14 Temmuz 2008 Pazartesi

may the force be with me

periyodik sızlanmalarımdan biriyle karşı karşıyayız. bu yüzden ya şimdi çök ve bu yazı yayınlanmasın ya da alay eder gibi suratıma parlamayı kes.

çok mu taktım bu kısa saçlara bilmiyorum. ama sanki onları kestirmek zorunda hissettiğimde başlayan şey bir türlü gitmedi. ya da çok önce başlayan şey yakamı hiç bırakmamıştı, sadece kendimi kandırıyordum.

içim çürüyor benim. duygusal kanser vakasıyım. yakın geçmişte tatile takmıştım. tahmin edeceğin üzere sorun hiçbir zaman tatil olmadı. hangi salak bir yere gitme endişesi taşır ki? emin ol, o salak ben değilim. gerektiği zaman ne kadar kolay sosyalleşebildiğim de bilinen bir gerçek. çok tuhaf bir şey olmazsa sıkılmayacağım ve kimseyi de sıkmayacağım.

peki bu göz yuvarlaklarının arkasından taşmaya çalışan şeyler ne? hayır, ağlamıyorum. böyle bir şey için bugün de fazla mantıklıyım. ağlayacak neden olmadıkça yapmıyoruz öyle şeyler di mi? icat etmek her zaman mümkün. sadece şimdi gereksiz.

kadın familyasına mensup organizmalar patlamadan önceki birkaç gün mutsuz, asabi, ağrılı falan oluyorlar. pek hoş. cidden hoş çünkü benim metabolizmam hiçbir uyarıda bulunmamasına rağmen hayatımın büyük bölümünü pms'e çeviriyor. serotonin desen veriyorum, dopamin desen gani gani... ne var o zaman ulan?!

şu anda bir kişi, kim olursa olsun, sevgili bulmam gerektiğini söylerse dişlerini eline veririm. doktora gitmemi söyleyecek kişinin burnunu beynine gömerim. spiritüel açıklamalar getirmeye çalışanların dilini keserim, bundan sonra telepatik iletişim kurmak zorunda kalırlar.

uf... arıza mısın evladım? neden böyle şeyler düşünüyorsun? insanlar sana yardımcı olmaya çalışıyorlar. yazık değil mi? hem bu öfke niye?

iyi de ablacım, you don't know the power of the dark side.

bak, şöyle bir şey var. içimin çürüdüğünü söylüyorum ya, bunun farkında olan başka insanlar da var. eve kapanıp insanlarla iletişimi kesmemi, kafamı ota boka takmamı onlar da doğru bulmuyorlar. mutabığız aslında. hatta evin dışında ilginç bir şey olmadığının da farkındalar. ama çürümeyi engellemenin en mantıklı yolu evden çıkıp kafayı dağıtmak gibi görünüyor. bana da öyle gibi geliyor. tek sorun, deneyip yamulmuş olmam. hatta mütemadiyen deneyip yamuluyor olmam. çok sıkılıyorum.

tamam, anladım aslında. meşe odunu lazım bana. yapabilecek birini bulayım, kafamı kırsın. yoksa duvara geçirmem yakındır.

gidiyorum yarın. yenilenmiş ve mutlu olarak dönebilirim. belki bir daha böyle boktan yazılar yazmam. bu cümleyi neredeyse dilek gibi düşünüyordum. parmaklarımı ya da beynimi kaybedebileceğim geldi aklıma. vazgeçtim.

tamam ya, iyiyim işte. bi sus artık.

Hiç yorum yok: