22 Ocak 2008 Salı

fikşın

yaklaşık bir hafta önce pankreas kanseri olduğumu öğrendim. annem ağlıyor, babamsa susuyor. kardeşimle çok az konuştuk. galiba benimle göz göze gelmekten çekindiği için eve pek uğramıyor. kemoterapiye de yeni başladık.

vücuduma giren her damla zırhımı güçlendiriyor. en azından ben öyle hissetmeye çalışıyorum. ilk birkaç saat "kabul etmesem?" dedim. çekip gider mi acaba vücudumdan? yok, bu iş böyle yürümüyor. şimdi "hasta değilim" yerine "hastayım ve güçlüyüm" diyorum. ne yazık ki saçlarım benimle aynı fikirde değil.

kemoterapi öyle tuhaf bir şey ki, sağlam olan ve olmayan tüm hücreleri yeniliyor. yıllardır severek ilgilendiğim saçlarımın dökülmesi aslında hiç de gerekli değildi. gidiyorlar işte. elimden bir şey gelmiyor. dökülmeleri moralimi feci şekilde bozduğu için artık 3 numaralar.

kuaföre gidip saçlarımı kazımasını istedim. nedenini sordu. "istediğimden değil, onlar beni bırakıyorlar" dedim. sustu kuaför. sonra bir şey söyleme gereği duydu, geçmiş olsun dedi. adı her neyse, o aleti getirdiğinde izin istedim, saçlarımı kendim kestim. bir tutam kaldırdım, alnımla birleştikleri yerden başladım. gözlerim yanıyordu. ağladığımı daha sonra anladım.

nasıl bir ikilem... "onu yalnız bırakma ama senin de ağladığını görmesin." ya kaçtılar yanımdan ya da sırtlarını döndüler çaktırmamaya çalışarak. bir an onları üzdüğüm için üzüldüm.

bittikten sonra sanki çok rahatlamış gibi "bunları kırmızıya boyasak ya" dedim. kuaför yarı afallamış, yarı dehşete düşmüştü. "şimdi saçını boyamamız uygun mu? sağlık açısından yani?"

"niye? kanser mi olurum? hahaha!"

sonra boya işine giriştik. bu kez parmaklarımda iz kalmasın diye karışmadım.

eve dönerken annem saçlarımın böyle de hiç fena olmadığını söyledi. "güzele ne yakışmaz" dedim, şıllık makamında bir kahkaha savurdum. o da güldü. sonra sustu. aklıma açacak konu gelmiyordu. bir ara gözlerinin dolduğunu gördüm.

gece odamdaydım. konuşmadık hiç. insan değer verdiklerinin kalbinin kırıldığını görmeye dayanamıyor.

sonraki gün kalktım, her zamanki gibi kahvaltı etmeden çıkıp işe gittim. kimse bir şey söylemeden saçımla ilgili ilk yorumları yaptım. ne pankreas dedik ne de kanser. hemen patrona gittim. mantıksız bir hamleydi ama ihtiyacım vardı.

patron tuhaf tepkiler veren biri. ölüm kalım meselelerinde bile "tamam, onu siktiret de yemek yedin mi?" gibi bir soru sorar. sorunu bir an unutturur. ambole olmuş şekilde normalliğe uyum sağlarsın.

bu kez onun da boşluğuna vurdum sanırım. doğru cümleyi bulamadı.

"aaa! n'aptın kız saçlarına?"
"nasıl? yakışmış mı?"
"eski hali daha iyiydi aslında. ama artık eskisi gibi..."

durdu. eskisinden ciddi şekilde farklı bir durumda olduğum geldi aklına. bu kadarını söylemişken...

