hissetmeyenler anlamıyor. etrafta bir sürü gerçek geri zekalı varken, bir de bunlar deli gibi prim yaparken, az çok kafası çalışan insanlar her beceriksizliklerinde olağanüstü bir özgüven kaybı yaşıyor. bulamayınca, beceremeyince, bağlayamayınca, beğendiremeyince stres o kadar artıyor ki, zeka seviyesinin ortalamanın oldukça üzerinde olması bütün anlamını kaybediyor. (kendini dahi sanma veya "hava atma" anlamında değil, tamamen ortalaması 100 olarak belirlenmiş iq üzerinden konuşuyorum) bir de bunlar üst üste gelince, en azından sıklığı artınca her şey feci şekilde boka sarıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;(haftada ortalama üç proje çıkarmaya çalışırsan dağ noğlacağdı ya? diğer yandan tırsıyorum da. oldu da iş yükü azaldı, zırt diye fikir bulmam gerekmeyecek. ya yine bulamazsam? garantisini veremiyorum ki. normalde de öyle ödüllük, devrim yaratmalık işler çıkaran biri değilim, iş azalsa yine olamayacağım, mal bu. ama o zaman demezler mi adama, vay biz sana kolaylık yaptık da sende niye hala sikko sikko şişeler? ciddi ciddi ödüm patlıyor. neyse ki mevcut duruma bikbik etmiyorum, en azından oradan yırtabilirink.)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;iq yüksek ama neskime yarıyor amk ccc&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;özellikle de çevrende hemen herkes zeki ve/veya yetenekliyse. yaşamayı zorlaştıran etkenler bunlar. "sekiz çocuğum var, topluca sokakta yaşıyoruz" tarzı bir hayat gailesinin karşısında çok anlamsız, hatta şımarıkça görünebilir. ne var ki benim yaşam standartlarım bundan çok uzak ve hayatta kalmak için kendimi en azından kendime kanıtlamaya ihtiyacım var. diğer yanda da bir oray eğin olsun, bir nihat doğan olsun, bir adnan oktar olsun; aynı dertlerden mustarip olmayacağımız türlü türlü insan var. sanmıyorum ki onlar hayatlarının herhangi bir döneminde geri zekalı hissetmiş olsunlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gereksiz bir hafta sonu geçireceğim haberini aldım, o da bir ağlamaklılık nedeni oldu. hem de bak hala... of be. yapabilsem, şimdi kendime uçan tekme atacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;neyse.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1698022679577194612-1709667452008694617?l=aliceinwonderbra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/feeds/1709667452008694617/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1698022679577194612&amp;postID=1709667452008694617&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/1709667452008694617'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1698022679577194612/posts/default/1709667452008694617'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://aliceinwonderbra.blogspot.com/2011/01/icccq-aka-geri-zekal-olduk-reyiz.html' title='icccq (a.k.a geri zekalı olduk reyiz)'/><author><name>İnci Vardar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13523069566024447559</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/STL8O7AEubI/AAAAAAAAAT4/GuOqAt5N-cg/S220/stormy.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1698022679577194612.post-1658319863773350909</id><published>2011-01-05T20:33:00.003+02:00</published><updated>2011-01-05T23:37:59.874+02:00</updated><title type='text'>yılbaşı coşkusu</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: left;"&gt;enteresan bir ajans olduğumuz için yılbaşı çekilişi atraksiyonunu yeni yılın beşinci gününe bıraktık. iki iş arasında, bir toplantı berisinde küçük bir içip sıçma durumuna da girdik. (önemli not: sıcak şarap normal şarabın eline su dökemez, hatta çoğu zaman kendisini "leş" olarak tanımlayabiliriz.) &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;hediyeler verildi ve oyuncak aileme roy the toxic boy eklendi. mazallah havadar bir ortamda kalır da ölür diye mütemadiyen yanında sigara içiyorum. duygu çakalı (çakal dediğime bakmayın, böyle öpçük möpçük gönderiyor, fingir fingir bir arkadaşımız kendisi) gerekli şeyler'e gidip tezgahtar kızın başının etini yemiş "inci nelere baktı, en çok nerede oyalandı?" diye.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/_LCU7zqidA2Y/TSTZGWWZMBI/AAAAAAAAAug/pJ6mLT9Y5TA/s320/toxic%2Bboy%2B2.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5558806543183982610" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 320px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: 
