28 Ocak 2010 Perşembe

şiir

şiir sevmem diyemem, okumaya üşeniyorum. şiir çok uzun bir şey, düz yazıdan çok daha uzun (ama hiçbir şey oblomov'dan uzun olamaz).

az önce madde bağımlısı'nda en iyi on aşk şiirine baktım. çoğunu okuyamadım, çok azını hatırladım. cemal süreya ne güzel bir insan dedim.

özlem ve ayrılığın aşk şiiri oluşturmasını sevmiyorum. insan yaşarken de yazabilmeli. "kavuşamazsın, aşk olur" şablonlaştırılmış ilişkilerden / ayrılıklardan doğan bir yalan. aşktan pek anlamam ben ama yaşanamayanın bu kadar büyütülmesini itici buluyorum. sürekli acı ticareti yapmak hoşuma gitmiyor, bunalıyorum. (kafiye!)

25 Ocak 2010 Pazartesi

bir gıdım insan

star wars furyası cnbc-e'de başladı, ben de seriyi yeniden izlemeye karar verdim. bu arada aklıma saçma sapan düşünceler üşüştü ve karakterleri şöyle bir gözden geçirdim. ve karar verdim:

HAN SOLO EN KRAL STAR WARS KARAKTERİDİR!

bir kere han solo insan gibi insandır. öyle çok ahım şahım hedefleri yoktur; macerayı sever, karı kız peşinde koşar, dalga geçmesini bilir. yok force'muş, dark side'mış falan takmaz; sadece aldığı görevi layığıyla yerine getirir. han solo dediğimiz adam doğruyu yanlışı fazla düşünmez, harekete geçer. bunu da genellikle leia'yı tavlamak için yapar. öyle burnunun doğrultusunda giden biri olduğunu söyleyebiliriz. tam da bu nedenle (belki biraz da harrison ford olduğu için) karizmatiktir. hatta yavşaklığıyla karizmatik olmayı başarmış kişilerden biridir. sonuç olarak han solo hem en şahanesinden bir görev adamı hem de gayet aşk insanıdır.

bu adam türkiye'de yaşasaydı işi gücü bırakıp fethiye'ye falan yerleşir, pansiyon işletirdi, bakın buraya yazıyorum. akşamları da zeki müren eşliğinde 1-2 duble götürür, leia yanında değilse maziyi anar, hoş sohbeti ve şen kahkahalarıyla güzel vakit geçirmemizi sağlardı. çünkü türkiye'de yaşasa misafirperver bir karakter olacağını da düşünüyorum.

peki o güzelim darth vader neden en kral adam olamaz? ikinci bölümde obi wan'dan dayak yemediği için elbette! (seni saygıyla anıyorum aslı.) şimdi adama hak vermiyor değilim. o zeka ve yetenekle jedi konseyi tarafından hor görülüyor ya, stajyer olsa dayanamaz kendi ajansını açardı. bunun hedefleri biraz daha büyük tabi. malum, zekası yeteneği falan da daha büyük. o kadar güç elemanı aptala çevirir bir yerden sonra. hele ki boyundan büyük korkuları kontrol edilemez öfke krizlerine dönüşüyorsa... 3. bölümü izlemesem adamın aptala döndüğünü de söylemezdim, haşa! ama be darth vader'ım, en sevdiğin varlığı kurtarmak için dark side'a geçiyorsun, bir de onu boğmaya çalışıyorsun. senin bu yaptığın aptallık değildir de nedir? öfkeni biraz kontrol edebilsen ne olur sanki? değer mi o güzel kadının kalbini (ve neredeyse boynunu) kırmaya?

neyse efendim... bu adam chaotic good kalsaydı han solo'yu hiiiiiç sallamazdım. lawful evil dışında bir yönünü görmeseydim baş tacı ederdim (ki 4'ten itibaren kalbimde çok sağlam bir yer kazanmıştır, laf edene acımam). ama anakin'den vader'a geçiş pek sancılı, pek dümbelek. ben böyle ne emmeye ne gömmeye gelen tiplerden hazetmiyorum, her şeyi siyah ve beyaz olarak ayırmış bir kişiliğim. sen de darthcığım (evet, çok yakınız) kızı kurtaracaksan kurtar, geç dark side'ın en müstesna köşesine, ortalığın .mına koy. ama arada padme'ne yamuk yapacaksan, kızcağızın yaşama isteğini bile yok edeceksen sana bir çift sözüm var: olmaz o iş!

sözlerime master yoda'dan bir vecizeyle son vermek istiyorum:

fear is the path to the dark side.
fear leads to anger.
anger leads to hate.
hate leads to suffering.

(bundan benim de ders almam gerekiyor, ondan yazdım.)

23 Ocak 2010 Cumartesi

genel olarak izle

bir blog izleyeceğim zaman bu lafa takılıyorum hep, gülüyorum da gülüyorum çocuklar gibi şen kahkahalarımla. böyle bir lakayıtlık, bir vurdumduymazlık taşıyor bu cümle (gümle yazdım az önce, ona da güldüm. sinirlerim bozulmuş anlaşılan). genel olarak izle diyor; böyle arada göz ucuyla bak ama fazla yüz verme, yeni yazı beklediğini blog yazarına belli etme der gibi. belki de ben uyduruyorumdur. belki bu cümle o kadar komik değildir, hatta hislerim karşılıksızdır. bilemiyorum. yine de umutluyum. facebook'ta olsam bu cümleye benim gibi gülen bir milyon kişi toplayabilirim.

sinirim bozulmuş olabilir. kendimi kapana kısılmış hissediyor olabilirim. ama hayır efendim, kesinlikle kar topu oynamaya çıkacak değilim. hatta normalde odasında sigara içmeyen ben, yaşar usta, balkona bile çıkmıyorum soğuktan anasını satiym. hatta bu mevsimin içine küfür edeyim.

ev iyidir, hoştur, hastasıyımdır ve fakat zorunluluğa dönüştüğünde yerimde durmakta zorlanıyorum. içim ürperiyor, ya dayanamayıp bir cengaverlik yaparsam.

iyi oldu ama bugün. hem hikaye yazdım, hem resim yaptım, hem genel olarak blog izledim, hem kara sinir oldum. sütlaç gibi oldum ulan! durmaktan yanlarım ağrıyor.

7 Ocak 2010 Perşembe

the fuckin' point!

türkçeye "eee? niye ki?" diye çevirebileceğimiz "what's the point" kalıbı bu aralar beni delirtiyor. neden hayatta olduğum gibi ulvi konularda değil, gayet günlük meselelerde gereksiz stres yapıyorum.

niye izlesinler ki?
niye fotoğraf göndersinler ki?
niye böyle bir şey istesinler ki?
bir kampanyayla hem ajansı hem müşteriyi ihya edeceğim sanki anasını satayım.

müşterinin reklamcıların karşısında sith gibi dikildiğini düşünürsek, giderek dark side'a yaklaşıyorum. daha kötüsü, bu sabah "müşteri olsam neden böyle bir şeye para vereyim ki? bu iş bana ne kadar kar sağlayacak?" diye düşündüm.

kapitalizmi severim ama "rat race" içselleştikçe insan da umutsuzluğa kapılıyor, doğruya doğru.