"tedavi başladı di mi?"
"evet evet. ilk kokteylim de gayet lezzetliydi. pi'dekiler gibi değil ama gayet başarılı."
"iyi iyi. ne yapacaksın bugün?"

biraz işten bahsettik. en başarılı kafa dağıtma yöntemi. yeni fikir bulmak üzere yerime döndüm. her zamanki gibi geyik yapıyordum. belki her zamankinden biraz fazla. ama çok fazla değil.

neyse. matbaacı gelene kadar her şey normaldi. saçımı sordu. biraz ileri gidip neden kestirdiğimi sordu. fazla ileri gidip daha iyi hissetmek için ne gibi bir nedenimin olabileceğini sordu. ben de söyledim. "yediği önünde, yemediği ardında" başlıklı planını bozduğum için bozuldu sanırım. ne kadar kötü olduğunu sordu. beş yıl yaşamamın bile ancak %1 ihtimal dahilinde olduğunu söyledim. allahı işe karıştırmaya gerek duydu. durumumun allahlık olmadığını, onu bile karşıma aldığımı söyledim. anlamadı. benim gibisinin çok kolay bulunmadığını söyledim. dünyanın hayatta kalmama ihtiyacı var dedim. muhabbeti dünyayı kurtaran adam'a döndürebildik sonunda.

tuvalete kapanıp katıla katıla ağlamamak için kendimi zor tuttum. gerçekten. gözlerimin dolmaması için dünyanın geyiğini çevirdim yine. ağlarsam ölürüm. moralim bozulursa ölürüm. mutlu olursam yaşarım. ne kadar gülersem o kadar iyi. aklıma kötü kötü şeyler getirmemeliyim. bunları tekrarlamak işe yaramaz ki!

kararlıyım ve uğraşıyorum. ölmeyeceğim. beş yıl sonra da yaşıyor olacağım. uzun saçlı ve sağlıklı olarak. o %1 ben olacağım. çünkü ailem ve önemli 1-2 kişi de o zaman hala yaşıyor olacak. onları hayal kırıklığına uğratmayı göze alamam. biliyorum ki, şu an hayatımdan çıksalar bırakırım. o kadar iyi yaşadım ki, kalanını görmek için kendimi yormam gereksiz. kendi ölümümden değil korkum, kalanların iç çekişi oturur göğsüme. bana kalsa, ne kadar yaşayacaksam yaşarım, sonra da paşa paşa ölürüm gıkımı çıkarmadan. ama şimdi olmaz. ben zamanımın geldiğini kabul ederim de, onlar henüz kabullenebilecek durumda değiller. önce onları gömmem gerek. yoksa kimden isteyeceğim sabır vermesini? bilmiyor muyum sanki bir şekilde dayanacaklarını, devam edeceklerini? peki ya o boşluk ne olacak? ne yaşar, ne yaşamaz yapan boşluk nasıl dolacak?

günlük iş bitti. bu akşam da kimseyle kahve veya bira içmedim. zaten şimdi bira içmem çok sakıncalı. sarılığımı da fondötenle kapatmakta zorlanıyorum, bu şekilde dışarı çıkmak istemiyorum pek. belki yarın. alkolsüz zor ama yaşamayı bu kadar kafaya koyduysam gerekeni yapmalıyım. ne kadar yorucu olursa olsun.

annem iyice işkillenmiş. babamı da tutmuş kulağından, soluğu hastanede almış. bir sürü test yaptırmışlar. babam tahmin ettiğimiz gibi hipertansif. ben de hık dediği zaman burnundan düştüm. dolayısıyla hastalığını kabullenmediğini, elinden geldiğince tedavi olmayacağını biliyorum.

nasıl olduğunu bile sormadım. "babacım," dedim olabildiğimce sevimli, "şu ilaçlarını düzenli alsan olur mu? evde senin sağlığını senden çok önemseyen insanlar var, biliyorsun."

maç izliyordu. evet derken de gözünü ekrandan ayırmadı. belki de doğru olan onun yaptığı. bilemiyorum.

öğrenmeye çalışıyorum.

4 yorum:

artun dedi ki...

fekt degil iyi ki lan korktum.
babacim. aksamaa baaabaaaciiiggiiiiiiiiiiim, unuuuuuuuutmaaaaaaa ulkeeeeeeeeer GEEEEEEETIIIIIIIIIRR ehahahahah

İnci Vardar dedi ki...

ben de düşünürken korktum olm. çok acayip şeyler hastalıklar falan...

artun dedi ki...

ne alakasi var askla meskle..
BEGENMEDIN DI MI
heha

cagdas dedi ki...

of ya. az once fiksin basligini gormeden okuma gafletinde bulundum bu yaziyi. inandim ve yemin ederim basimdan asagi kaynar yok pardon soguk sular dokuldu. oldum dirildim lan resmen.