12 Mayıs 2011 Perşembe

hocam olmuyor ama!

şimdiye kadar okul yıllarını büyük bir nefretle anan çok kişiyle karşılaşmadım. aslında o dönemlerden pek hoşlanmayanlar bile bir şekilde gülebildikleri ya da cinlik yapıp kuralları yıkabildikleri dönemleri hatırlamayı tercih ediyorlar sanırım. bir de efsanevi öğretmen ağlatmalar var tabii. bununla gurur duyan öğrencilerin nefreti muhtemelen benimkinden bile büyük.

işin doğrusu, benim okulla aram yuvadan itibaren bozuktu. ama çeşitli nedenlerle büyük sorunlar da çıkarmıyordum. tek yaptığım kurallara sinirlerim elverdiğince uymak ve en kısa sürede bitirip o ortamdan kurtulmaya çalışmaktı. okul birincisi olmak veya okulun süzme piçi şeklinde anılmak gibi bir derdim de yoktu. aslı'nın çok güzel tanımladığı gibi, öylesine bir sümüktüm.

okulla ilgili temel sorunum çok fazla kuralın olmasıydı. tüm kuralların sadık uygulayıcısı olarak da karşıma müdür yardımcısı çıkıyordu ki; anlaşamadığım tek öğretmenim kendisiydi. mesela bizim okulda gömleğin içine siyah tişört giymek yasaktı ve ben bu yasağı çiğnemek için her yolu kullanırdım (öfkeli bir öğrenci olduğumdan kelli, yuvadan itibaren uygulamaktan itinayla kaçındığım benzer birkaç yasak daha vardı). ne var ki, son sınıfta sigaraya başlayan biri olarak, bir kere bile okulda sigara içmedim. siyah tişört giymekte bir sakınca görmüyor ama okuldaki sigara yasağını mantıklı buluyordum. (buna rağmen lise 2'de, henüz hiç sigara içmezken, müdür yardımcısına öğrencilerin yasal olarak sigara içebileceği bir alan tahsis etmeleri talebinde bulundum. şimdi bunun yanlış bir talep olduğunu düşünüyorum. onlar da çocuk aklına uymamakla iyi etmişler.)

dün gece izlediğim la mirada invisible (the invisible eye) filminde okuldaki bu sigara yasağının nasıl kötüye kullanıldığını gördüm. yalnız o da değil, filmi baştan sona çatık kaşlarla izledim. çok sinir bozucuydu.

- önemli not: spoiler'dan hoşlanmayanlar, bu alanı geçiniz -

yıl sanırsam 1982, mekan arjantin'de bir lise. 23 yaşında bir kadın okulda gözetmen olarak çalışmaya başlıyor. (öğretmen olmayı beceremeyenleri gözetmen yapıyorlar galiba) bu kadın okuldan eve dönerken, metroda mütemadiyen tırnaklarını törpülüyor. benim içim vıcır vıcır oluyor. hemen kadını antipatik buluyorum. ama bununla kalmıyor! kadın öğrencilerden birine platonik aşık oluyor. yoo yoo, bununla da kalmıyor! müdüre gidip "bu çocuklar sigara içiyor sanırım, araştırmama izin verir misiniz?" diyor ve müdürün takdirini kazanıyor. sonra görüyoruz ki, bu sadece takdir değilmiş, müdürün uçkurda da uuu beybi minvalinde bir hareketlenme olmuş. neyse. kadın izni kopardıktan sonra erkekler tuvaletinde takılmaya başlıyor. tuvaletteki kapısı olan alanlardan birine saklanıyor ve bütün teneffüsü orada geçiriyor. tabii ortada sigara falan yok, kadın bu yaptığından en basit anlamıyla zevk alıyor. ama bununla kaldığını mı sandınız? tabii ki hayır! bu kadın, yazdığı çocuğun tuvalette olduğu bir an iyice kendini kaybediyor, oracıkta mastürbasyon yapıyor. ve tabii birileri müdüre "hocam buradan ince ince nefes alma sesleri duyuyoruz, kız var galiba içeride" dediğinde yakalanıyor. yok yok, tam bir yakalanma değil. müdüre yine "kesin burada sigara içiyor bu piçirikler, bugün yarın yakalarım" diye yalan söyleyip sıyrılıyor. bitmedi! kütüphanede olsun, havuzda olsun, aşık olduğu çocuğun çantasını karıştırıyor, iç çamaşırını falan kokluyor. düpedüz sapık yani kadın. velhasıl kelam, daha fazla açık vermeye başlayınca müdür durum hakkında büyük bir aydınlanma yaşıyor, ziterim böyle aşkın ıstırabını diyor, allem edip kallem edip kadına tecavüz ediyor. sapık kadın ve sapık müdür arasındaki bu alengirli ilişki kadının tırnak törpüsü vasıtasıyla müdürü öldürmesiyle son buluyor. the end.

- spoiler bitmiştir, yerlerinize dönebilirsiniz.

gece gece sinirlerimi zıplattı bu film, kabustan kabusa koşturdu beni. sonra da bugün okuduğum haber sonucunda "gelmeyin bu kadar üstüme öğretmenler!" diyerek isyan ettim tabii.

haber der ki, sağlık meslek lisesinde öğretmenlik yapan bir şahıs okula türbanlı gelen öğrencisinin başını duvara vurmuş. öğretmen bunu reddedip sadece uyardığını söylüyor ama diğer yanda öğrencinin aldığı rapor ve öğretmenin daha önceki bir vukuatı da var.

yalan söyleyen taraf hangisi olursa olsun, öğretmen suçlu. okula türbanla girmek yasak olabilir, bu benim derdim değil. birinci durumda öğretmenin, hangi şartlarda olursa olsun, şiddete başvurması benim gözümde okuldan atılma sebebi. eğitimle ilgili kanunlar döverek eğitime ne diyor bilmiyorum, bu benim görüşüm.

ikinci senaryoya göre, eğer öğrenci öğretmeninden iftira atacak kadar tiksiniyorsa, öğretmen yine suçlu. öğrencinin davranışı okul kurallarına ya da öğretmenin bireysel görüşlerine aykırı olabilir ama bir öğretmen (malumunuz, pedagoji eğitimi de almış oluyor bunlar) bununla, kendisi dahil, kimseyi mağdur etmeyecek şekilde başa çıkmasını bilmelidir.

bunu, kardeşi okulda yangın çıkaracak kadar ileri gitmiş biri olarak söylüyorum, bir öğretmen olağanüstü durumlarla karşılaştığında bile nasıl davranması gerektiğini bilmeli, karşısındakinin hala bir yetişkin olmadığını unutmamalı.

tabii o kadar öğretmen demişken, yazımı içmihrak'tan bir güzellikle bitirmek isterim.


Hiç yorum yok: